Sevgili’ye Armağan: Mir’ac

SEVGİLİ(sas)’YE ARMAĞAN

Hiç şüphesiz, Yüce Allah’ın en sevgili kulu, “..Şunu iyi bilin ki ben Allah’ın Habîbiyim.Bunda övünme yok!..”[1]buyuran Sevgili Peygamberimizdir. Allah’ın salât ve selamı O’nun üzerine olsun. Seven sevdiğini hediye ve ikramlarla mutlu etmek ister. Noksanlardan münezzeh olan Yüce Rabbimizin (c.c) de, En Sevgili Kuluna (sas) bir çok ikramlarda bulunmuş; çeşitli hediyeler ihsan etmiştir. Öyle ki Kur’an’da;  Duhâ, İnşirah ve Kevser  gibi  bazı sûreleri, özellikle bu En Sevgili Kuluna (sas) ikram ve teselli olmak üzere indirmiştir. Yine Kur’an’da  O’nun (sas) ömrüne yemin etmesi[2], geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamakla şânını yüceltmesi[3] ve en üstün şefaat makâmı olan “Makâm-ı Mahmud” u vermesi[4] ise Allah’ın (c.c),  Sevgili Elçi’sine (sas) olan sayısız lütuflarından sâdece birkaçıdır. İşte bu hediye ve ikramların en müstesnâ  olanlarından birisi de, İsrâ ve Mi’râc mûcizesidir. 

İsrâ ve Mi’râc mûcizesinin Sevgili Peygamberimize (sas) Mekke döneminin  sonlarında, hicretten yaklaşık bir yıl önce ihsan edildiği, kabul edilen en sahih görüştür. Bu kutsî
 yolculuğun Recep ayının yirmi yedinci gecesi vukû bulduğu da Müslümanlar arasında genel kabul görmüştür.
[5] Hayat ve dâvâ arkadaşı sevgili eşi  Hz. Hatice (r.anhâ)’yı  ve hak yolda en büyük destekçilerinden amcası Ebû Tâlib’i kaybettiği hüzün yılından sonra Yüce Allah, Habîbini (sas) teselli etmek  istemiştir. Bunun yanı sıra İsrâ ve Mi’râc, Sevgili Peygamberimizin(sas) Mekke’lilerce dışlandığı, destek sağlamak amacıyla gittiği Taif’te de ağır hakârete uğradığı; fakat Yesrib’lilerle Akabe’de buluşup ümit tohumlarını yeşerttiği bir dönemin hemen peşinden gerçekleşmiştir. Böylece hüzün bulutları iyice dağılmış; müjdelerle dolu yeni bir aşamaya geçilmiştir.

“Gece Yürüyüşü” anlamına gelen İsrâ olayı, Efendimiz Aleyhisselâmın bir gece Kâbe’deki Hicr veya Hatîm mevkiinden alınıp Burak adlı bir binitle Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya götürülüşünü ifâde eder. Bu olay Kur’ân-ı Kerim’de şöyle anlatılır: “Kulunu bir gece, kendisine âyetlerimizden bazısını göstermek için Mescid-i Haram’dan, çevresini mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şânı pek yücedir. Şüphesiz ki O her şeyi işiten, her şeyi bilendir.”[6] Mi’râc ise, Peygamber Efendimizin (sas) Kudüs’ten alınıp yedi kat göklere yükseltilmesi hâdisesine denir. Efendimiz Aleyhisselama İsrâ ve Mi’râc yolculuğunda Cebrâil aleyhisselâm refâkât etmiştir. Bu kutsî yolculukta  Sevgili Peygamberimiz (sas) bir çok hârikulâdeliğe şâhid olmuş; bolca manevî ikramlara kavuşmuştur. Hiç şüphesiz bu yolculuğun en büyük mânevî ikrâmı, Efendimiz Aleyhisselamın Yüce Rabbimizle buluşmasıdır.  Kaynaklarımızda İsrâ ve Mi’râc’ın ayrıntılarıyla ilgili çok değerli bilgiler bulunmaktadır. Dileyen oralara mürâcaat edebilir.[7]

İSRÂ VE MÎ’RÂC’I DOĞRU ANLAMAK

İsrâ ve Mi’râc yolculuğuyla alakalı olarak belirtmemiz gereken iki nokta vardır. Bunlardan birisi,İsrâ ve Mi’rac mûcizesinin bize kesin haber; yani mütevâtir olarak olarak nakledilmiş olduğudur.[8] Kur’an’da, İsrâ hâdisesine delâleti kesin olan bir âyet mevcuttur.[9] Necm sûresinde de Mi’râc’a işâret eden âyetler vardır.[10]  Dolayısıyla İsrâ ve Mi’râc mûcizesinin inkârı kişinin imanına zarar verir.

İkinci olarak, Hz. Peygamberin (sas), İsrâ ve Mi’râc mûcizesini uyanıkken, ruh ve bedeniyle birlikte yaşadığı gerçeğidir. Eğer bu yolculuğun rüyada ve sâdece rûhen yaşandığı öne sürülecek olursa, bu olayın bir mûcize oluşu ve kâfirlerin karşı çıkışları izah edilemez. Çünkü bir kişinin rüyasında böyle bir yolculuk yapması her zaman mümkündür ve mucize olarak adlandırılamaz. Âyet ve Hadis’lerin gösterdiği gerçek de budur.

EN SEVGİLİNİN (SAS), ÜMMETİNE ARMAĞANLARI

Yüce Allah İsrâ ve Mi’râcı, En Sevgili Kuluna (sas) bir armağan olarak vermiş ve O’nu (sas) ümmetine armağanlarla göndermiştir. Sahâbeden Hz. Abdullah b. Mes’ûd (r.a),  bu armağanları şöyle anlatır: “… Rasûlullâha Mi’râca çıkarıldığı gece üç şey verilmiştir: 1.Beş vakit namaz verilmiştir. 2.Bakara sûresinin son âyetleri (Âmenerrasûlü) verilmiştir. 3.Ümmetinden Allah’a şirk koşmayanların büyük günahları affedilmiştir.”[11] Hz. Abdullah b. Mes’ûd (r.a), Allah’ın bu üç şeyi hiçbir Peygambere vermediğini söylemiştir.[12] İşte bunlar, Allah’ın biz kullarına En Sevgili Kulu (sas) vâsıtasıyla gönderdiği birbirinden kıymetli hediyelerdir. Bize düşen, bu hediyelerin değerini bilerek hakkını yerine getirmektir.

HEDİYENİN ŞÜKRÜ

En basit bir hediye bile teşekkürü hak ederken Mi’râc hatırası olan paha biçilmez manevî hediyeler şükür gerektirmez mi? Elbette ki gerektirir. Peki bu şükür nasıl olmalıdır? Öncelikle namaz hediyesini ele alalım. Mi’racla ilgili Hadis’lerde mütevatir olarak bildirildiğine göre başlangıçta elli vakit olarak farz kılınan; fakat daha sonra Allah’ın kullarına rahmeti ve en sevgili kuluna (sas) ikrâmı olarak beş vakte indirilen namazı gözümüz gibi korumalı, asla ihmâl etmemeliyiz. Başlangıçta elli vakit olarak belirlenmesindeki hikmeti de çok iyi anlamalıyız. Anlaşıldığına göre burada, namazla temsil edilen kulluğun hakkının bütün hayatı kaplaması olduğu hatırlatması vardır. Çünkü bir günde elli vakit namaz kılınması demek, günün tamamının namazla geçirilmesi demektir. Kullar hayatları boyunca başlarını secdeden kaldırmasalar,yine de Allah’ın sayısız nimetlerinin şükrünü edâ etmiş olmazlar. Hamdolsun Rabbimize ki bizim az ibadetimizi şükrümüz için yeterli sayıyor ve attığımız her adımı kendi rızası ve iradesi istikametinde atmamızı da ibadet kavramına dahil ediyor. Öyleyse bize düşen namazı angarya değil, baş tacı ve göz nuru bilerek özenle ve huşuyla kılmaktır. Kurtuluşumuzun olmazsa olmaz şartlarından birisi de huşuyla kılınan namazlarımızdır.[13]

Mi’râc’ın çok değerli hediyelerinden bir diğeri de, ülkemizde yatsı namazlarından sonra okunması âdet haline gelmiş olan Bakara sûresinin son iki âyetidir. Âmenerrasûlü diye bilinen bu âyetlerde Peygamberin ve mü’minlerin şahsında, kesin ve kapsamlı inanç sahibi olmanın önemi vurgulanır. Ayrıca, Allah’a itaat kararlılığı göstermenin; kulluk edebine uygun olarak O’ndan (c.c) bağışlanma dilemenin; rahmet ve yardımına sığınmanın yolu öğretilir. Sevgili Peygamberimiz (sas) bir Hadis’lerinde, “Kim geceleyin Bakara sûresinin son iki âyetini okursa, o iki âyet ona yeter” buyurmuştur.[14] Öyleyse bizlere düşen görev her gece  bu âyetleri okumak ve bize gösterdiği kurtuluş yolunu izlemektir.

Mi’râc’la gelen çok değerli bir hediye de, Allah’a şirk koşmadan ölenlerin bağışlanacağı müjdesidir. Ehl-i sünnet inancına göre, ne kadar günahı olursa olsun, Allah’a şirk koşmadan iman üzere ölenler er veya geç mutlaka Cennet’e girecektir.[15] Ya Allah onları affedecek; ya da günahlarının cezasını Cehennem’de çekip öyle Cennet’e gireceklerdir. Bu, gerçekten çok büyük bir ikramdır. Öyleyse bize düşen şirk konusunda çok hassas olmak ve imanımızın üzerine âdetâ titremektir. Bugün nazar boncuğu, muska, tılsım, türbe ziyaretlerinde ölüden yardım isteme, düşünmeden ve pervasızca insanı küfre götüren sözler sarfetme ve Allah’tan başkasını hüküm koyma mevkisinde kabul etme gibi birçok yolla maalesef insanlar şirke düşmektedir. Halbuki Müslüman, Allah’ın şirk üzere ölenleri affetmeyeceğini[16]bilerek bunlardan şiddetle kaçınmalıdır.

Rabbim bizleri Mi’râcın mesajını doğru anlayıp kurtuluşa eren kullarından eylesin. Ümmet-i Muhammed’i (sas) Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın özgür olduğu mutlu kandillere kavuştursun. Âmin.         


 

 


[1]Tirmizî, Menâkıb:1 ; Dârimî, Mukaddime:8

[2] Hicr:72

[3] Feth:2

[4] İsrâ:79

[5] Bkz.: Salih Sabri Yavuz, “Miraç”,  DİA, cilt:30 sahife:132-135

[6] İsrâ:1

[7] Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr:41,42 ; Bedü’l-Halk:6 ; Ehâdîsü’l-Enbiyâ:23,43 ; Müslim, Îman:276,264 ; M.Asım Köksal, İslam Tarihi(Köksal yay.), “İsrâ ve Miraç Mucizesi” bölümü ; Mevdûdî, Hz. Muhammed’in (sas) Hayatı, İst. 1992 Pınar yay. (I-III) C.3 Shf.:313-330

[8] Bkz.: Kettânî, Mütevâtir Hadisler, Çev.: Hanifi Akın

[9] İsrâ:1

[10] Necm:13-18

[11] Müslim, İman:279 ; Müsâfirûn:253 ; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân:54 No:3276

[12] Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân:54 No:3276

[13] Mü’minûn:1-2

[14] Buhârî, Fedâilü’l- Kur’ân:10 ; Müslim,Müsâfirin:255-256

[15] Bkz.:İmam Nevevi ,el-Minhac Şerhu Sahihu Müslim, (18   Mücelled ve Fihrist), Beyrut,1995, cilt:1 shf:165

[16] Bkz.: Nisa:48 ve116