Efendimizin Hayatına Açılan Pencere

Ahmet Cevdet Paşa ve “Peygamber Efendimiz” Kitabı Üzerine

M. Ali SİPAHİOĞLU –

İnsanlık tarihine adını yazdıran şahsiyetler içinde hiç şüphesiz ki, hayatı ayrıntılarıyla kaleme alınan ve hakkında en çok kitap yazılan ender şahsiyetlerin başında Hz. Peygamber (sas) gelmektedir.

Hz. Peygamberin hayatı,  daha O hayattayken ilgi konusu olmuştur. En yakınındaki değerli insanlar  – ashâb-ı kiram – O’nun hayatına dair tüm bilgileri ya hafızalarında ya da yazılı olarak kayda geçirmeyi bir görev addetmişlerdir.[1]

Şüphesiz O’nun hayatı hem beşerî hem de peygamberi yönüyle ilgiyle takip edilmiştir. Özellikle İslâm’ı tebliğ faaliyeti ve mücadelesi daha çok ön plana çıkarılmıştır.

Vefatının üzerinden çeyrek yüzyıl geçmeden, başta hadisler olmak üzere hayatına ait müstakil derlemeler başlamış, konuyla ilgili sahifeler ve risaleler kaleme alınmıştır. Bu işe gönül verenler, başta en yakın arkadaşları olmak üzere onların tabiin neslinden iyi yetişmiş olan çocuklarıdır. Bunlar içinde Zübeyr b. Avvam’ın oğlu Urve, Hz. Osman’ın oğlu Eban en başta gelenleridir.

Bu zevatın başlattığı işin adı “Siyer” yazıcılığıdır. Dolayısıyla bu ilmî çalışma, İslâm tarihçiliğinin de başlangıcını oluşturmuştur. Bu başlangıç, bereketi bol bir uğraşı serüvenidir. Onlar bu işin kapısını aralamışlardır. Kendilerinden sonra da bu çalışma artarak devam etmiştir. İslâmi ilimlerin her bir alanında temayüz etmiş değerli bilginlerimiz mutlaka “şefaat” ümidiyle Hz. Peygamberin (sas) hayatına dair, bir risale dahi olsa, telif etmiş, bu alanda uzmanlaşanlar ise ciltler dolusu eserler kaleme almışlardır.

İslâm tarihi bunun sayısız örnekleriyle doludur. İslâmi ilimlerin dışında, güzel sanatlar ve edebiyatta da nadide örnekler görmekteyiz. Hz. Peygamberin (sas) adının geçtiği ve O’nu anlatan âyet ve hadislerden olmak üzere, kelâm-ı kibarın yer aldığı sayısız hüsnühat örnekleri ve hilyeler, evlerimizin, camilerimizin ve müzelerimizin duvarlarını süslemekte, gönül dünyamızı ferahlatmaktadır. Yine edebi sanatların en güzel örnekleriyle süslenmiş naat ve kasideler, hem yazıda hem de sözde ulvî âleme gönüllerimizi taşımaktadır.

Bu serüven kutlu bir yolculuk anlayışı içinde, tatlı bir uğraşı olarak, asırları aşarak devam edip gelmektedir. Zaman içinde nice makam ve mevkii sahibi insan bu işten kendini vareste tutmamıştır. Sahip olduğu ihtisas alanı, makam ve mevki, peygamber sevgisi ve aşkının önüne geçememiştir. Birçoğu yetişme tarzıyla ricali ilmiyeden olmakla beraber, zamanla işgal ettiği devlet görevi, kendilerinin bu keyfiyetini ortadan kaldıramamıştır. Devlet hizmetinin yanında ilimle meşgul olmuşlar, zamanın ilmî ve fikrî gelişmelerine de kayıtsız kalmamışlardır.

Bu kısa girizgâhtan sonra sözümüzü şuraya getirmek istiyoruz. Mazimizin son yüz elli yılına kısa bir yolculuk yaparak, Hz. Peygamberin (sas) hayatını yazan müelliflerimizi ve eserlerini tanımak istiyoruz. Öncelikle kendi coğrafyamızın ikliminde yetişenlerden başlayarak mazi ile olan bağımızı sağlamlaştırmayı amaçlamaktayız. Bu vadide ortaya koyduğumuz bir ön kabulümüz yoktur. Bunun için bir risalecik de olsa konusu eğer “Siyer” yani Hz. Peygamberin (sas) hayatı ise, ilgi alanımız dâhilindedir. Bu, bir bütün eserin bir bölümü de olsa, bunu bir görev telakki etmekteyiz.

Bu manada ilk ele alacağımız müellifimiz, yaşadığı döneme birçok yönüyle damga vuran, hem ricali ilmiyeden hem de, ricali devletten olan, tarihçi, edip ve mütefekkir Ahmet Cevdet Paşa ve “Kısas-ı Enbiya ve Tevârih-i Hulafâ”dır.

Ahmet Cevdet Paşa (1823-1895): Âlim, devlet adamı, tarihçi ve fikir adamı olarak temayüz etmiş yakın tarihimizin önemli şahsiyetlerindendir. 1823’te bugün Bulgaristan’da bulunan Lofça kasabasında doğdu. 1895’te İstanbul’da vefat etti. Kabri Fatih Sultan Mehmet Türbesi Haziresi’ndedir.

Tahsil hayatına küçük yaşta Lofça’da başladı. Daha sonra İstanbul’a gelerek, dönemin önemli ilim muhitinin değerleri hocalarından tahsilini ikmal etti.  Kendisi çok kıvrak bir zekâya sahiptir. Bulgarca ve Fransızca öğrendi. Bayramlar dışında tatil yapmadığı, sürekli okuduğu ve çalıştığı bilinmektedir. Devletin her kademesinde, eğitim-öğretim başta olmak üzere, ilmiye ve mülkiyede görevlerde bulundu. Mülkiyedeki görevinden dolayı “Paşa” unvanı aldı.

Vazife olarak kendisine verilen “Osmanlı Tarihi” yazma görevinin yanında, resmi vakanüvis’lik gereği “Tezâkir” adlı eserini ve Türkçenin en güzel örneklerinden sayılan “Kısas-ı Enbiyâ”yı kaleme aldı.

Bunun yanında hukukçu kimliğinin bir gereği olarak mecelle heyetinin başkanlığını yaparak medeni hukuk alanında bir kanun kitabının hazırlanmasını sağladı.

Döneminin fikrî gelişmelerine kayıtsız kalmamıştır. Körü körüne batı taklitçiliğine karşı durmuş, millî ve İslâmî şahsiyeti temsil etmiştir. Ancak batının faydalı olan buluş ve teknik metotlarını alarak gerekli ıslahat ve yenilikleri yapmak istemiştir.

Ahmet Cevdet Paşa’nın Tarihçilik Anlayışı: Klasik Osmanlı anlayışına şeklen bağlı olmakla beraber, ilmî tarihçilik anlayışını benimseyen bir tarihçidir. Tarihçilik anlayışında İbn-i Haldun’un tesiri görülür. Bu noktadan olmak üzere İbn-i Haldun’un Mukaddeme’sinin tercümesini yapmıştır.

Paşa 1850’de müdürü olduğu Dârü’l-Müallimin’de aynı zamanda İslâm tarihi dersleri okutmuştur. Bu noktadan olmak üzere eserlerinde sade, açık ve herkesin anlayacağı bir üslûp seçmiştir. Ona göre tarih yazarının görevi, olayları herkesin anlayabileceği şekilde açık ve akıcı olarak anlatmaktır.[2] Bu anlayışını başta konu olarak ele aldığımız eser olmak üzere diğer eserlerinde görme imkânına sahibiz.

Kısas-ı Enbiyâ ve Tevârih-i Hulafâ: Hayatının son yıllarına doğru yazdığı bir eserdir. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar gelip geçen peygamberlerin kıssalarından, İslâm dininin ortaya çıkışı, Hz. Peygamberin  hayatı ve Hulafa-i Râşidin ile Emevi, Abbasi halifelerinden, diğer Türk-İslâm devletlerinden ve Osmanlı tarihinin 1439 yılına kadar olan ilk devirlerinden bahseder. Daha çok eğitim ve öğretim gayesiyle kaleme alınan eserin tamamı on iki cüzdür. İlk altı cüzü Cevdet Paşa’nın sağlığında basılmıştır. Tam ve yanlışsız şekli ise kızı Fatma Âliye Hanım tarafından 1331’de (1915) on iki cüz halinde neşredilmiştir. Bu baskıda, bazı kelimelerin karşılıkları parantez içinde verilerek aynen Latin harflerine aktarıldığı gibi sadeleştirilmek suretiyle de yayımlanmıştır (Haz. Mahir İZ. İst. 1972). Eser ayrıca Kazan Türkçesi’ne çevrilerek iki defa basılmıştır. (Kazan 1900-1901)

Bu eserinde yer yer üslup şaheseri denilebilecek örnekler ortaya koyan Cevdet Paşa’nın dili daha sonra birçok yazar tarafından takdirle karşılanmıştır.[3]

Tanıtım konusu yaptığımız, bu eserin Mahir İz tarafından sadeleştirilen ve daha sonra müstakil olarak “Peygamber Efendimiz” adıyla yayımlanan bölümüdür. Mahir İz’in varislerinin izniyle hayır amaçlı olmak üzere M. Ertuğrul Düzdağ tarafından yeniden neşre hazırlanarak yayımlanmıştır.

Bu eser okuyucunun gözünü korkutacak kadar hacimli bir eser değildir. Ders kitabı formatında hazırlanmış, öğretici bir eserdir. Hz. Peygamberin hayatını öğrenmek isteyen her yaştaki insanın kolayca okuyup anlayacağı sade bir dil kullanılarak hazırlanmıştır.[4]

Eser dört kısımdan oluşmaktadır. Mekke Devri, Medine Devri, Son Devir ve Bir Demet Hadis-i Şerif 368 sahifedir. Her bir kısım kendi içinde bölümlere ayrılmıştır. Olaylar kronolojik olarak ele alınıp anlatılmıştır. 3. Kısım I. Bölümde; Veda haccı, Vefatı, Vasıfları; İkinci bölümde ise Yakınları ve Memurları başlıkları bulunmaktadır. Tüm bölümler kendi içinde alt başlıklara ayrılarak konular öz ve özet olarak anlaşılır bir tarzda anlatılmıştır. Bu haliyle yardımcı bir ders kitabı görünümünde olup, okuyanı sıkmayan sürükleyici bir tarza sahiptir.

M. Ali SİPAHİOĞLU



[1] Mustafa el-A’zami, Dirasat, 1, 58.

[2] Ahmet Cevdet Paşa’nın Felsefi Düşüncesi, Kemal Sözen, İFAV yay. İst. 1998. S. 40-57. Ayrıca bu çalışmanın 35-82 sahifeleri okunarak tarihçiliği hakkında bilgi edinebilir.

[3] DİA. C. 7, s. 449.

[4] Peygamber Efendimiz (sas), Neş. Haz. M. Ertuğrul Düzdağ. İst. 2004, s. X.


Kategori: O'NU ANLATAN KİTAPLAR

Sizde yorumunuzu yazın










I'm not a spammer This plugin created by memory cards