Nebevî Mesajda Tevbenin Ehemmiyeti

Kulun işlediği kötülük ve günahları terk ederek Allah’ın gösterdiği yola dönüş yapması, pişmanlık içinde dua ve niyaz ile Rabbinden bağışlanma dileyip O’na yönelmesi demek olan tevbenin dinimizde çok büyük husûsiyeti vardır. İslâm inancına göre peygamberlerden başka herkes günah işleyebilir. İnsan hata edebilir ve bir takım yanlışlar yapabilir. Önemli olan hatayı farkettikten sonra onu sürdürmemektir. Bir hadiste “ Bütün insanlar hata yapar, hata yapanların en hayırlısı ise hatalarından dönendir” (Tirmizî, Kıyamet, 50) buyrulmuştur.

Başka bir hadis-i şerifte de Rasûlullah Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Nefsim, yed-i kudretinde olan Allah’a yemin olsun ki, siz hiç günah işlememiş olsaydınız, Allah Teâlâ sizi yok eder, yerinize günah işleyip Allah’tan bağışlanma dileyecek bir millet getirir de onları bağışlardı (Müslim, 2748). Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerim’de çok tevbekâr olanlardan razı olduğunu bizlere bildirmiştir. Peygamberlerin dışında masum bir varlığın olamayacağını da bildirerek bizleri tevbeye davet buyurmuştur. 

Tevbe, Yüce Allah’ın, günah işleyen insanlara, işledikleri günahlardan kurtulmaları için tanıdığı bir çıkış yoludur. Bu bakımdan insan ne kadar çok günah işlerse işlesin ümitsizliğe düşmemelidir. Kur’ân-ı Kerim’de ifade edildiği üzere Allah’ın rahmetinden ancak inanmayanlar ümit keserler. Müslümanın işlemiş olduğu günahlar için her zaman telâfi imkanı vardır. İlahi rahmete açılan ve hiç kapanmayan bu telafi kapısı tevbedir. “ Hepiniz Allah’a tevbe edin, ey mü’minler! Belki böylece korktuğunuzdan kurtulur, umduğunuza nail olursunuz(Nur, 24/31).

Bütün ilgili kaynaklarda tevbenin bir ibadet olduğu belirtilir. Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulur: Takva sahipleri o kimselerdir ki, çirkin bir iş yaptıklarında, yahut günah işleyerek kendilerine kötülük ettiklerinde Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler.” (Al-i İmran, 3/135). Vicdanın, işlenmiş bir kötülük karşısında üzüntü ve pişmanlık şeklindeki tepkisi insani tevbeye yöneltir. İnsanlığın ilk atası Hz. Adem, ilk günah işlediğinde, hemen pişmanlık duymuş ve kendisini kınayarak Allah Teala’dan özür dilemiş ve tevbe etmişti. Buna mukabil İblis de aynı şekilde ilk isyanını gerçekleştirdiğinde pişman olmak yerine küstahça davranarak kendi kusurunu Allah’a yıkmaya çalışmış ve kendince Yüce rabbi suçlamıştı. Sonuçta Adem babamız affedildi ve halife olarak seçildi. İblis ise ilâhi rahmetten kovuldu ve ebedî azaba müstehak oldu.

Sevgili Peygamberimiz “tevbe eden hiç günah işlememiş gibidir(İbn Mace, Zühd, 30) buyurmaktadır. Mü’minin son nefesindeki tevbesinin de geçerli olacağı umulursa da tevbeyi bu kadar geciktirmek hiç doğru değildir. Hatanın hemen peşinden tevbe etmeli, Cenab-ı Hakk’ın sonsuz rahmet ve mağfiretine sığınmalıdır. Peygamberimiz bir başka hadisinde de “Ey insanlar! Allah’a tevbe edin ve O’ndan mağfiret dileyin, ben günde yüz kere tevbe ediyorum(Müslim, Zikr, 12) buyurmuştur. İnsanlığın önderi Hz. Peygamber her konuda örnek olduğu gibi tevbe konusunda da inananlara en güzel şekilde örnek olmuştur.

İnsanın hatasının çokluğu onu ümitsizliğe düşürmemeli, yaptığı hatalardan pişmanlık duyarak Allah’a yönelmesi halinde Cenab-ı Hakk’ın tevbesini kabul etmek suretiyle kendisini bağışlayacağını bilmelidir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur: “ Allah, kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.( Şûra, 25).  Dolayısıyla Tevbe Allah’ın emridir. İşlediğimiz günahlar için Allah tevbe etmemizi emretmektedir. Zira Yüce Allah Kur’ân-Kerim’de “Ey mü’minler, hepiniz Allah’a tevbe ediniz ki felâh bulasınız(Nûr, 8) buyurmaktadır.

Günahkar bir kulun tevbe etmesi için özel bir duaya, belli bir zamana, kutsal bir mekana ve kişi ile Allah arasında elçilik yapacak bir aracıya ihtiyacı yoktur. Ancak kul  tevbe sonrasında yeniden aynı günaha dönmüşse bu günahından dolayı yeniden tevbe etmeli ve bundan sonra günah işlememekte kesin kararlı olmalıdır. Kul hakları ile ilgili günahtan tevbe etmek için, mutlaka hak sahibine müracaat edilmeli ve hakkı iade edilerek helallik alınmalıdır. Kul hakkı ile Allah’ın huzuruna varmamak için elimizden gelen her şeyi yapmaya çalışmamız gerekir. Sevgili Peygamberimiz bu konuda bizi uyarmış ve iflas etmiş tüccarın durumuna düşmememiz için, kul haklarına aşırı bir özen göstermemizi emir buyurmuştur.