DÜNYA BARIŞI İÇİN NEBEVÎ BİR ÇÖZÜM TEKLİFİ: “Haram Aylar”

barışİslam dinini diğer din, ideoloji ve fikri akımlardan ayıran sembol ve nişanlarına şeâir denir. Şeâir, şiârın çoğuludur. Bir yol, bir akide, bir düşünce biçimi, bir eylem veya bir sistemi sembolize eden bir nesne veya onun temsilcisine, bir amblem görevi gördüğünden dolayı şiâr denilir.[1] Kur’ân, şeâirin titizlikle korunmasını ve ta'zim gösterilmesini emretmektedir.[2] Besmele, selam, bayramlar, namaz, zekât, oruç, hac gibi ibadetler, ezan, kıble, Cuma namazı, cemaatle namaz, mescid, minare, Kur’ân, hac, hac mekânları, mübarek mekânlar, kurban gibi semboller bu şeâir kapsamındadır.

Haram aylar, İslam'ın zamanla ilgili önemli şeâiri arasında yer almaktadır. İslam'ın şeâiri arasında yer aldığı için haram aylara ihtimam ve hürmet gösterilmesi bir Müslüman için imanın gereğidir. Haram aylar anlayışı Hz. İbrahim ve İsmail'den beri mevcut olan bir uygulamadır. Araplar o zamandan beri buna titizlikle riayet etmişler, bu uygulamayı nesilden nesle büyük bir özenle devam ettirmişlerdir.

“Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah'ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı on iki olup, bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu doğru hesaptır. O aylar içinde (Allah'ın koyduğu yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve müşrikler nasıl sizinle topyekûn savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekûn savaşın ve bilin ki Allah (kötülükten) sakınanlarla beraberdir.”[3]

Bu ayette zamanın akışıyla ilgili bir yasayı hatırlatma ve özellikle bu aylarda kötülüklerden kaçınılması emri vardır. Ayların sayısının on iki olarak belirlenmesi Yüce Allah'ın koyduğu evrensel yasaların bir parçası, bir uzantısıdır. Allah’ın koyduğu tüm yasalar gibi kalıcıdır.

Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb ayları haram aylardır. Bu aylardan üçü peş peşe gelmekte Recep ayı ise başka bir zamanda gelmektedir. Rasûlullah(s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Zaman döndü dolaştı, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı andaki durumuna geldi. Sene 12 aydır, dördü haram aydır. Bunların üçü art arda gelir: Zi'lkade, Zi'lhicce, Muharrem. Receb ise tektir.”[4]

Haram Ay Olarak Adlandırılma Sebebi

a)Bu aylarda savaşmak yasaktır. Bu nedenle de haram aylar olarak isimlendirilmişlerdir. Nitekim Bakara Sûresinin 217. ayetinde haram aylarda savaşmanın büyük günah olduğu ifade edilmektedir.“Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır.”

b) Haram olan fiillerin, haram bir ayda işlenmesinin günah veya cezasının diğer zamanlara göre kat kat fazla olması yine bu aylarda ibadet ve taatların mükâfatlarının da diğer vakitlere oranla çok daha fazla olmasına istinaden bu ad verilmiştir.

c) Hac ve umre menasikinin bu aylarda güven ve huzur içinde ifa edilebilmesi içindir.

Dört ayın özellikleri

Zilkade: Bu ayda insanlar savaştan geri durmakta, savaş yapmamakta ve hac farizasını ifa için yola çıkmaktaydılar. Bu aya bu nedenle Zilkade denilmiştir.

Zilhicce: İnsanlar hac menasikiyle meşgul oldukları ve hac farizasını eda ettikleri için bu aya bu isim verilmiştir.

Muharrem: Hacıların uzaktan geldikleri ülkelerine güven içerisinde dönmelerinin temini için haram aylar kapsamındadır.

Receb:Receb ayına bu ismin verilmesi ise bu aya ta'zim edilmesi nedeniyledir. Bir başka kabule göre melekler bu ayda Allah'ı hamdetme ve tesbih için toplandıklarından bu ad verilmiştir.[5]

Savaş Hukuku Açısından Haram Aylar

Haram aylardaki savaş yasağının halen devam edip etmediği İslam hukukçuları tarafından tartışılmıştır. Günümüzde haram aylarda savaş yasağının devam ettiğini benimseyen hukukçuların sayısının giderek arttığı görülmektedir. İslam barış dinidir. İslam’ın ana kaynağı olan Kur’ân’da sıkça barışa vurgu yapılması bu aylarda savaş yasağının devamını da gerektirmektedir. Bu ayların sulh içerisinde geçmesi kalıcı barışın tesis edilebilmesi için de önemli bir başlangıç oluşturacaktır.

Haram aylar, Hz. Peygamber'in birçok hadisine konu olmuş ayrıca Peygamber Efendimiz bu ayların haram olduğunu Veda Haccı’nda özel olarak vurgulamış, bahse konu aylardaki savaş yasağının kaldırıldığına dair ise herhangi bir işarette bulunmamıştır. Veda Hutbesi'nde Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Zaman döndü dolaştı, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı andaki durumuna geldi. Sene 12 aydır, dördü haram aydır. Bunların üçü art arda gelir. Zi'lkade, Zi'lhicce, Muharrem. Receb ise tektir.”

Bu özel vurgular Haram aylardaki savaş yasağı hükmünün tarihsel olmadığının ve bu hükmün nesh edilmediğinin kanıtları arasındadır.

Müslümanların Barışı İçin Haram Aylar

Bu aylar kötü alışkanlıklardan vazgeçme, ibadet alışkanlığı kazanma, güzel hasletler elde etme ve bunları devam ettirme gibi hususlar için önemli bir fırsattır. Bu aylarda Allah'ın af ve rahmeti âdeta çağlamaktadır. O açıdan bu ayları her türlü ibadet, taat ve salih amellerle ihya etmenin yolları aranmalıdır. Bütün bu güzelliklerin ortaya çıkabilmesi için ise huzur ve güvenin temin edildiği bir ortamın oluşması gerekmektedir.

Mü'minler arasında kavgaların ve savaşların olabileceğini İslam öngörmüş ve bunu bir realite olarak kabul etmiştir. “Eğer mü'minlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğerine saldırırsa, saldıranlarla Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar savaşınız; eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz, adil davranınız, şüphesiz Allah adil davrananları sever.”[6]

Kur’ân, birbirleri ile çatışmalarına, birisinin haddi aşmış olması ihtimaline rağmen,  savaşan iki grubu “iman” ve İslam dairesinden çıkarmamaktadır. Kur’ân-ı Kerim bu iki grup dışında kalan mü’minleri, birbiri ile çatışan grupların arasını bulup düzeltmekle görevlendirmektedir.

Haram aylar uygulaması, İslam ülkelerine teklif edilebilir ve bunun uygulanması halinde kardeşliğin temellerini yeniden oluşturabilmek için Müslümanlara bir fırsat, ayrıca soluklanma imkânı verilmiş olur.

Dünya Barışı İçin Haram Aylar

Temiz insan fıtratı, zulmün, haksızlığın ve savaşın olmadığı huzurlu bir yaşam sürmek ister. Allah’ın yarattığı fıtratın temsilcisi olduğu iddiasındaki Müslümanların, barışı tüm dünyaya hâkim kılabilme idealini taşıma ve bunu ahlaki bir amaç haline getirme sorumlulukları vardır. Hangi din, bölge, kavim ve renkten olursa olsun vicdan ve akıl sahibi insanlar, savaşlara, savaş kışkırtıcılarına karşı güçlerini birleştirip barışı sağlayan ve onu koruyan güçlü bir yapı oluşturmalıdır. İslam’dan önceki Cahiliye toplumunda erdemli ve dürüst bazı kimselerin zulmü ve tüm haksızlıkları ortadan kaldırmak amacıyla kurdukları Hılfu’l-Fudûl teşkilatı en zor ve imkânsız şartlarda bile olumlu bazı çalışmaların yapılabileceğini göstermektedir. Şu halde yeryüzünde barışı ve adaleti tesis etmekle yükümlü Müslümanların dünya barışı için harekete geçmeleri ve acilen somut adımlar atmaları gerekmektedir. Haram aylar uygulamasının hayata geçirilmesi kalıcı barışın sağlanması için çok önemli bir fırsat olacaktır.

“Haram aylar” fikrini ve uygulamasını öne çıkarmak suretiyle hiç değilse insanların, yılın üçte birinde savaş, katliam ve terörden uzak yaşayabilmesi sağlanacaktır. Haram aylar, yaratılışın başlangıcına uzanan bir derinliğe sahipse, beşeriyetin kolektif vicdanında karşılığı var demektir. Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanların ortak atası Hz. İbrahim'in kolektif hafızada yeniden canlandırdığı bu yasaklara uymak, bugün de pekâlâ mümkündür.

Milletlerarası ilişkilerde barışı esas alan İslâm dini, yeryüzünde her türlü haksızlık, bozgunculuk ve tahakkümü yasaklamıştır (el-Bakara 2/205; el-Kasas 28/83). Bununla birlikte insanın benliğinde taşıdığı menfi eğilimler sebebiyle savaşın bir vakıa olduğunu kabul etmiş (el-Bakara 2/30, 251) ve savaşla ilgili hükümler koyarak onun tahribatını sınırlamaya çalışmıştır. Haram aylar kavramının ancak bütün tarafların kabulü ve saygı göstermesiyle uygulamada faydalı sonuçlar doğuracağı şüphesizdir. Bu kavramın ortaya çıkışı ve uygulanışıyla ilgili tarihî ve dinî şartlar ne olursa olsun, ihmal edilen birtakım insanî değerlerin yaşatılması ve bu konuda kamuoyu oluşturulması için belli günlerin ayrılmasına önem verilen zamanımızda yılın üçte birini meydana getiren bir süreyi insanların savaş karşıtı düşünce ve duygular içinde yaşamasının yeryüzünde barışın sağlanmasına sağlayacağı katkı büyüktür.[7]



[1]-Mevdudi, Tefhimu’l-Kuran,I,449.

[2]-Maide Sûresi5/2.

[3]-Tevbe Sûresi 9/36.

[4]- Buhari, Bed'u’l- halk,2; İbn Sa'd, et-Tabakat, II, 186; Müsned, V, 37, 73; Müslim, "Kasâme", 29.

[5]- Prof. Dr. Sabri ERTURHAN, Haram Ayların Fıkhi Okunuşu, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, 13. sayı, 2009, s. 199-200.

[6]-Hucûrat Sûresi 49/9.

[7]- Hüseyin ALGÜL,”Haram Aylar”,DİA, XVI,106.

Yazar: