Fe Eyne Tezhebûn!

Ey büyümeyen çocuklar!

Ey cennet yolunun yolcuları!

Ey yeryüzünde yürüyen şehitler!

Ey cennet bahçesine koşarak girenler!

Ey korkusuzca sırasını bekleyenler!

Ey iftarını cennette açanlar!

Bu dünyada iftar açmak çok görüldü size. Sahur sofralarınız kanla doldu. Anneler, babalar elleriyle gömdü öpmeye kıyamadıkları çocuklarını toprağa.

Bu kadar acı, bu kadar zulüm korkutmadı sizi. Cennete gidenler gülümseyerek gittiler. Sırasını bekleyenler korkusuzca, cesaretle beklediler.

Ya biz;

Oruçluyken yiyemediğimiz yiyecekleri iftar sofrasına sıralarken, bir gözümüz dünya kupasındaydı. Sonra lanetler yağdırdık Birleşmiş Milletler’e ve ABD’ye size yardım etmedikleri için. Öyle ya onlar yardım etmeliydi size, biz ne yapabilirdik ki.Tatil planlarımız, iftarlarımız, yetiştirilmesi gereken işlerimiz vardı. Haberleri de izlemiyorduk artık, çünkü yüreğimiz dayanmıyordu(!)

Öyle planlı programlı çalışmıştı ki düşman, sabırla uygulamıştı planını. Önce çocuklarımızı aldı elimizden, bilgisayar oyunlarıyla uyuşturdu beyinlerini. Sonra gençlerimize geldi sıra. “Bir defa gelmeyecek miydik dünyaya? Nedendi bu kısıtlamalar, sınırlamalar, dayatmalar? Özgür değil miydi gençlik; istediğini giyer, istediğini okur, istediğini dinlerdi. Kim karışabilirdi ki?

Azıcık vicdan sahiplerimizin hocaları vardı, onlardan daha akıllı olan. Onlar ne derse doğru oydu. İhtiyarlarımız onlara hayıflanarak geçirdi günlerini: “Nereyeydi bu gidiş nereye kadar?”

Şimdi acınacak halde olanlar kimler?

Müslüman’ın susturulduğu, uyutulduğu, arasına nifak sokulduğu bu zelil dünyada esiriz.

Siz orada ölürken, elimiz kolumuz bağlı biz her gün can çekişiyoruz. Çocukların enkaz altından yaptığı “Ya Rab!” seslenişinden arş titrerken, azabın kafirlere değil bizlere gelecek olmasından korkuyoruz.

Biz de sizinle birlikte ama zelil, hakir, kendini savunamayan, birlik olamayan, yardımı düşmandan bekleyen Müslümanlar olarak ölüyoruz.

Siz koşarak cennete girdiniz, bir an bile tereddüt etmediniz, imtihanınızı kazandınız, ebediyen kurtuldunuz. Biz geride kaldık, koşmakta tereddüt ediyoruz, kalbimizde dünya sevgisi hala arkamıza bakıyoruz.

Şimdi kime acımalıyız? İftar sofrası kanla, toprakla dolan, cennete oruçlu giden, orada ebedi ikramlara mazhar olacak olana mı? Yoksa sayıca üstün olan ama dünyanın esiri, kölesi haline getirilen Müslümanlara mı?..

Yazar: