Taif’te Yaşananlar

Taif, Mekke’ye yüz elli km mesafede bir şehir adıdır. Sevgili Peygamber aleyhisselam Efendimizin yirmi üç yıllık hayatında Taif’e iki önemli seferi olmuştur. Bu seferlerin birincisi Medine’ye hicretinden önceki seferidir ve bu seferinde taşlanarak Taif’ten dışarı çıkarılmıştır. İkinci seferi ise Mekke’nin fethinden sonraki seferidir ki, bu ikinci seferi bir fetih seferidir. On yıldan az bir zaman dilimi içerisindeki iki girişi arasında siyahla beyaz kadar fark vardır.

Her iki seferi de onun davasını sahiplenen bütün mü’minler için önemli dersler ihtiva etmektedir. Zira o, kendisinden önceki enbiyanın yolunu izlemiş ve Allah’a davette her türlü çileye katlanmış, bir mekânda sıkışıp kalmamış, aksine Allah’ın arzında O’na kulluk edebilecekleri, O’na davet edecekleri yerlere açılmıştır.

Taif de böyle bir açılımdı. Önce Zeyd’ini yanına alarak onlara açılmak istedi. Beklenenin tam aksiyle cevap verdiler. Daha sonra ordusuyla açıldı onlara. İkinci açılımda Taif tilki gibi kovuğuna sinmişti. Taşladıkları insanın bir gün onları mancınıkla taşlayacağını akıl edememişlerdi.

Taif’in bilinmesi bize çok şey öğretecektir. Kaderi yazan Allah’ın hükmünün er veya geç nasıl tecelli ettiğini, sabretmenin mü’min için yegâne çare olduğunu Taif’te idrak edebiliriz. Taif muazzam bir derstir. O ders asırların uzamasıyla değer kaybedecek nitelikte de değildir. Bilakis her geçen gün, siretin diğer konularında olduğu gibi Taif’i biraz daha öne çıkarmakta, bize biraz daha iyi anlaşılır ipuçları vermektedir.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in izinden gitmek, hatta ona ümmet olmanın hakkını vermek aynı zamanda davasının yayılması ve sürdürülmesi demek olduğuna göre, Müslüman, Taif’i uzak görmemelidir. Birinci Taif’i de ikinci Taif’i de yakınında bilmelidir.

Taşlanmak, dışlanmak, yalnız kalmak, çocuklara, meczuplara havale edilmek dava adamları için asla son değildir. Hüküm Allah’ındır.

Taif, Zeyd’iyle çıktığı yolculuğunda taşlanmaya mahkûm edilmiş bir Peygamber’in hayatındaki olaylar zincirinden bir halkadır. O zincire biz de tutunduğumuza göre Taif her yer, taşlanmaya aday her mü’mindir.

Neden Taif?

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Mekke’de davet imkânı bulamaması üzerine yeni bir yer olarak Taif’i tercih etmesinin nedeni şudur:

Taif, üzerinde Kureyş’in de hesaplarının bulunduğu ve yazlık olarak kullandıkları bir yerdi. Taif, zengin toprakları ve mümbit arazileri yanında merkezi bir yönetime sahip değildi. Kabileler kendi bulundukları yerlerde hüküm sürüyorlar, biri diğerinin alanına müdahale etmiyordu. Taif’teki kabilelerden biriyle ilişki kurulması ve onların iman etmeleri, Mekkelilere karşı önemli bir kazanım olacaktı.

Çünkü kabileler, kendi başlarına Taif’e hükmedemiyorlarsa da birbirlerini ezebilecek durumda da değildiler. Bu nedenle Taif’e ayak basmış olmak önemli bir yatırımdı. Ne yazık ki Taifliler bu fırsatı değerlendiremediler; ayaklarına kadar gelen nimeti teptiler. Eğer o zaman onlar fırsatı yakalasalardı şimdiki Medine Taif olacaktı.

Habeşistan hicreti, hüzün yılı ve Taif

Peygamberliğin onuncu yılı sonunda Ebû Talib vefat etti. Ebû Talib, iman etmemiş olmasına rağmen iyi bir koruyucu ve iyi bir destekti. Kureyş’in törelerine göre Ebû Talib’in yeri saygındı. Onun koruduğu da korunmuş oluyordu. Onun vefatının ardından da mü’minlerin annesi Hadice radıyallahu anhâ vefat etti.

Hadice radıyallahu anhâ, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ev huzurunu temin ediyor, ona tam bir moral kaynağı oluyordu. Hadice radıyallahu anhâ ve Ebû Talib’in peş peşe vefat etmesi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem için önemli bir güç kaybı şeklinde sonuç verdi. Müşrikler daha da azdılar.

Müşriklerin yoğunlaşan baskıları Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi yeni bir merkezi davet üssü oluşturmaya zorladı. Mekke’nin İslam’a davet için merkez olma kabiliyeti o şartlarda yoktu.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem iyi bir planlama ile Taif’e çıktı. Planının incelikleri arasında, yürüyerek gitmeyi tercih etmesini zikredebiliriz. 150 km. olan Taif yolunu yürüyerek gitmesi, müşriklerin Mekke’den başka bir yeri merkezîleştirme endişesini depreştirmeme amacı güdüyordu. Yanına aldığı yol arkadaşı Zeyd de evlatlığı olarak bilindiği için dikkat çekmemişti.

10. yılın sonunda, Şevval ayında Taif’e gitti. Taif’te on gün kaldı.

Ne yazık ki Taifliler, Mekkelileri aratmadılar. Onu bir misafir gibi dahi kabul etmedikleri bir yana edep dışı tavırlarla, hakaret ederek kovdular. Yüzüne karşı: ‘Allah, senden başka peygamber olarak gönderecek birini bulamadı mı?’ dediler.

Onlardan yaptıkları hakarete rağmen bari onlara gittiğini yaymamalarını rica etti. Mekkelilerin bu sonucu bilmeleri hiç de iyi olmayacaktı.

Onlar ise bu ricaya karşılık olarak çocuklarını, kölelerini ve delilerini kışkırtıp, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i Taif sokaklarında taşlattılar. Mübarek vücudu kanlandı. Taif toprağına mübarek kanı aktı. Beraberindeki Zeyd yaralandı. Mekke’ye doğru kaçarlarken bir bahçeye sığınmak zorunda kaldılar. Bahçeye sığınınca bıraktılar onları. Bir üzüm kütüğüne yaslanarak dinlenmeye başladı. 

Rabb’inden başka sığınacağı kimsesi olmayan bir Nebi olarak Rabb’ine sığındı. Dua etti. Büyük bir sıkıntı içindeydi. Aişe Annemiz ona Uhud’dan daha zor bir gün yaşayıp yaşamadığını sorduğunda verdiği cevapta Taif gezisinin daha ağır olduğunu söylemişti.

Burada yaptığı dua, anında cevap buldu. Bir bulutun, üzerinde kendisini gölgelediğini gördü. Baktı ki Cebrail!

Allah Teâlâ’nın durumunu gördüğünü, dağlarla ilgili meleği ona gönderdiğini, dilemesi halinde Taiflileri iki dağın arasında ezebileceğini söyledi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, önceki peygamberlerin ümmetleri gibi Taiflilerin de helak olmalarını istemedi: ‘Belki nesillerinden Allah’a kulluk eden biri çıkar!’ diyerek meleğe cevap verdi.’ (Buharî, Bed’ul-halk, 7; Müslim, 1795)

Taif, yalnızlığı ve psikolojik yönü itibarıyla Uhud’dan daha ağırdı. O, o günkü çektiği sıkıntıya bakarak karar vermedi, geleceği düşünerek karar verdi ve onlara beddua etmedi.

Zor dönüş

Taifliler, geziyi gizleselerdi Mekke’ye dönüşte bir sakınca yoktu. Ama onlar haberi hemen Mekke’ye ulaştırdılar. Mekkeliler de kendilerine göre tedbir alacaklardı. Bu tedbirler arasında öldürme de olabilirdi. İleri gelenlerden iki kişiye, Mekke’ye girişi için kendisine yardım etmelerini istedi, kabul etmediler. Bir müşrik olan Mut’im bin Adiyy, himaye etmeyi kabul etti. Oğullarını yanına alarak Kâ’be’ye gidip Kureyş’e:

‘Muhammed himayemdedir.’ dedi.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i Mekke’nin dışından alıp Kâ’be’ye getirdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem iki rekât namaz kıldı orada. Oradan da evine geçti. Böylece Mekkelilerin kötü niyetlerine karşı tedbir alınmış oldu.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Mut’im’in bu iyiliğini hiç unutmadı. Bedir Gazvesinden sonra müşriklerden esir alınanlara bakıp:

‘Mut’im bin Adiyy sağ olsaydı ve bunları salmamı isteseydi salardım.’ demişti.

Taif gezisinden sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem teselli için Miraç gördü. Taif’te bulamadığını Sidretü’l-münteha’da buldu.

Anlayabilen için hikmet!

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bir yönden akrabaları olan Taiflilerden beklediğini bulamaması onu ziyadesiyle üzmüştü. Yine de umutsuz olmadı. Meleğin onları cezalandırma teklifini bile kabul etmedi. Gelecek kuşakların imanından umutluydu. Hâlini arz etti; ama yılmadı.

Hiç şüphesiz her şey Allah’ın bir kaderi gereği cereyan ediyordu. Boş ve gereksiz bir iş asla yoktu.

Taif dönüşü sığındığı bahçede bir köle ona üzüm uzattı. O üzümden bir salkım alıp besmele ile yedi. Besmele kölenin dikkatini çekti. Çünkü köle Hıristiyan’dı ve besmelenin ne olduğunu biliyordu. Onunla konuştu. Adı Addas olan bu köle Müslüman oldu.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Taif’ten dönerken Nahle Vadisi’nde gece molası vermişti. Namaza durdu. Namazda kıraat halindeyken onu bir grup cin dinledi. Dinledikleri Kur’an hoşlarına gitti; iman ettiler. Gidip diğer cinlere, dinlediklerini haber verdiler. (Bakınız: Ahkaf suresi, 29-30. ayetleri)

İki şehir ve halkı, Mekke ve Taif, anlamadılar, inanmak istemediler. Onlara karşılık cinler bir dinlemeyle anladı, iman etti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Taif’e gitti, onları kazanamadı, cinler ayağına geldi ve onları kazandı.

“Bir de şu vakti anlat, hani cinlerden birtakımını Kur’an dinlemek üzere sana göndermiştik. Onu dinlemeye geldiklerinde: Susun, dinleyin, dediler. (Dinleme) bitirilince de dönüp uyarmak üzere kavimlerine gittiler.

Ve dediler ki: Ey kavmimiz, haberiniz olsun ki, biz Musa’dan sonra indirilmiş önündeki kitapları doğrulayıp gerçeği ve doğru yolu gösteren bir kitap dinledik.

Ey kavmimiz, Allah’ın davetçisine uyun ve O’na iman edin ki, bazı günahlarınızı bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun!”(Ahkâf 46/29-31)

Sadece hikmet ve sır olarak anlaşılabilir şeylerdir bunlar.

İnsan anlamaz cin anlar. Efendi anlamaz, köle anlar.

Herkes rolünü oynuyor.

Peygamber peygamberliğini, müşrik müşrikliğini yapıyor. Mü’min de mü’minliğini yapacak. Kesinlikle bir yanlış yok!

Yazar: