Vakarlı Ama Mütevazı

hiç tevazu vakar Hz. Muhammed hat gülAllah Rasûlü (sas), halkından farklı yaşamadı. O, saraylar, köşkler yaptırmadı. Kendisine bir görev düştüğünde onu yapar, kendisine bir ayrıcalık tanınmasını istemezdi. Liderlik, başkanlık gibi sıfatların arkasına sığınmazdı. Diğer taraftan Sevgili Peygamberimiz, karşısındaki insana çok saygılı ve centilmen davranırdı, herkese değer verdiğini belli ederdi. Allah Rasûlü (as) kendisine biri geldiğinde onunla tokalaşır, karşısındaki insan elini çekmeden onun elini bırakmazdı; yine karşısındaki kimse yüzünü başka tarafa çevirmeden önce o kimseden yüzünü çevirmezdi. Rasûlullah (as)’ın, beraber oturduğu bir kimsenin önünde dizlerini uzattığı da görülmemiştir.

 “Sakın onlardan bazılarına verdiğimiz dünya malına göz dikme! Onlardan dolayı üzülme, müminlere alçak gönüllü ol.”[1]

“Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma! Çünkü sen azametinle ne yeri yarabilir, ne de boyunla dağlara erişebilirsin.”[2]

“Allah’ın rahmeti ile onlara yumuşak davrandın, şayet kaba, katı yürekli olsaydın hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi.”[3]

“Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünen kimseleri asla sevmez.”[4]

“Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini  (avaz avaz bağıran) merkeplerin sesidir.”[5]

Söz konusu bu ayetler insana kibir, kendini beğenme gibi tevazua zıt ahlâkî davranışlardan uzak durmasını öğütlemektedir. Şu âyet-i kerime, “tevazu ehlinin durumu”nu anlatıyor:

“O çok merhametli Allah’ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında ‘selam’ der (geçerler).”[6]

Aşağıdaki ayetlerde de, mü’minlerin kendi aralarında şefkatli, kâfirlere karşı şiddetli olmaları gerektiği anlatılmaktadır:

“Muhammed Allah’ın Elçisi’dir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler…”[7]

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki): Allah, sevdiği ve kendisini seven, mü’minlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar)Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kimsenin kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah’ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah’ın lütfu ve ilmi geniştir.”[8]

“O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et…”[9]

Allah Rasûlü (sas) sakin ve vakarlı duruşuyla insanların en kâmili idi. Heyecan yapmaz, acele davranmaz, ani karar değiştirmez, basit hareketler yapmaktan ve yapanlardan uzak durur, her işinde teennî ile hareket ederdi. Kendisini diğer insanlardan farklı görmeyen Rasûlullah, insanlar arasına girer, onlarla sohbet eder, onlardan biri gibi giyinir, yer içerdi. Ev halkına, hizmetçilerine, dost ve arkadaşlarına gayet sevecen davranır herkesin gönlünü kazanırdı. Hizmetindekilere asla kızmazdı. Ayrıca hanımlarına ve çocuklarına karşı da gayet kibar ve nazikti; onlara hiçbir zaman kaba davranmazdı. Sevgili Peygamberimizin yanında olan bir kimse onun yanında olmaktan pişman olmaz aksine daima mutlu olurdu.

Bu konuda Enes b. Mâlik (ra) şöyle anlatmaktadır: Rasûlullah (as), insanların en güzel huylusu idi. Bir gün beni ihtiyaç için bir yere göndermişti. Ben de aslında onun emrettiği yere gitmeye niyetli olduğum halde -çocukluk hâli- “gitmeyeceğim” diyerek evden çıktım. Sokakta oynayan çocukların yanına gittim. Tam o sırada Rasûlullah (as) arkamdan ensemi tuttu. Dönüp baktığımda bana gülümseyerek, “Ey Enescik, söylediğim yere gittin mi?” dedi. Bunun üzerine ben de, “Evet, Ya Rasûlallah! Şimdi gidiyorum.” dedim. Enes sözlerine şöyle devam etmektedir: Allah’a yemin olsun ki, Rasûlullah (as)’a dokuz sene (başka bir rivayette on sene) hizmet ettim, bu süre zarfında yaptığım bir işten dolayı bir gün olsun bana “Neden böyle yaptın?” veya yapmadığım bir işten dolayı da “Neden böyle yapmadın?” diye sormamıştır.[10]

Allah Rasûlü (sas), halkından farklı yaşamadı. O, saraylar, köşkler yaptırmadı. Kendisine bir görev düştüğünde onu yapar, kendisine bir ayrıcalık tanınmasını istemezdi. Liderlik, başkanlık gibi sıfatların arkasına sığınmazdı. Diğer taraftan Sevgili Peygamberimiz, karşısındaki insana çok saygılı ve centilmen davranırdı, herkese değer verdiğini belli ederdi. Allah Rasûlü (as) kendisine biri geldiğinde onunla tokalaşır, karşısındaki insan elini çekmeden onun elini bırakmazdı; yine karşısındaki kimse yüzünü başka tarafa çevirmeden önce o kimseden yüzünü çevirmezdi. Rasûlullah (as)’ın, beraber oturduğu bir kimsenin önünde dizlerini uzattığı da görülmemiştir.

O giyim kuşamda lüks ve israfa kaçmaz, halkın giydiği kumaşlardan, elbiselerden giyerdi. İpekli, altın ve gümüş süslemeli elbiselerin giyilmesini hoş karşılamazdı. Allah Rasûlü, “Gücü yettiği halde tevazu göstererek lüks elbiseler giymeyi terk eden kimseyi Allah Teâlâ kıyamet günü insanların başına çağıracak ve iman hırkalarından hangisini giymeyi isterse serbest bırakacaktır.”[11] demektedir.

Sevgili Peygamberimiz bulunduğu yerde insanlara hizmet etmekten kaçınmazdı. Bir gün Hz. Peygamber arkadaşlarıyla oturuyordu. Bir ara kalktı arkadaşlarına su dağıtmaya başladı. O sırada içeriye yabancı biri geldi ve “Bu topluluğun lideri kim?” dedi. Sevgili Peygamberimiz “Seyyidü’l-Kavmi Hâdimuhum”[12] yani “Bu topluluğun efendisi onlara hizmet edendir.” buyurdu. Evet, o, hizmet edeni efendi olarak kabul eden bir anlayışa sahipti.                        


*Bu yazı hocamızın izniyle ‘Kul Peygamber’ adlı eserinden alınmıştır.

[1] Hicr 15/88.

[2] İsra 17/37.

[3] Ali-i imran 3/159.

[4] Lokman, 31/18.

[5] Lokman 31/19.

[6] Furkan,25/63.

[7] Fetih,49/29.

[8] Maide, 5/54.

[9] A-li imran, 3/159.

[10] Ebû Dâvûd, Edeb 1.

[11] Tirmizî, Safatü’l Kıyame 39.

[12] Hadisin sahih olup olmadığı konusunda ihtilaf bulunmaktadır. Zayıf diyenlerin yanı sıra hadise ‘hasen’ diyenlerin de olduğu söylenmektedir. Bk. el-Acluni, Keşfu’l-Hafa, 1, 462-463.

Yazar: