Siyer-i Nebi


Siyer-i Nebi, Rabbini en iyi tanıyan ve insanlara en güzel şekilde tanıtan Efendimizin mübarek hayatıdır.  Allah’ın terbiye ettiği yüce ahlak sahibinin, canımızdan ziyade sevdiğimiz ve O’nu sevmekle Rabbimizin sevgisini kazanabileceğimiz Sevgili’nin, hayat hikâyesidir.

 

Efendimiz aleyhisselamAllah’a ve ahiret gününe iman eden ve Rabbini çokça zikreden müminlerin en güzel örneği, önderi ve rehberidir. (Ahzab Sûresi 33/21) O, Kaf Dağı’nın ardında yaşayan bir masal kahramanı değil bizden içimizden biridir.

 

O,  babasını hiç görememiş bir yetim; annesini çölün ıssız bir köşesine gömmek zorunda kalan ve mezarı başında gözyaşı döken, henüz altı yaşında öksüz kalmış bir çocuktur. Anne ve baba sevgisinden mahrum yaşayanların gözlerinde O mübarek yetim canlanır.

 

Geçinmek için dağlarda koyun güden kimsesiz bir çoban, dürüstlükten başka sermayesi olmayan genç bir tüccardır O. Hayatın zorluklarıyla mücadele eden ve ekmeğini taştan çıkaran yiğitlerin yüreğinde, O’nun sabrı ve direnci vardır.

 

O, çevresindeki kötülük ve çirkinliklere karşı kendisini koruyan, bataklığın ortasında tertemiz kalabilmenin mücadelesini veren fazilet abidesidir. Asrın manevi çöküntüsüne güzel ahlakıyla meydan okuyanların vegençliğini Allah yolunda harcayan müminlerin dayanağı ve sığınağı O’dur.

 

Efendimizi bir yetim olarak bulup da himaye eden yüce Rabbimiz (Duha Sûresi 93/6),  Kureyş’in en zengin ve en temiz kadınını O’nun karşısına çıkarmıştır. Evlenmeye imkânı olmayan, evliliği aklından bile geçirmeyen sevgili Peygamberimiz,  herkesin evlenmek istediği ancak kapısından geri çevrildiği bir hanımefendiyle, Hz. Hatice’yle evlenmiştir.

 

Allah Teâlâ kendisini seven ve sadece kendisine güvenen kullarını hiçbir zaman yalnız ve yardımsız bırakmamıştır.

 

O, hanımı Hatice’nin ardından gözyaşı döken ve ölünceye kadar onu hayırla yâd eden vefalı bir eş, çocukları kucağında vefat eden acılı bir baba,  namazda omuzlarına çıkan torunlarını rahatsız etmemek için secdesini uzatan nur yüzlü bir dededir. O kızlarını ayakta karşılayan, torunlarını mescidin kapısında gördüğünde koşup onları kucaklayan, sarılıp bağrına basan, Medine’nin yetim çocuklarına öz babalarını aratmayan Sevgi Peygamberi’dir.

 

Efendimiz, oğulları Kasım ve Abdullah vefat ettiğinde çok üzülmüş, soyunun kesileceğini ve adının yok olmaya mahkûm olacağını söyleyenlere karşı sabır göstermiştir. Oğlu kadar çok sevdiği Zeyd bin Harise şehit düştüğünde hıçkıra hıçkıra ağlamış, kızları ve torunları gözleri önünde can vermiştir. Ömrünün son günlerinde üzerine titrediği ve çok sevdiği küçük yavrusu İbrahim can çekişirken Uhud Dağı’na bakmış: “Ey Uhud Dağı, şu yaşadığım acıya ve ızdıraba sen dayanamaz, paramparça olurdun!” diyerek yüreğindeki yarayı ifade etmiştir. Fakat O hiçbir zaman Rabbine isyan etmemiş, Uhud Dağı’ndan çok daha güçlü olmanın mücadelesini vermiştir.

 

Aradan geçen yıllar O’na “ebter” diyenleri tarihin karanlıklarına gömmüş; yetişen nesiller, minarelerden yükselen sesler Rabbini çok seven Aziz Peygamber’i hiçbir zaman unutturmamıştır.

 

Kendilerini hayata bağlayan şeyleri, yavrularını, sevdiklerini kaybedenler hep O’nu düşünmüş, O’nun gibi“Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz.” demişlerdir.

 

O, Allah’ın mesajını kullarına anlatan ve açıklayandır. “Siz ateşe düşmek istiyorsunuz, Ben ise kuşaklarınızdan tutup sizi korumaya çalışıyorum.” diyendir. Kendisine taş atanlara, dişlerini kıranlara ve işkence edenlere dua eden, onların bağışlanması için geceleri gözyaşı dökendir.

 

O, bizim içimizden biri, sıkıntıya uğramamıza üzülen, bizim için endişe eden, bize şefkat ve merhamet gösterendir. O, “Ben sizin babanız gibiyim.” diyerek bizi kendisinden ayırmayan, omzunda kerpiç taşıyan, açlıktan midesine taş bağlayandır.

 

O, Allah’ın üzerine yemin ettiği yüce hayatın sahibi, ilahî kelamın ete kemiğe bürünmüş halidir. O’nu sevmek, O’na tâbi olmak, O’nun davasını anlayabilmek; O’nun hayatını en güzel şekilde öğrenmekle mümkündür. Siyer-i Nebi, Rabbimizin rahmetine ve Efendimizin şefaatine ulaştıran pek mübarek bir ilimdir. Ashâb-ı Kiram’ı takip eden nesil, Efendimiz ve arkadaşlarının hayatını Kur’ân öğrenir gibi öğrenmiş ve çocuklarına titizlikle öğretmişlerdir. Zira O’nu tanımayan, mücadelesini bilmeyenler pek çok hayırdan mahrum kalmıştır.

 

Hz. Peygamber, vefat ettiği günün sabahında ayağa kalkıp namaz kılmakta olan ashâbını seyretti. Onların namaz kılışı ve cemaate verdikleri önem, O’nun gül yüzünü tebessümle doldurdu. Müslümanların aklında kalan son görüntü işte o gülümseme oldu. www.siyerinebi.com, O’nun yüzündeki bu tebessümü bir nebze daha arttırmak üzere hazırlandı.

 

Kaynakça:

  1. İbn Sa’d, Tabakat, c. 1, s. 139t
  2. Müslim, Fezâil 19; Rikâk 26.
  3. Tirmizî, Edeb 82
  4. Sünen-i Ebû Davûd, c. l,  Hadîs  No:  8.
  5. Muvatta,  Kıble   1.
  6. Ahmed İbn-i Hanbel, II, 247,  250
Yazar: