Cennete Götüren Günahlar

عَنْ اَنَسٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ انَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّي اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: كُلُّ بَنِى آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ

 

Hz. Enes (r.a) anlatıyor: Rasûlullah (a.s) buyurdular ki: “Bütün insanlar hata işler. Hata edenlerin en hayırlıları ise tevbe edenlerdir.” (Tirmizî, Kıyâmet 49; İbn Mâce, Zühd 30.)

 

Ey İnsan! Yönel Rabbine!

        “Ey insan! Kerim olan Rabbine karşı nedir seni aldatan?”[1] Neden Rabbine yönelmiyorsun? Yüce Allah’ın, “Ey insanlar! Allah’ın vaadi haktır. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o çok aldatıcı (şeytan) da sizi Allah ile (O’nun affına güvendirerek) aldatmasın.”[2] fermanını işitmedin mi? Yoksa sen ahiretten vazgeçip dünya hayatına razı mı oldun. Hâlbuki dünya hayatının faydası ahirete göre pek azdır.[3] Ahirete nispetle dünya, denizde damladır. Haydi, ey nefsim! Rabbinin “İnananlar için hâlâ vakit gelmedi mi ki, kalpleri Allah’ın zikrine ve inen Kur’ân’a karşı saygı duyup yumuşasın.”[4] çağrısını, “Vakti geldi Rabbim, vakti geldi!” diyerek coşkuyla karşıla. Sonra da “Allah’a kaçınız”[5] emrine uyarak günah zindanının ardına kadar açık kapısından[6] firar edip Allah’ın bağışına, merhametine ve sevgisine koş! 

        Ey nefsim! Senin öyle merhametli bir Rabbin var ki, günahların yüzünden ümitsizlik kuyusunda kaybolmanı istemiyor. Bu yüzden Yüce Kur’ân’ında sana şöyle sesleniyor: “De ki: Ey (işledikleri günahlarla) kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz ki Allah bütün günahları bağışlar. O çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”[7] Haydi, ey nefsim! Rabbinin bu sevgi dolu çağrısına kayıtsız kalma ve sana uzatılan kurtuluş ipine sımsıkı sarıl, ümitsizlik kuyusundan çık ve yüksel semaya. Sakın Rabbini uzaklarda sanma. O çok yakınında. Şah damarından bile daha yakın sana.[8] Bak ne buyuruyor Rabbin, Yüce Kur’ân’ında, “Kullarım Beni sana soracak olurlarsa şüphesiz ki Ben çok yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki doğru yolu bulmuş olurlar.”[9] “Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir.”[10] Mademki Rabbimiz bu kadar yakınımızda, O’na yönelmek için aracılar aramak niye? Kur’ân’da Yüce Allah, “Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz günahlarınızı örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlerine koyar.”[11] “Ey mü’minler! Hep birlikte tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.”[12] diye doğrudan sesleniyor bize. Rabbimiz bizdeki gevşekliği biliyor ve bizi harekete geçirmek için vicdan tellerimize dokunuyor: “Hâlâ mı Allah’a tevbe etmezler ve O’ndan bağışlanma dilemezler? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[13]

Ey Nefsim! Yoldan Çıkma!

        Ey günahkâr nefsim! Sen cennet yolunda ilerlerken yolunu şaşırıp yanlış yollardan birine giren sürücüye benziyorsun. Hâlbuki yol boyunca dikilmiş işaretler seni yanlış yollara karşı uyarıyordu. Şimdi sana düşen, bilmeden ya da nefsanî bir merakla girdiğin yanlış yoldan derhal dönmektir. Dönüşü geciktirirsen hesaplamadığın bir anda yolun sonuna gelip uçuruma yuvarlanabilirsin. Seni dönüşten alıkoyacak iki büyük tehlike var. Birincisi, “Bu yola girdim bir kere, artık geri dönüşüm yok benim!” fikri, diğeri de “Nasıl olsa dönerim, biraz daha bu yolda giderek keyfini çıkarayım.” düşüncesidir. Ayrıca sen cennet yolunda ilerlerken küçük sapmaları önemsemeyebilirsin. Hâlbuki bu küçük sapmalar çoğalınca başın belaya girebilir. Tıpkı ana yolu bırakıp sürekli yandaki bozuk yola sapan bir aracın beklemediği bir anda lastiğinin patlamasıyla veya takla atarak kaza yapması gibi.

Rabbe Dönüş Yolunda Tavsiyeler

        a)Günahlarını Küçümseme!

        Öncelikle ey nefsim, günahları küçümsememelisin. Sahabeden Hz. Abdullah b. Mes’ûd (ra) bu durumu şöyle anlatır: “Mü’min kimse günahlarını, her an üzerine düşüverecek bir dağ gibi görür. (Açıktan ve çokça günah işleyen) fâcir ise günahlarını, burnu üzerine konan ve kovalayınca hemen kaçıverecek bir sinek gibi görür.” [14] Tâbiînden Bilâl b. Sa’d (rh.a) da “Sen günahın küçüklüğüne büyüklüğüne değil, kime isyan ettiğine bak!”[15] buyurmuştur.

        b)Tevbede Acele Et, Geciktirme!

        Ey günahkâr nefsim! İsyan yoluna girersen hemen Rabbini hatırlayıp geri dönmeli ve ansızın gelebilecek bir ölümü düşünerek tevbede acele etmelisin. Bak Yüce Rabbimiz ne buyuruyor: “Onlar, çirkin bir iş yaptıkları yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp HEMEN günahlarının bağışlanmasını dileyen kimselerdir. Allah’tan başka günahları kim bağışlayabilir? Onlar bile bile işledikleri günahta ısrar etmezler.”[16] “Allah katında (kabul edilen) tevbe, ancak bilmeden günah işleyip sonra çok geçmeden tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbelerini kabul buyurur. Allah hakkıyla bilen, hüküm ve hikmet sahibi olandır. Yoksa (makbul) tevbe, kötülükleri yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca: ‘İşte ben şimdi tevbe ettim.’ diyen kimseler ile kâfir olarak ölen kimselerin tevbeleri değildir. Bunlar için âhirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.”[17]

        c)Ümitsizliğe Düşme!

        Ey aceleci nefsim! Tevbe yolunda önünde duran tuzaklardan en tehlikelisi ümitsizlik tuzağıdır. Sakın şeytanın bu tuzağına kapılma. Allah’ın rahmetinden kâfirlerden başkası ümidini kesmez[18], unutma! Sakın günahlar seni kulluk yolundan alıkoymasın. Günahların yüzünden bunalım girdabına girip kendini değersiz sanma. Sen günah işlemeyen melek olarak yaratılmadın. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s): “Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, siz hiç günah işlemeyecek olsaydınız, Allah sizin yerinize günah işleyen fakat hemen peşinden Allah’tan bağışlanma dileyen bir topluluk getirirdi. (Sonra da) onları bağışlardı.” buyurmuştur.[19] Başka bir hadisinde de, “Siz hiç günah işlemeyecek olsaydınız, muhakkak ki sizin için ondan daha büyüğünden korkardım: Ucûb; yani kendini beğenip yeterli görmek.”[20] buyruğu vardır.

        Ey insan! Günahının çokluğu ve büyüklüğü sakın seni tevbeden alıkoymasın. Senin Rabbin (kıyâmet gününde) şirk hariç bütün günahları bağışlar.[21] O hâlde sen kul olarak önce günahları ve özellikle şirki iyi tanı; sonra da elinden geldiğince nefsine ve şeytana karşı büyük bir cihâd verip tüm günahlardan uzak durmaya çalış. Böyle yaparsan Rabbinin şu Kudsî hadisindeki hoş kokulu rahmet esintilerini doyasıya teneffüs ederek ferahlamak senin en tabii hakkındır: “Ey kullarım! Siz gece gündüz günah işliyorsunuz. Ben ise günahların hepsini bağışlarım. Öyleyse Bana istiğfarda bulunup Benden bağışlanma dileyin ki sizi affedeyim.”[22]

        Ey nefsim! Tevbe ettiğin günahlara nefsine uyarak birçok kez geri dönmen, senin Rabbine tekrar tekrar yönelmeni engellemesin. Çünkü senin gidecek başka kapın yok. Yalnız bu konuda iradeli ve azimli olmak için nefsini zorlamalısın. Şimdi şu hadislere kulak ver: “(Her seferinde bir daha dönmemek niyetiyle günahından) İstiğfâr edip bağışlanma dileyen kimse günde yetmiş defa da (aynı günaha) dönse, yine de (günahta) ısrar etmiş sayılmaz.”[23] “İstiğfârla (tam tevbeyle) beraber büyük günah, ısrarla beraber küçük günah kalmaz. (Büyük günah affedilir. Küçük günah büyük olur.)”[24]

        d)Tevbe ve İstiğfârı Çoğalt!

      Ey günahkâr nefsim! Kendinde büyük günahları görmemen seni tevbe ve istiğfârı ihmâl etmeye ya da şekilde kalan az bir istiğfârla yetinmeye sevk etmesin. Peygamberinin şu sözünü hep göz önünde bulundur: “Ey insanlar! Rabbinize tevbe ediniz. Vallâhi, ben Yüce Rabbime günde yüz defa tevbe ederim.”[25] Yüce Allah’ın korumasıyla, zelle; yani bilmeden yapılan küçük hatalar dışında günahlardan uzak olan; dahası geçmiş ve gelecek günahları peşinen bağışlanan[26] Allah’ın Habîbi[27] (sas) bile günde yüz defa tevbe ediyor. Ya sen neyine güveniyorsun? Hz. Râbiatü’l-Adeviyye (Rh. aleyhâ)’nin dediği gibi, “Bizim (tevbe ve) istiğfârlarımız bile çokça istiğfara muhtaç”[28] bilmez misin? Tebük Seferi’nde cihâddan geri kalan üç sahâbî (r.anhüm) elli gün günahlarına ağladıktan sonra affedildiler,[29] düşünmez misin? Hz. Abdullah b. Ömer (r.anhümâ), Rasûlullah aleyhisselâm’ın bir mecliste yüz defa “Rabbiğfirlî ve tüb aleyye, inneke ente’t-tevvâbü’r-Rahîm.” “Rabbim! Beni bağışla ve tevbemi kabul et! Sen ki tevbeleri kabul buyuran, merhamet edensin.” dediğini bildiriyor,[30] örnek almaz mısın?

Sahibini Cennete Götüren Günahlar

        Ey günahkâr nefsim! Sakın, “Nasıl olsa ilerde tevbe ederim, nasıl olsa Rabbim beni bağışlar.” diye günahını unutanlardan olma! Böylelerini dünya hayatı aldatmış; şeytan Allah ile (Onun bağışlayıcılığını öne sürerek) aldatmıştır.[31] Sen bir an önce günahından tevbe edip onu gözünden ve özünden hiç ayırmayıp cennete koşanlardan ol! Tıpkı Sevgili Peygamberimizin (sas) buyurduğu gibi: “Bir adam günah işler de onun sebebiyle cennete girer.” (Oradakiler) Bu nasıl olur, dediler. Rasûlullah aleyhisselâm: “Gözünün önünde o günah sabit durur. (Hep pişmanlık ve tevbeyle Rabbine yönelir) Nihayet cennete girer.” buyurdu.[32]

Nasıl Tevbe Etmeliyim?

        Ey nefsim! Makbul bir tevbeyle Rabbine yönelmeye karar verdiysen önce tevbenin hakikatini bilmelisin. Râğıb el Isfehânî’ye göre tevbe, en güzel şekilde günahı terk etmektir. Bu özür dilemenin en etkili yoludur. Çünkü özür dilemenin üç şekli vardır. Birincisi, özür dileyenin “ben yapmadım” demesidir. İkincisi, “şundan dolayı yaptım” demesidir. Üçüncüsü, “yaptım, kötü ettim, artık ondan geri döndüm/vazgeçtim” demesidir. Bunun bir dördüncüsü ise, yoktur. İşte bu sonuncu­suna tevbe adı verilmektedir. Şeriata göre tevbe, 1)Kötülüğünden dolayı günahı terk etmek

2)Yaptığına pişman olmak

3)Bir daha dönmeyeceğine kesin karar vermek

4)Düzeltilebile­cek olan hareketlerini/amellerini dönüş yaparak düzeltmektir.(Mesela, Allah hakkını kaza, kefaret gibi yollarla, kul hakkını da ödeme ve kısas gibi bir yöntemle ödemektir)

 Bu dört şart bir araya gel­diğinde tevbenin şartları tamamlanmış olur.[33]

        Tevbenin birinci şartıyla ilgili Rasûlullah aleyhisselâm’ın: “…Günah işlerken bağışlanma dileyen, Allah’la alay etmiş gibidir…”[34] hadisi seni titretmelidir. Tevbenin ikinci şartının önemini gösteren, “Pişmanlık tevbedir.”[35] hadisini hiç aklından çıkarmamalısın. Üçüncü şartta sebât edebilmek için “Günahından tevbe eden, hiç günahı bulunmayan kimse gibidir”[36] hadisi sürekli azığın olsun! Son şartın ve özellikle kul hakkının önemini anlaman için, şehidlerin bile bütün günahları affedildiği halde, kul haklarının affedilmediğini[37] tefekkür etmen yeterlidir.

Ey nefsim! Senin Merhametlilerin En Merhametlisi bir Rabbin var.[38] Öyle ki sana, evladını asla ateşe atmayacak bir anneden daha çok şefkat duyuyor.[39] Senin tevbenden dolayı, çölde üzerindeki yiyecek ve içecekleriyle birlikte devesini kaybeden ve bütün ümitleri tükenip ölümü beklerken birdenbire devesini karşısında bulan adamın sevincinden daha çok seviniyor.[40] Öyleyse sana düşen ümidini hiç kaybetmeden ve bütün gücünle Rabbinin mağfiretine ve eni yerle gökler kadar olan cennetlere koşmaktır.[41] Yazımızı İmam Şâfiî (rh.aleyh)’in vefatından hemen önce söylediği yakarışıyla bitirelim:

 

“Kalbim daralıp yollar sarpa sarınca,

  Merdiven yaptım ümidimi affına.

  Büyüdükçe büyüdü günahlarım gözümde ama,

  Senin affın daha büyük ey Rabbim! Yan yana koyunca…”[42]

 

       



[1] İnfitâr Sûresi 6. Âyet.

[2] Fâtır Sûresi 5. Âyet ; Lokman Sûresi 33. Âyet.

[3] Tevbe Sûresi 38. Âyet.

[4] Hadid Sûresi 16. Âyet.

[5] Zâriyat Sûresi 50. Âyet.

[6] Günah zindanının ardına kadar açık kapısı tevbe kapısıdır ve bu kapı fertler için can boğaza dayanmadıkça, bütün insanlık içinse güneş batıdan doğmadıkça kapanmayacaktır. (Bkz.: Tirmizî, Daavât 98 ;  Müslim, Zikir 43.)

[7] Zümer Sûresi 53. Âyet.

[8] Kâf Sûresi 16. Âyet.

[9] Bakara Sûresi 186. Âyet.

[10] Hadid Sûresi 4. Âyet.

[11] Tahrim Sûresi 8. Âyet.

[12] Nur Sûresi 31.Âyet.

[13] Mâide Sûresi 74. Âyet.

[14] Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyâme 49 No:2497; Buhârî, Deavât 27; Müslim, Tevbe 17.

[15] Abdullah ibnü’l-Mübârek, Kitâbü’z-Zühd ve’r-Rekâik, Trc.:M. Adil Teymur İst. 1992 Sehâ Neşriyat  Hadis No:71.

[16] Âl-i İmrân Sûresi 135. Âyet.

[17] Nisâ Sûresi 17. ve 18. Âyetler.

[18] Yûsuf Sûresi 87. Âyet.

[19] Müslim, Tevbe 11.

[20] Heysemî, Nûreddin Ali b. Ebî Bekir, Mecmeu’z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, (I –X), Beyrut, ty. X, 269.

[21] Bkz. Nisâ Sûresi 48. Ve 116. Âyetler.

[22] Müslim, Birr ve Sıla 54.

[23] Ebû Dâvud, Vitr 26.

[24] Deylemî, Firdevs No: 7944.

[25] Müslim, Zikir 42.

[26] Fetih Sûresi 2. Âyet.

[27] Tirmizî, Menâkıb:1

[28] Nevevî, el-Ezkâr, Kitâbü’l-İstiğfâr 12.

[29]Buhârî, Megâzî 79; Müslim, Tevbe 53.

[30] Ebû Dâvûd, Vitr 26 No:1516 ; İbn Hibban, Rikâk 9.

[31] Bkz. Fâtır Sûresi 5. Âyet ; Lokman Sûresi 33. Âyet.

[32] Abdullah İbnü’l-Mübârek, Kitâbü’z-Zühd ve’r-Rekâik, Hadis no:162.

[33] Râgıb el Isfehânî, Kitâbu'l-Mufredât fi Garîb'il-Kur'ân, “t-v-b” maddesi.

[34] İbn Ebi’d-Dünya, Kitâbü’t-tevbe, Hadis no:85.

[35] El-Hâkim, el-Müstedrek, IV, 243.

[36] İbn Mâce, Zühd 30.

[37] Bkz. Tirmizî, Cihâd 32; Dârimî, Cihâd 21.

[38] Bkz. A’râf Sûresi 151. Âyet ; Enbiyâ Sûresi 83. Âyet ; Yûsuf Sûresi 64. ve 92. Âyet .

[39] Müslim, Tevbe 22 Âyet.

[40] Müslim, Tevbe 3 ; Tirmizî, Mevâkît 149.

[41] Âl-i İmrân Sûresi 133. Âyet ; Hadid Sûresi 21. Âyet.

[42] İbnü’l-Cevzî, Cemâlüddîn Ebi’l-Ferec, Sıfatü’s-Saffe, thk. Mahmud Fâhûrî, (I – IV), Beyrut, 1405/1985, II, 258.