Tevhid Önderleri

GİRİŞ

İnsan hayatı üç gündür derler. Biri geçmiş, biri gelecek diğeri ise bu gündür. Geçmişi olmayan, geleceğe umutla bakmayan bir kimse için hayat yolculuğu bugünden ibarettir. Nereden gelip nereye gittiğini bilmeden yola koyulanlar hayat yolunda mutsuz ve umutsuzdurlar. Onlar, “Hayat ancak bu dünya hayatından ibarettir. Yaşarız ve ölürüz. Biz tekrar diriltilecek değiliz.”[1] diyenlerdir. Mü’minler ise, “Bu dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi.”[2] hakikatine sımsıkı sarılarak, yaratılış amaçlarını[3] gerçekleştirmek için günde kırk defa: “Ey Rabbimiz! Bizi dosdoğru yola ilet. Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna…”[4] diye dua edenlerdir. Allah’ın nimet verdiği kimseler en başta tevhid önderleri olan Peygamberlerdir.[5] Yol, onların yoludur. Öyleyse dosdoğru yol (sırât-ı müstakîm), dün Peygamberlerin açtığı mazimiz, bugün örnek alıp adımlamamız gereken hâlimiz ve yarın bizi saadete ulaştıracak istikbâlimizdir. Yol tanınmadan hedefe ulaşılamaz. Âdem (a.s) ile başlayıp Firdevs’e giden bu dosdoğru yolu tanıyarak sonsuz mutluluğa kavuşmak için yolun asıl sahipleri olan Peygamberleri tanımamız ve onların adımlarını izlememiz gerekir.

Hidâyet Rehberleri

Yüce Rabbimiz, peygamberleri biz insanlar arasından seçmiş, onları bize hidayet ve selamet yollarını göstermeleri için görevlendirmiştir. “Allah, meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.”[6] “… Her ümmetin bir hidâyet rehberi, yol göstereni vardır.”[7] Peygamberlerin varlığı, her şeyden önce Allah’ın insanı dünyaya atıp terk etmediğini ve rahmetinin devam ettiğini göstermesi açısından önemlidir.  Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır.[8]

 

Peygamberlerin Ortak Çağrısı

Bütün peygamberler ümmetlerini tevhide ve Allah’a kulluğa çağırmışlardır:

“Ey Muhammed! Biz senden önce hiçbir Peygamber göndermedik ki, ona, ‘Ben’den başka hiçbir ilâh yoktur. O halde sadece Bana ibadet edin!’ diye vahyetmiş olmayalım.”[9]

“Şüphesiz ki, her ümmete, ‘yalnız Allah’a kulluk edin, tâğuttan (yani Allah’ın helâl kıldığını haram, haram kıldığını helal kılan ve insanlara kendi kanunlarını dayatan her kişi ve merciden) kaçının’ diyen bir Peygamber gönderdik.”[10]

 

Nebevî Rehberliğin Önemi

Bütün peygamberler aynı inanç ve ahlak esaslarına davet etmeleri bakımından bir binanın tuğlaları gibidir.[11] Son Peygamber (s.a.s), risâletinin kıyâmete kadar geçerli olması dolayısıyla bütün Peygamberlerin en mükemmel temsilcisidir. Kur’ân’da Sevgili Peygamberimizle ilgili belirtilen özellikler bir anlamda diğer peygamberler için de geçerlidir. Kur’ân-ı Kerim’deki, Peygamberimizin âlemlere rahmet olarak gönderildiği bilgisinden[12] hareketle bütün Peygamberlerin ümmetlerine rahmet olduğu söylenebilir. Nebevî rahmetten nasipsiz olmak insanları mutsuz ve huzursuz kılar.

Kur’ân-ı Kerim’de peygamberlerle birlikte olup Allah’a ve âhiret gününe  inanan, salih amel işleyen, peygamberler kendilerine Allah’ın âyetlerini okuduğunda onlara karşı gelmekten sakınarak hâlini ıslah eden ve ‘Rabbimiz Allah’tır’ diyerek dosdoğru olanlara[13]; Allah’ı görüyormuş gibi ibadet ederek sadece O’na teslim olanlara[14]; inanıp yararlı işler yapan, namaz kılıp zekat verenlere[15]; mallarını Allah yolunda harcayan, harcadığını başa kakmayan ve gönül kırmayanlara[16]; gece-gündüz, gizli-açık infâk edenlere[17]; Allah yolunda cihâd ederken şehâdet şerbetini içenlere;[18] Allah’ın dostlarına[19] hiçbir korku ve keder olmadığı müjdelenmektedir. İşte böylece peygamberler, bizleri Allah’a kulluğa ve salih ameller işleyerek mutlu ve huzurlu kılmaya çalışmışlardır.

Başlangıçta her peygamber, toplumunda tek başına ve yapayalnızdır. Onların karşısında asırların bilinçlere kazımış olduğu sapkın, şaşkın, fıtrata ters, şirke dayalı sahte dinler, kültürler ve ideolojiler vardır. Peygamberler hassas ama yıkılmaz şahsiyetleri ile sarsılmadan, korkusuzca ilahî mesajı ilan etmişlerdir. İnsanları şirkten, kötü ahlaktan temizlemeye ve onları eğitip terbiye etmeye çalışmışlardır.

İnsanın düşmanı olan şeytan, Rabbinden kıyamete kadar kendisine mühlet verilmesini istemiş, Rabbimiz de ona bu izni vermiştir.[20] Şeytanın, Âdem (as)’den günümüze kadar yaşayarak âdemoğullarını saptırmaya çalışması ve kıyamete kadar yaşayacak olması binlerce yıla varan şeytanî tecrübeyi ortaya çıkartmıştır. Bu tecrübeye karşı Allah Teâlâ, bizlere peygamberî tecrübeyi ikram etmiş; tâğut yolunda çarpışanlara karşı Allah yolunda savaşma şuurundaki mü’minler için şeytanın hilesinin zayıf olduğunu bildirmiştir.[21] 

            Peygamberlerin çağrısı tarihte kalmış, olmuş bitmiş bir davet gibi düşünülemez. Allah Teâlâ’nın Kur’ân’ı kıyamete kadar korumasında ve peygamber kıssalarının orada anlatılmasında nice hikmetler vardır. “Şüphesiz ki, peygamberlerin kıssalarında akıl sahipleri için ibretler vardır.”[22] İblîs’e ve ordularına karşı koymada Kur'ân kıssalarından edineceğimiz tecrübe oldukça önemlidir. Ayrıca insanları tanıyıp onlara en uygun terbiye metodunu uygulama hususunda nebevî tecrübe yol göstericidir. Sevgili Peygamberimizin (s.a.s) mi‘râc’da  Mûsâ aleyhisselâmın tecrübesinden faydalanması ilâhî rahmet ve kolaylığı celbetmiş ve farz namazların elli vakitten beş vakte indirilmesine vesile olmuştur.[23]

 

Peygamberler Ve Biz

Peygamberlere karşı konumumuzu belirlerken, -daha önce de ifade ettiğimiz gibi- son Peygamberin (s.a.s) adeta bütün peygamberleri temsil ettiği hakikatinden hareket edebiliriz. Buna göre:

1.      Peygamberler Bize Canımızdan Daha Sevgilidir 

Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Peygamber müminlere kendi canlarından daha yakındır”[24], “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, zarara uğramasından korktuğunuz ticaret ve beğenip rahat rahat oturduğunuz evleriniz size Allah’tan, Peygamberinden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.”[25]

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurur: “Sizden biriniz; ben kendisine babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olamaz.”[26] Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmaktadır: “Üç özellik vardır ki; bunlar kimde bulunursa, o kimse imanın tadına varmıştır: Allah ve Rasûlü’nü her şeyden fazla sevmek, sevdiğini yalnızca Allah için sevmek, Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.”[27]

Sahâbîler (r.anhüm), Peygamber’in onlara her şeyden daha sevgili oluşunu günbegün yaşayarak ispatlamışlardı:

“Dinaroğulları hanımlarından Hz. Sümeyra binti Kays (r.anhâ)’nın kocası, iki oğlu, kardeşi ve babası Uhud’da şehid olmuştu. Bunların şehadeti Hz. Sümeyra’ya haber verilince o; ‘Rasûlullah (s.a.s) nasıldır?’ diye sordu. Ona: ‘Allah’a şükürler olsun, Allah Rasûlü iyidir’ dediler. Hz. Sümeyra: ‘O’nu bana gösteriniz de bir göreyim’ dedi. Efendimizi görünce: ‘Sen sağ olduktan sonra hiçbir musibet bize zarar vermez!’ dedi.”[28] Yitirilenleri bir düşünelim! Baba, kardeş, oğul, eş… Bir insan için bunlardan daha değerli, Allah’ın Rasûlünden başka kim olabilir?

Talha b. Ubeydullah (r.a.) Uhud Gazvesi’nde Rasûlullah’a gelen bir oka kolunu siper etmiş ve canından çok sevdiği Peygamberi uğrunda çolak kalmıştır.[29] Hz. Bilâl, Zeyd b. Hârise, Musab bin Umeyr ve daha niceleri “Anam, babam sana feda olsun” sözünü hayatlarıyla ortaya koymuşlardır.

Bugün biz de peygamberlerin manevî şahsiyetlerine yönelen tehditlere karşı mücadele verirsek, sahâbîler gibi sevgimizi ispatlamış oluruz. Bu arada unutmamalıyız ki bugünkü tehdit, özellikle Son Peygamber'in (s.a.s) tertemiz sîretine ve sünnetine kara çalma şeklinde tezahür etmektedir. Bunların hiçbir başarı şansı yoktur. Çünkü kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.[30]

 

2) Peygamberler Bizim En Güzel Örneklerimizdir

 Kur’ân-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) hakkında, “Şüphesiz ki sen yüce bir ahlâk üzeresin”[31] buyurmaktadır. Bu yüce ahlâk, O’nun her konuda bizlere örnek olmasının temel dinamiği olarak düşünülebilir. Rabbimiz, “Muhakkak ki Allah’ın Elçisinde sizin için güzel bir örnek (üsve-i hasene) vardır”[32] buyurmuştur. 

Peygamberimiz için söz konusu olan “en güzel örneklik” vasfı diğer peygamberler için de geçerlidir.  Nitekim Rabbimiz,Mümtehine suresi 4. ayette, “İbrahim (a.s) ve onunla beraber olanlarda sizin için güzel bir örnek (üsve-i hasene) vardır”  buyurmaktadır. Bizler yaşadığımız hayatta peygamberleri kendimize önder, lider ve rol model almalı, yollarının takipçisi olmalıyız.[33]

 

3)Peygamberler Her Konuda Hakem Ve Hâkimlerimizdir

 Kur’ân-ı Kerim’de, “Bir konuda çekişirseniz onu Allah’a ve Rasûlü’ne havale ediniz”[34] buyrulmuştur. Buna göre peygamberler yaşadıkları dönemlerde, Sevgili Peygamberimiz ise (s.a.s) kıyamete kadar insanlığın başvuracağı yegane hakemlerdir.

İnsanlar, yaşadıkları müddetçe türlü konularda birçok ihtilaflara düşerler ve doğru hükümlere ulaşmak için şaşmaz bir ölçü ararlar. İşte bu şaşmaz ölçü, Allah Rasûlünün hükmüdür. Nisâ suresi 65. ayette Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Rabbine yemin olsun ki onlar aralarında meydana gelen anlaşmazlıklarda seni hakem yapmadıkça, sonra da verdiğin hükümlere, içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tamamen teslim olmadıkça, gerçek mümin olamazlar.” 

Bütün bu ayetlerden anladığımız apaçık gerçek şudur ki, Kur’ân ve sünnetin hakemliğini kabul etmeyenler, Allah’a ve ahirete inanmış sayılmazlar.

 

4) Peygamberler Varlık Amacımızı Gerçekleştirmede Rehberlerimizdir

Yeryüzünde varoluşumuzun yegâne amacı, en güzel amellerle Yüce Allah’a ibadet etmemizdir.[35] Bu amacımızı gerçekleştirmek için ihtiyacımız olan bilgileri ve ölçüleri bize Peygamberler verir:

“Peygamber size neyi verirse onu alınız, O sizi neyden sakındırırsa ondan da kaçınınız. Allah’tan korkun, zira Allah’ın azabı çok şiddetlidir.”[36]

Peygamberler, dünya hayatının “nasıl” ve “niçin”ini bize öğreten,  gerçek önderlerdir. Onlar bize dünya ve âhiret mutluluğuna giden yolun kılavuzluğunu yaparlar. Bizim gerçek dostlarımız onlardır. Anne ve babalarımızdan bile daha yakındırlar bizlere. Anne ve babalarımız dünyaya gelişimize vesile olmuşlardır, Peygamberler ise dünya gurbetinden asıl vatanımız olan Cennet’e dönüşümüzü temin etmek için gönderilmişlerdir.

Peygamberlerin tarihi insanlığın tarihidir. Onların tarihi benim tarihimdir. Onlar benim geçmişimdir, ben onlarla birlikte Hakkın yolunda olacağım. Çünkü kıyamet günü parmaklarını ısırarak, “Keşke peygamberle beraber hakka giden yola girseydim!”[37] diyen zalimlerden olmak istemiyorum. Onlar, “Yüzleri ateşte çevrilip dururken, 'Yazık bize! Keşke Allah’a itaat etseydik, keşke Peygamber’e itaat etseydik!'" derler. “Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik. Onlar da bizi yoldan çıkardılar”[38] diyerek pişmanlıklarını dile getirirler.

Peygamberlerle aynı yolda yürümek için onların adımlarını izlemeye ilk insan ve ilk Peygamber Hz. Âdem babamızla başlayabiliriz. Allah’ın selâmı O'nun üzerine olsun. 


 



[1] Mü’minûn Sûresi 23/37.

[2]Ankebut Sûresi 29/64.

[3]Yani Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak Ona kulluk etmeyi.

[4]Fâtiha Sûresi 1/6, 7.

[5]Nisa Sûresi 4/69.

[6]Hac Sûresi 22/75.

[7]Ra’d Sûresi 13/7.

[8]A’râf Sûresi 7/156.

[9]Enbiyâ Sûresi 21/25.

[10]Nahl Sûresi 16/36.

[11]Bkz. Buhârî, Menâkıb 18; Müslim, Fezâil 22 - 23.

[12]Enbiyâ Sûresi 21/107.

[13]Bakara Sûresi 2/62, En’am Sûresi 6/48, Araf Sûresi 7/35, Ahkâf Sûresi 46/13.

[14]Bakara Sûresi 2/112.

[15]Bakara Sûresi 2/277.

[16] Bakara Sûresi 2/262.

[17]Bakara Sûresi 2/274.

[18]. Âl-i İmrân Sûresi 3/169 - 170.

[19] Yunus Sûresi 10/62.

[20]Hicr Sûresi 15/36 – 37.

[21]Nisâ Sûresi 4/76.

[22]YûsufSûresi 12/111.

[23]Bkz. Buhârî, Salât, 1; Menâkıbu’l-Ensâr:42 ; Müslim, İman:264 (164).

[24]AhzâbSûresi 33/6.

[25]TevbeSûresi 9/24.

[26]Buhari, İman,8; Müslim, İman,69-70.

[27]Buhari, İman, 9,14, İkrah 1,Edeb, 42; Müslim, İman 67.

[28]İbn Hişam, Sîre, c.3, s.105.

[29]Buhârî, Fedâilü Ashâbi’n-Nebî 14.

[30]Saf Sûresi 61/8

[31]Kalem Sûresi 68/4

[32]Ahzab Sûresi 33/21

[33]Bkz: Mümtehine 60/6, Nisa 4/65.

[34]Nisâ Sûresi 4/59.

[35]Bkz. Zâriyât Sûresi 51/56; Mülk Sûresi 67/2.

[36]Haşr Sûresi 59/7.

[37]Furkân Sûresi 25/27.

[38]Ahzâb Sûresi 33/66 - 67.

Yazar: