Baş Tacım

Beni başında taşıyor ama aslında O benim baş tacım. Hediyeye önem verir. Bu yüzden hediye edilen kardeşlerimi de taltif ettiği oluyor lâkin en ziyâde beni seviyor. O’na yakın olmaktan, başımı okşamasından, görünüşüme çeki düzen veren elinin temasından o kadar memnunum ki.

Yine de kıskandığım biri var. En fazla onunla alâkadar. Gıpta ettiğim varlık, önce mübarek ayaklarını seyrediyor sevgilinin. Ben de ayaktayım. Uzun müddet bu vaziyette kalıp sonra eğiliyorum. Biraz daha yaklaşıyorlar birbirlerine. Dakikalar boyu ayrılmıyorlar. Azıcık uzaklaşıp ardından vuslata eriyorlar.

Yüzü yüzüne değiyor, eli eline. O, yerlerde, ben yücelerde ama bununla övünemiyorum, ikisinin arasında bir yere oturup neler fısıldaştıklarını dinliyorum.

Diyor ki: “Yüce Rabbim, Seni tesbih ederim.”

Cevap gecikmiyor:  “Yüce Rabbim, Seni tesbih ederim.”

Ben de katılıyorum onlara: “Yüce Rabbim, Seni tesbih ederim.”

Seslerimiz birbirine karışıyor. Sayı mutlaka tek, fakat arttıkça artıyor.

Biraz uzaklaşıyorlar, sonra tekrar… Bu defa bütün kâinat bir ağızdan üç, beş, yedi… “Yüce Rabbim, Seni tesbih ederim…”

Ben yukarıdayım, o aşağıda ama yine de benden üstün.  Zira birazdan… İşte tekrar:

“Yüce Rabbim, Seni tesbih ederim.” Secdeler uzadıkça uzuyor. Şimdi üçümüz de oturuyoruz. Diz dize hallerini gıptayla izliyorum.

“Tahıyyat, salâvat ve tayyibat Allah’ındır…”

Resûl yükseliyor, yükseliyor. Artık kendisine gıpta ettiğim de aradan çekiliyor. O yerde ben gökte, ikimiz de Elçi’nin Rabbiyle sohbetini hayranlıkla dinliyoruz.

“Selam, Allah’ın rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun ey Nebi!”

“Selam, bizim ve salih kulların üzerine olsun!”

Ahdimizi, şahitliğimizi meleklerle beraber tamamlayıp dualarımızı Resûl’e ve ailesine, Resûl’ün hanif dedesine ve O’nun ailesine gönderiyoruz.

Anladınız değil mi kimi kıskandığımı?

Sevgili, “Sevgili”siyle en yakın olduğu anda, saç diplerini sarmakla şeref duyduğum, onunla şereflendiğim mübarek alna ev sahipliği yapıyor mescidin gül yüzlü hasırı… Bazen “Gül”ün yüzünde izini bırakacak kadar yakın… Şimdiki miraca zemin… Ben de O’nun sarığı. Önce kıyamda… ve rükuda ve dahi secdelerde.

Teşehhüdde…

Meleklerle vedalaşıp yeryüzüne dönmeden önce hasırla ben el ele tutuşuyoruz. Hep beraber Beyt-i Mamur’u tavaf ediyoruz. Üç, beş, yedi… Dilimizde ebedî:

“Rabbenâ âtinâ fi’d-dünya haseneten ve fi’l-âhirati haseneten ve kınâ azabennâr ve edhılne’l cennete mea’l-ebrar, ya azizu ya gaffar.”

Yazar: