Kalk Yâ Ubeyde!

Bedir Ovası 

Ramazan ayının 17. Gününde, Hak ile batılın birbirinden ayrıldığı o dehşetli Furkan gününde, Bedir ovasının yakıcı sıcağına aldırmayan iki ordu karşı karşıya geldi.[1] Zalim ve kibirli Kureyşin güçlü ordusunun karşısında, Mekkelilerin kervanını ele geçirmek için yola çıkan fakat karşısında koca bir ordu bulan, yine de azmini yitirmeyen bir avuç Müslüman vardı.

Utbe b. Rebia

Şeytanın ordusundan üç asker meydanın tam ortasına geldi. Bunlar Kureyş’in önde gelenlerinden Utbe b. Rebia ile kardeşi Şeybe ve oğlu Velid idi. Utbe, Ümeyyeoğullarının efendisi ve Mekke’nin en zenginlerinden birisiydi. Bedir’e gelmek için hazırlandığı sırada kölesi Addas çok ağlamış, efendisini geri çevirmek için yalvarıp yakarmıştı. Muhammed Allah’ın Rasûlüydü ve Allah ile savaşanlar yenilmeye mahkumdu.[2]  Addas’ın ikna edemediği Utbe’nin oğullarından Velid kendi yanında, diğer oğlu Ebû Huzeyfe karşısında Rasûlullah’ın ordusundaydı. Aslında Utbe kardeşin kardeşiyle, babanın oğluyla yapacağı bu savaşı engellemek için çok uğraşmış fakat Ebû Cehil’in hırsına mani olamamıştı. Şimdi Utbe meydanın tam ortasındaydı. Korkak olmadığını göstermek ve kendisiyle alay eden Ebû Cehil’i susturmak için öne çıkmıştı. Kureyşin en akıllı adamı nefsine ve hırsına yenik düşmüştü.

Allah Yolunda Savaşın

Savaş geleneği olarak Mekke ordusunun liderleri ileri çıkmış, kendileriyle savaşacak kahramanlar istiyor, Müslümanları mübarezeye çağırıp onlara meydan okuyorlardı. İslam ordusundan üç genç hemen ileri atıldı. Bunlar Medineli yiğitler Muaz, Muavviz ve Abdullah b. Revaha idi. Utbe onları tanıyamadı. Kim olduklarını öğrendiğinde ise İslam ordusuna, Efendimiz aleyhisselam’a seslendi:

"Ey Muhammed,  bizim karşımıza dengimiz olan akrabalarımızı çıkar."

Peygamber Ailesinin Kahraman Yiğitleri

Rasûlullah, ensarın genç yiğitlerini geri çağırdı. Onlara dua ettikten sonra, Ey Hâşimoğulları kalkın. Allah’ın nurunu söndürmek isteyenlere karşı, Nebinizi gönderen Allah yolunda, Hak yolunda savaşın.

Kalk, ya Ubeyde,

Kalk, ya Hamza,

Kalk, ya Ali, buyurdu.[3]

Allah Rasûlünün emri ile Ubeyde, Hamza ve Ali derhal ayağa kalktı. Hamza Efendimizin amcası, Ubeyde Haris b. Muttalib’in, Ali ise Ebû Talib’in oğluydu. Efendimiz ölümün ortasına başka sahabilerini değil en yakın akrabalarını gönderdi. Zaten o bütün tehlikeleri kendisi göğüsler, en büyük sıkıntılara kendisi ve en yakınları katlanırdı. O diğer müminleri kendine tercih ederdi.

Ubeyde Efendimizin ailesinin en yaşlısıydı. Henüz İslam'ın ilk günlerinde, Efendimiz Daru’l-Erkam’a girmeden önce Müslüman oldu. Kolay olanı değil, zorluğu tercih etti. O,  Ebû Leheb ya da  Ebû Süfyan b. Haris gibi İslam düşmanı olmayı değil, Allah dostu olmayı seçti. Yakın "akrabalar Ebû Leheb’e, Abdullah b. Ebi Ümeyye’ye ve Ebû Süfyan’a hiçbir zaman kulak vermedi.

Allah yolunda yurdunu terkeden Ubeyde, Nebiyyi Muhterem tarafından muhacirlerden Hz. Bilal, ensardan ise Umeyr b. Humam ile kardeş edildi.[4] Rasûlullah Rabiğ’e gönderdiği seriyyeye kumandan olarak Ubeyde’yi tayin etmişti.[5]

Ben Şehit Değil miyim?

Ubeyde ve arkadaşları düşman karşısına geldiklerinde kendilerini tanıttılar. Utbe onları görünce: Siz bizim dengimizsiniz, dedi ve savaş başladı. Hamza Şeybe’yi, Ali ise Velid’i kısa zamanda bertaraf etti. Ubeyde ise Utbeyi yaralamış, kendisi de bacağından yaralanmıştı. İkisi de ayakta duracak halde değillerdi. Hamza ve Ali derhal Ubeyde’nin yardımına koşarak Utbe’yi öldürdü ve Ubeyde’yi Rasûlullaha götürdüler. Ubeyde’nin bacağı kopmuş, yarasından fışkıran kan durdurulamıyordu. Efendimiz ayaklarını uzattı. Ubeyde başını Efendimizin dizine koydu. Yarasının şiddetine, çektiği acıya aldırmadan sordu : Ya Rasûlallah, ben şehit değil miyim?

Ebû Talib Sağ olsaydı!

Resûl-i Ekrem: Sen şehitsin, diyerek cevap verdi. Yüreği ferahlayan Ubeyde: Ya Rasûlallah, Ebû Talib sağ olsaydı söylediği söze kendisinden çok benim layık olduğumu anlardı, dedi ve Ebû Talibin şu beytini okudu: Bizler Onun çevresinde gerekirse çoluk çocuğumuzdan vazgeçerek  savaşıp her birimiz yere serilmedikçe onu size teslim edeceğimizi mi zannediyorsunuz?[6]

Gerçekten de Ubeyde bu sözlerin hakkını layıkıyla vermişti. Çocuklarını yetim, hanımı Zeyneb binti Huzeyme‘yi dul bırakmayı göze almış, Allah ve Rasûlünün yolunda canından vazgeçmişti.

Savaş müminlerin zaferiyle bitti. İslam ordusu Bedir’den dönerken Safra denilen mevkide Ubeyde hazretleri son nefesini verdi ve buraya gömüldü.[7]

Yıllar sonra Müslümanlar Safra’dan geçerken güzel bir koku duydular ve Efendimize bunun sebebini sordular. Allah Rasulü, Ebû Muaviye (Ubeyde) nin kabri buradadır, buyurdu.[8]Ubeyde esmer tenli, orta boylu ve güzel yüzlüydü. Şehid olduğunda 63 yaşındaydı.[9] O Muhammed aleyhisselâm’ın akrabalarının ilk şehidiydi. Allah kendisine rahmet eylesin. Şehadetin mübarek kokusunu hissedebilmeyi bizlere de nasip eylesin. Âmin.



[1] İbn Hişam,Sire,II,626

[2] Vakıdi, Meğazi,I,22-23.

[3] İbn Sa’d,Tabakat,II,17

[4] İbn Habib,el-Muhabber,71.

[5] İbn Esir,el-Kamil,II,111

[6] Hakim,Müstedrek,III,158

[7] İbn,Sa’d,III,52.

[8] İbn Abdilber,el-İstiab,III,141.

[9] İbn Sa’d,III,52.

Yazar: