Gecelerin Sürûru

KUR’AN’DAN MÜLHEM YAZILAR-VIII

 

Yüreğim ise sıkışan dar kalıplarda, dolambaçlı yolların her köşesi bir çıkmaz sokak…

Kumların her zerresi bir dünya ederken, susuzluğum bir girdap…

Ne el yordamı ne bir kılavuz…

Sessizliğin uğuldadığı beynimde tariflere sığdıramadığım yakıcı bir boşluk. Elimi atsam, fokur fokur kaynayan bir kazanda iliklerime kadar eriyecekmiş gibiyim… İçimin titreyişi zavallı parmaklarıma vuran bir deprem dalgası…

Gücü yok kalbimin, gücü yok ellerimin, gücü yok kelimelerin.

Sözler suçsuz, sessiz…

Kelâmını yitirmiş bir gecenin karanlığında yokluğun varlığını aramaya çıktım.

Hücresine sığındığım bedenin kanı çekilmiş damarlarında, heyulâ gibi dolandıkça “Ben, ben miyim?” sorusu, adımlarını sıklaştırıyor.

Yüreği kararmış bulutların ilkbaharda zemheriyi yaşattığı bir ruh fırtınası bu. Ayaz vurmuş bir geçmişin üşümüş yaprakları, meyveye duramadan katılaşmış, kozalağa dönmüş tomurcukları…

Kert kert olmuş beynimin kanayan kıvrımlarında, yolunu kaybetmiş bir meczubum.

El at Rabbim!

Nûr’undan nûr kat…

Kalbimin esrarını aşikâr et…

Bana, ruhumu çelen her şeye karşı cesaret ver. Göğsümü aç ve genişlet… İçine sığmayan ‘iç’im, mutmain olsun.

Aldanışlarım çözülüp ebediyetle yeniden şekillensin.

Yüklerim ağır… Hafiflet Sen onları. Kuş gibi kanatlansın sonsuza dek.

Bir bebeğin el değmemiş hayatının yumuşaklığını kalbime ver. Tüy gibi olsun.

Sonsuzluk, dibi görünmeyen bir okyanusun bilinen limanı olsun bana. Mercanların,  denizşakayıklarının renkli dünyasında huzur bulayım. Günahlarımın utancı da ağırlığı da rahmetinin sınırsızlığıyla bertaraf olsun.

Ümmeti için kederlenen Sevgilin’in kederlerini neşeye çevir. Ruh iklimlerinden kopup garip diyarlara gelenlerin yüreklerini, yağmur yüklü bulutların serinliği ile müreffeh eyle. Yükümüzün ağırlığı yerleri ve gökleri titretirken yüzümüzü utanç duvarı olmaktan kurtar. Kısırlaşmış hislerimizin yeşermesini sağla. Sırtımızdaki kamburlardan kurtulmamız için mukavemet, takatimiz kalmadığı yerde gücünden güç ver bize.

Kâinat devrini bitirmediği, güneş ışığını kaybetmediği, yürekler Allah’ın zikrini terk etmediği sürece ey Rasûl, Sen’in adın hep var olacaktır. Susamış dudaklara ferahlık; daralan, kıvranan gönüllere huzur; yolunu kaybetmişlere ışık; hasta ruhlara derman olacaktır.

Varlık âlemi varlığına şehadet edecek, zikrini dudaklarından düşürmeyecek, sonsuzluğun kapılarını bu anahtarla açacaklardır. Rabbin/Rabbimiz, Sen’in şöhretini, şerefini dilimizle kalbimize bağlayacaktır.

Çekilen çilelerin, içimizde derin yaralarla kalan ukdelerin, nutku tutulmuş dimağların esamisi okunmaz nail olunanın yanında. Saba yeli gibi silip süpürür gecenin üzerimize çökmüş olan menfur kokusunu. Gül bahçesinin rayihası, kerahet vaktinin kusmuk kokusunu akamberlere döndürür.

Ey nizamıyla zorları, kolaydan da kolay eyleyen Rabbim!

Ruhumuzu hafakanlar bastığında, bezginlik kapımızda nöbetteyken ve melâlin kıvamına erdiği gecenin en karanlık vakitlerinde, “Tamam artık bittim!” dediğimiz o demde, ümidimiz ol!

Çalışmanın, yorulmanın Sen’in için olduğu erdemliliği anamızın ak sütü gibi helâl et!

Çalışmanın da yorulmanın da rahatlıktan evlâ olduğunu sabırsız kalplerimize anlatamamanın yaşattığı sükût-ı hayalin karanlık kuyularından çek çıkar bizi.

Yalnız ve ancak Sen’in kerem denizinde yunarak arınabiliriz.

Yalnız ve ancak var olmanın tadına Sen’inle varabiliriz.

Yalnız ve ancak yaptığımızın, istediğimizin sonucundakini Sen’in lütfunla idrâkimize giydirebiliriz.

Sen varken basiretimiz açık, sezgilerimiz kuvvetli…

Ve ancak Sen’in ruhumuza üflediğin meltemlerin ıhlamur kokusuyla, billûr saraylar gibi hafif, şeffaf ve huzur dolu olabiliriz.

***

“Sûre-i İnşirâh” ruhumuzdaki yorgunluğu alıp bizi dünya kirlerinden pir ü pâk eylesin!

İlgili Yazılar: