Ezan: Bir Özgürlük Manifestosu

Peygamber Efendimizin (s.a.s) Miladî 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret buyurmasının ardından Medine’de (Yesrib’de) gerçekleştirdiği ilk icraat, Mescid-i Nebi’nin inşa edileceği yerin belirlenmesi ve hemen yapımına başlanması olmuştu.

Mescid-i Nebi’nin yapımı tamamlandıktan sonra, namaz vakitlerinin müminlere duyurulmasına sıra gelmişti. Namazın vakti, herkesin işiteceği şekilde duyurulmayınca, namaza erken gelenler vakti bekleyip işlerinden kalabiliyor; geç gelenlerse cemaate yetişemeyince üzülüyorlardı.

İlk Ezan

Rasûlullah Efendimiz (s.a.s) vahiy gelmeyen konularda ashabı ile istişare ederdi. Namaz vakitlerini Medine’deki Müslümanlara duyurma konusunda yapılan istişarede, namaz vakitlerinin ‘çan veya boru çalarak, ateş yakarak, yüksek bir yere bayrak çekerek duyurulması’ teklifleri yapıldı. Peygamberimiz (s.a.s): 

"Çan çalmak Hıristiyanların, boru çalmak Yahudilerin, ateş yakmak Mecusîlerin âdetidir" diyerek bunları reddetti. Bayrak teklifi de beğenilmedi. Hâsılı bir karar verilemedi.

Rivayete göre ensardan Abdullah b. Zeyd (r.a) bir rüya gördü. Uyanınca, Peygamber Efendimiz’e (s.a.s) gelip rüyasında gördüklerini haber verdi. Allah Rasûlü (s.a.s):

“İnşallah bu rüya haktır. Namaza böyle davet olunmalıdır” buyurdu. Sesi gür olan Bilâl-i Habeşi’ye emrederek, namaz vaktinde ezanı onun okumasını istedi. Ezanın sözleri şöyle idi:

“Allahu ekber… Allahu ekber… Allahu ekber… Allahu ekber…

Eşhedü en-lâ ilâhe illallah. Eşhedü en-lâ ilâhe illallah.

Eşhedü enne Muhammede’r-Rasûlullah. Eşhedü enne Muhammede’r-Rasûlullah.

Hayye ale’s-salâh. Hayye ale’s-salâh.

Hayye ale’l-felâh. Hayye ale’l-felâh.

Allahu ekber... Allahu ekber…

Lâ ilâhe illallah.”

Bilâl-i Habeşi’nin (r.a) okuduğu ilk ezan Medine'nin her yanında duyuldu. Hz. Ömer (r.a) ve diğerleri de aynı rüyayı görmüş ama önce Abdullah (r.a) bildirmişti. Bilâl (r.a) sonradan sabah ezanına "es-salâtü hayrun minen-nevm: namaz uykudan hayırlıdır" ilavesini yaptı, Peygamber Efendimiz de (s.a.s) bunu onayladı.

Bir “Şiâr” ve “Sünnet” Olarak Ezân-ı Muhammedî

Ezan, İslâm’ın şiârlarından biridir, İslâm’ın bir sembolü ve işaretidir. İslâm hukukunda vacip derecesinde kuvvetli bir sünnettir. “Ezân-ı Muhammedî” terkibi ile de isimlendirilen ezan, yalnız rüya ile değil, Peygamber Efendimizin (s.a.s) sünneti ve daha sonra nâzil olan âyetlerle de (Maide, 5/58; Cum’a, 62/9) sabittir. Bu iki Kur’ân âyeti meâlen şöyledir:

“Ey îman edenler! Cuma günü namaz için çağrıldığınız zaman Allah’ın zikrine koşun!” (Cum’a, 62/9).

“Namaza çağırmak için ezan okuduğunuz zaman, onu bir eğlence ve oyun yerine koyuyorlar; bu onların akılları ermez bir gürûh olmalarındandır” (Maide, 5/58).

Merhum Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili’nde, Maide, 58. âyetin tefsiri sâdedinde şunları söyler:

“Bu âyet, evvelâ ezanın meşru’iyyetine, saniyen onunla istihzâ (alay etme) ve istihfâfın (hafife almanın) küfr olduğuna delâlet etmektedir. Bunun için ezâna icabet vacibdir.”

Büyük müfessir Fahruddin Râzî de Tefsîr-i Kebîr’inde; “Âlimler, bu âyetin, ezanın sırf rüya ile değil, Kur’ân’ın nassı ile de sabit olduğunu gösterdiğini söylemişlerdir” der.

Bu bakımdan ezan, her Müslüman tarafından öğrenilmeli, en güzel bir şekilde okunmalı ve davetine icabet edilmelidir.

Bir “Özgürlük Manifestosu” ve “Kurtuluş Çağrısı”

Ezan, sadece müminleri namaza davet etmek maksadıyla yapılan basit bir duyurudan ibaret değildir; o aynı zamanda İslâm’ın esaslarını en özlü bir şekilde haykıran bir tebliğ, bir özgürlük manifestosu ve tüm insanlığı tevhîd’e, şahâdet’e, tekbîr’e, salât’a ve felâh’a çağıran özlü bir davettir.

Ezan, küfr’ün, şirk’in, zulm’ün, münker’in ve ğayy’ın batağından kurtulup Yüce Yaratıcı’nın mutlak özgürlük bahşeden hâkimiyetini kabullenmeleri için bütün insanlara yapılan bir diriliş ve devrim çağrısıdır.

Ezan, Allah’ın kullarının kula kul olmaktan vazgeçip yalnız Allah’a kulluk etmeleri gerektiğini ihtar eden bir özgürlük neşidesi, bir kurtuluş çağrısıdır.

“Allâhu ekber” cümlesi, en büyük olma vasfının yalnızca Allah’a ait olduğunu, göklerde ve yerde azamet ve kibriyâ sahibi tek varlığın Allah olduğunu; buna karşılık yeryüzünde büyüklük taslayanların Allah’ın gücü, kudreti ve büyüklüğü karşısında bir hiç olduğunu haykırır.

“Eşhedü en-lâ ilâhe illallâh” cümlesi ile, Allah’tan başka ibadet edilecek hiçbir merci olmadığı; insanların sıkıntı ve ihtiyaçlarını gideren, dualarını kabul eden, onlara zarar ve fayda vermeye gücü yeten, dolayısıyla emir ve yasaklarına, hükümlerine uyulması gereken, itaat edilmeye ve boyun eğilmeye layık tek varlığın Allah olduğu ilan edilir.

“Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullâh”: Allah’ın yegâne ilah ve rab olduğunu kabul ve ilandan sonra, gerçek kurtuluşa erebilmenin ikinci şartı “Muhammed aleyhisselâmın Allah’ın Rasûlü olduğuna iman ve şahitlik etmek”tir.

Ezanın ilk bölümünde İslâm’ın en temel iman ilkeleri ilan ve tebliğ edildikten sonra, sıra mutluluk ve kurtuluşun pratik yollarını göstermeye gelir:

“Hayye ale’s-salâh!” Haydi koşun; nefse, şeytana ve tâğûta karşı kıyam edip yalnızca Allah’a kulluk etmenin en mükemmel yolu yani “tevhîd eylemi” olan namaza!

“Hayye ale’l-felâh!” Tam anlamıyla bir “tevhîd eylemi” olarak kılınan namaz, insanlığı sıkıntı, bunalım ve kaostan kurtarıp gerçek mutluluk ve huzura kavuşturacak yegâne ibadet biçimidir. O halde koşun kurtuluşa!

Ebedi kurtuluşun, bu dünyada da öbür dünyada da huzur, sükûn ve itmi’nana kavuşmanın pratik yolu tüm insanlığa haykırıldıktan sonra; nihayet, tevhîd inancının en temel ilkeleri bir kez daha hatırlatılır:

“Allâhu ekber! Allâhu ekber! Lâ ilâhe illallâh!”

Yazar: