Efendimizin Hayatına Açılan Pencere

Müslüman Ahlakının Unutulan Yapı Taşı

PEYGAMBERÎ TEVAZU

Berra KEPEKCİ - 

Uhrevi değer dünyasından arındırılmış bir dönemin fertleri olarak bizler için “tevazu” kavramı, kendimizi tanımlarken ve bu tanıma bağlı olarak iletişim dilimizi geliştirirken ne anlam ifade ediyor? Hz. Muhammed (as)’in tevazu örneklerini ardı ardına sıralayarak bir sonuca varmak mümkün görünüyor mu?

Çağın Baskın Etkisi: Narsizm

Kur’ân ve sünnet üzerine hayatını bina etmeye çalışan biz mütedeyyinler için bu sorgulamalar hayatî değer taşımaktadır. “İnsan, içinde yaşadığı çağa, babasına benzediğinden daha çok benzer.”[1] atasözünde veciz bir şekilde dile getirilen çağın baskın etkisi, Kur’ân ve sünnete bağımlı bir hayatın yaşandığı zannıyla gözden kaçırılıyor. Bunun birçok sebebi var. Bu hususta çağımızın “narsist” yaklaşımı, diğer birçok sebebi barındırması açısından önemlidir.

1970’li yıllarda kişinin diğer insanların düşüncelerine aldırmadan toplumsal kabulleri aşmaları konusunda cesaretlendirildiği kişisel gelişim kitapları yazıldı.[2] Bu kitaplardan devşirilen yaklaşımlarla şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki öne çıkarılan bireysellikle yetişen benmerkezci-narsist nesil, ne kadar mütedeyyin bir çevrede yetişirse yetişsin değerden yoksun bir ahlaktan kendini koruyamamıştır. Hâl böyle iken Hz. Peygamber (sas)’in üsve-i hasene özelliğini dile getirir ve O’nu (sas) anlatan rivayetleri sıralar dururuz. Sonra “İşte biz de O’nu (sas) örnek almalıyız.” deriz. Kuşkusuz bu yanlış bir yaklaşım değildir ancak eksik bir yaklaşımdır. Zira yaşadığımız çağın ne kadar etkisi altında olduğumuzu ve Efendimizin (sas) tevazu hasletinin hangi ahlaki değerlerin mürekkebinden meydana geldiğini pek düşünmeyiz.

Hz. Muhammed (as)’in “tevazu”sunu ele alırken -bu seferlik- rivayetleri sıralayarak bir sonuca varmak yerine bu hasletlerin ortaya çıkışında etkin olan ahlakî değerleri irdeleyelim ve bugüne gelelim.

Genel Anlamda Duyarlılık

“Ebû Hureyre (ra)’den gelen bir rivayette şöyle anlatılır: Siyah bir kadın – veya siyah bir genç- Mescid-i Nebevî’yi süpürürdü. Rasûlullah (sas) o kadını -veya genci- göremeyip onun nerede olduğunu sorduğunda kendisine öldüğü haberi verilir. Bunun üzerine Hz. Peygamber: ‘Bana haber verseydiniz ya!’ der. Sahâbîler o kadını -veya genci- önemsememişlerdi. Rasûl-i Ekrem (sas), mezarını öğrenerek ziyaretine gidip duada bulunur.”[3] Sahâbenin dikkate almadığı bir insanın Peygamber Efendimiz tarafından göz ardı edilmemesi câlib-i dikkat bir tevazu örneğidir.[4] Bu tevazu örneği hangi yönüyle dikkate değerdir? Efendimizin çevresini gözetmesinin, çevresine karşı hassasiyetinin ve insanlara duyduğu sevginin tezahürü olması açısından önemlidir. O’nun (sas) çevresine ve içinde yaşadığı topluma karşı duyarlılığını vahiy almadan önceki döneminde de müşahede edebiliyoruz. Henüz risaletle görevlendirilmeyen el-Emîn (sas)’in, hem kendi varlığı hakkında hem de her çeşit değer ölçüsünü yitirmiş olan o günkü toplumun kurtuluşu konusunda derin düşüncelere dalmış olması, içinde yaşadığı topluma karşı gösterdiği bir başka duyarlılık örneğidir. Dolayısıyla çevreye, topluma ve insana karşı hassasiyet tevazu hasletinin unsurlarından birisidir.

Merhamet  

Vahiyle şereflendikten sonra da Âl-i İmran sûresi 159. âyet-i kerimede buyrulduğu üzere Hz. Peygamber (as), merhamet ve müsamaha niteliği taşıyan tebliğ diliyle, tevazunun farklı bir veçhesini ortaya koymuştur. Buhârî Sahihi’nde geçen bir rivayetten Rasûl-i Ekrem (as)’in muhatabının heyecanını merhametiyle nasıl teskin ettiğini öğreniyoruz. “(Bir gün) Rasûlullah’a (as) gelen bir adam, (bir müddet) Efendimizle konuşur. Adamcağızın omuzları (korkudan) titremeye başlayınca ‘Sakin ol! Ben bir kral değilim, Ben kadîd (güneşte kurutulmuş et) yiyen bir kadının oğluyum’ diyerek onu teskin eder.” Burada tevazunun diğer bir unsuru olarak muhatabın iyiliğini düşünmeye sevk eden merhamet hasletini görüyoruz.

Öz Saygı/Saygınlık

“Ben kimim? Kendimi nasıl görüyorum?” sorularının cevabı, kişinin öz saygısının ipuçlarını verir. İnsanın özüne duyduğu saygınlık, kendi sınırlarını ve çevresindeki diğer varlık alanlarının (Allah-insan-hayvan-kainat) sınırlarını bilmesi/dikkate alması ile ilgilidir. Konumuz itibariyle iki varlık alanı olan Allah-insan ve insan-insan ilişkilerini ele alalım. Allah-insan ilişkisinde mabud – abd ve insan – insan ilişkisinde hakkaniyet/ihtiram ölçüleri tevazuyu beraberinde getirecektir. İlkinde anahtar kavram “ihsan”dır. Meşhur Cibril hadisinde Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: “İhsan, Allah’ı görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Eğer sen O’nu görmüyorsan O seni görüyor.”[5] İhsan, tevazu ile Allah’a her daim boyun eğmektir. Allah’a karşı tevazunun en önemli sembolik göstergesi secdedir.[6] İkincisi ise hakkaniyet ve ihtiram ölçülerine riayettir. “Ebû Hureyre (ra), Hz. Peygamber’in üç defa tekrar ederek söylediği ‘Vallahi iman etmiş olmaz.’ sözü üzerine sahabenin ‘Ya Rasûlallah, kim iman etmiş olmaz?’ sorusuna şu şekilde cevap verdiğini aktarır: ‘Yapacağı fenalıktan komşusu emin olmayan kimse.’ ”[7] Kişi haklarının en çok ihlal edildiği alan olan komşu hakkı, Efendimizin hadisinde imana bağlanıyor. Diğer bir hadis-i şerifte, muhatabın yaşına uygun bir “saygı” ölçüsü veriliyor: “Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimizin büyüklüğünün haklarını bilip tanımayan bizden değildir.”[8]  Saygı ihlalinin bir kibir göstergesi olduğunu Peygamber Efendimizin şu hadisinden açıkça öğreniyoruz: “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulüm ve haksızlık yapmaz, yardımı kesmez ve onu hakir görmez. (Peygamberimiz üç defa göğsüne işaret ederek buyurdular ki) Takvâ işte buradadır. Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi, bir kimseye şer olarak yeter. Her Müslüman’ın kanı, malı ve ırzı, başka Müslüman’a haramdır.”[9]

Hülasa; insanın öz saygısı kendi dışındaki varlık alanlarına duyduğu saygıyla eş değerdedir. Efendimizin “Saçı-sakalı ağarmış Müslüman’a, aşırı gitmeyip ahkâmıyla amel etmekten kaçınmayan Kur’ân hâfızına ve âdil hükümdara saygı göstermek, Allah Teâlâ’ya duyulan saygı ve tazimden ileri gelir.” sözünde buyurduğu gibi bir şahsın bu şekilde gösterdiği saygı, Allah’a duyulan saygıdan kaynaklanır.[10]

Şimdiye kadar okuduğumuz rivayetlerden tevazu hasletinin en belirgin birkaç ahlakî değeri olan duyarlılık, merhamet ve öz saygıyı gördük. Kuşkusuz bunları besleyen birçok başka ahlakî değer mevcuttur. Uhrevi ahlak ile ahlaklanmış bir toplumun üyesi olan kişi, sadece kendisi için yaşamayan ve her tür toplumsal soruna cevap üreten duyarlı bir şahıs olarak öne çıkmaktadır. Buna bağlı olarak empatiyi öngören merhamet ve saygı hususiyetleri de beraberinde gelmektedir.

Dünyevî ahlakla yoğrulan günümüzün insanı, benmerkezci özelliğiyle başkalarını düşünmeme yerine duyarlılığı, kendi enaniyeti yerine merhameti ve popüler kültürün etkisiyle saygısızlık yerine öz saygıyı/saygınlığı koyabildiği ölçüde Hz. Peygamber’in(as) tevazusunu yakalama olanağını bulacaktır.  

 




[1] Jean M. Twenge, “Ben Nesli”, trc. Esra Öztürk, 1. Basım, 2009, İstanbul, Kaknüs yayınları, s. 11.

[2] Jean M. Twenge, a.g.e., s.39.

[3] Riyazu’s Salihin, İmam Nevevi, Terc: Prof. Dr. Y. Kandemir, Prof. Dr. İ. L. Çakan, Prof. Dr. R. Küçük, Erkam Yayınları, 1997, cilt: II, s. 271.

[4] İlgili hadisi açımlayan diğer bir hadis şu şekildedir: “Size cennetlikleri bildireyim mi? Onlar hem zayıf oldukları hem de halk tarafından zayıf görüldükleri için kimsenin önemsemediği ve fakat şöyle olacak diye yemin etseler, isteklerini Allah’ın gerçekleştireceği kimselerdir. Size cehennemliklerin kimler olduğunu söyleyeyim mi? Katı kalpli, kaba, cimri ve kurularak yürüyen kibirli kimselerdir.” İmam Nevevi, a.g.e., cilt: II, s. 259.

[5] İmam Nevevi, a.g.e., cilt: I, s. 300.

[6] Bkz: Bakara sûresi 2/238. âyet.

[7] İmam Nevevi, a.g.e., cilt: II, s. 398.

[8] İmam Nevevi, a.g.e., cilt: II, s. 534.

[9] İmam Nevevi, a.g.e., cilt: II, s. 197. Ayrıca bkz: Nisa sûresi 4/36.

[10] İmam Nevevi, a.g.e., cilt: II, s. 532.


Kategori: .Berra KEPEKCİ Diğer Eserleri, NEBEVİ SÜNNET

cok güzel

lekesiz

Sizde yorumunuzu yazın










I'm not a spammer This plugin created by memory cards