Ashâb-ı Güzin Olabilmek

Havva ÇELİK -

Sahabe üstün mertebededir. Çünkü onlar doğrudan doğruya Peygamberlik güneşinden ışık almışlardır. Ne kadar büyük olurlarsa olsun evliyanın onlara yetişememelerinin sebebi, sahabenin Peygamber sohbetindeki sırra erişmiş olmalarıdır. Sohbetin bambaşka bir özelliği vardır. Sohbette yıkanma vardır, boyanma vardır. Bir dakikacık dahi olsa o sohbette bulunmanın herkese büyük bir manevi feyiz ve kazancı vardır. Peygamberlerden sonra Allah’a manen en yakın olan insanlardır sahabe. Çünkü onları bizzat Resulullah terbiye etmiş, ruh ve kalplerini kötü düşüncelerden arındırmıştır.

Sahabenin bu vasıflarıyla şereflenmek, onların duyduğu hassasiyeti biraz duyabilmek… Meselâ Şeddad bin Evs olabilmek… Âbid zâhid bir zat. Allah korkusundan kalbi ürperen, devamlı vücudu titreyen, derin tefekküre dalan bir yiğit… Gece yattığı zaman ilâhi rahmetin büyüklüğünü düşünen ancak ilâhi azâbın şiddetini de unutmayan sahabi. O, Medineli Müslümanlardandır. Hazrec Kabilesinin Neccar koluna mensuptur. Akabe’de islamla şereflenmiş, Bedir Harbine iştirâk etmiş, Uhud’da şehid olmuştur.

 

O, yumuşak huylu, açık sözlüydü. Ağzından lüzumsuz bir söz çıkmazdı. Riyadan gösterişten sakınırdı. Namazlardan sonra dua ve istiğfarı çok yapardı. Kalbi rakîk, yüreği yufka, gözü yaşlıydı. “Cehennem ateşini düşündükçe uykum kaçıyor” diyerek Allah’a, korkusunu haykırırdı.

Ve Havle binti Sa’lebe olabilmek… Dînî hayatını samimiyetle yaşayan, inancından asla taviz vermeyen bir hanım sahâbî. Kocası ile arasında geçen zıhar[1] konusunda şikâyetini Allah’a duyuran, duası kabul olunan mutlu bir hanım. İman mevzuunda gösterdiği hassasiyetle tanınan, dini ölçülere göre yaşama gayretinde olan, Allah’ın Mücadele Suresi’nin ilk dört ayetini, hakkında indirdiği mübarek bir hanım.

O Havle binti Sa’lebe ki, bütün sahabiler ona hürmet ederdi. Hz.Ömer’in “vallahi eğer o akşama kadar durup benimle konuşmuş olsaydı, namazdan başka bir şey için kendisini bırakıp gitmezdim ve namazı kılar yine gelirdim.”buyurduğu saygıdeğer hanım. Hakkında inen ayetler onun Allah katındaki değerini ilân etmişti. Allah Teâlâ’nın doğrudan muhatabı olabilmek. Allah’ım! ne büyük mutluluktu…

Sahabe-i Güzin olabilmek… Bütün mesâileri “Allah’ın rızasını nasıl kazanırım?” sorusuna cevap aramak ve o yolda olmakla geçerdi. Onlardaki bu aşk ve canlılık, kainatın gözbebeğinin dizi dibinde, Onun  vasıtasıyla Allah’ın ilâhî nazarına muhatap olup Rabbânî mesajları alma ve kendileriyle alâkalı bir hususu yakalama coşkusu şeklinde tezâhür ederdi. Mesela; “Muhammedü’r Resulullah” dan sonra “ Vellezine meahu” derken gözler çok defa Hz. Ebu Bekir’e, “Eşiddâu ale’l-küffâr” denince Hz.Ömer’e, “Ruhamâu beynehüm” denince de Hz. Osman’a dönüyordu.

Allah onları anıyor, onlar da Allah’ı. Sevda onlarda, itaat onlarda, aşkın en büyüğü onlarda! Allah onlardan sonsuz razı olsun! Ruhumuzu kalbimizi onlardan ayırmasın! Bizleri de onlarla haşretsin!                                                           


 


[*] Zıhar: Cahiliye döneminden kalmış kötü bir gelenek. Buna göre, hanımını boşamak isteyen erkek, onu annesinin sırtına benzetir. Böylece onu cezalandırır. Çünkü cahiliyeden itibaren, hakkında böyle mecazi bir ifade kullanılan kadın ne tam olarak boşanmış olur ki, nafakası verilsin ve zamanını doldurunca başkasıyla evlenebilsin; ne de evli kalmış olur ki, eskisi gibi evlilik hayatını sürdürebilsin. İslâm, bu zulmü tamâmen yasaklamıştır.