Ezan İslâm'ın Yükselen Gür Sedasıdır

Semada güneş ile cevelân eden dünyanın hilkat harikasıdır ki an be an yeryüzünde bir ilahi seda duyulur.  Yayılır fezaya bu ses: Allahu Ekber! diyerek akıp giden davet-i İlahi duyulur…

Dinler mevcudat bu kutsî sedayı…  Gök, yıldız, ay,  yer, taş, ırmak ve bilcümle mahlûkat… Ardından başlar kendi hallerince tekbir, tesbih ve itaat…

İnsan, ezan ekseninde akıp giden bir hayat ile şeref bulur. Onu dinleyen kulaklar,  gönül telini titretir. Vecde gelen aşk, şehadetini haykırarak davete icabet eder. Seccadeye sarılan bakışlarda bu çağrıya tabi olmanın mutluluğu belirir.

Ezan, âdemoğlunu vahdet sırrına ermeye davettir.

İtikadî konuların tamamını ifade eden ezan-ı Muhammedîyi dinleyen, İslam’ın özüne vakıf olur. En büyük Allah’tır. O’ndan gayrısına ümit bağlamak hüsrandır. Ezan bu ilahi kaidenin fermanıdır.

Vahdet, Allah’ın birliği ve tekliğidir. O’nun yüceliğini kabul ederek her türlü şirk batağından uzak durmaktır. Ezan, bu hakikate gönül vermenin seslenişidir. Felaha ermenin, özgürlüğü tatmanın, kurtuluşun yolunu bulmanın ilanıdır. Gönülde yer edecek dünyevî sevgilere vedanın en güzel nağmeleridir. İsyana, ye’se, kararan duygulara elveda demenin mutluluğudur.

Merhaba demektir huzura, sevinç ve sekinete… Her vakitte, yeniden var olmaktır; şirkin, günahın, gafletin kirinden yeniden arınmaktır… İman coşkusunu hissederek; rahatlık, güven ve emniyetin sonsuz lüksünü yaşamaktır…

Rabbin vahdaniyetinden yola çıkan insan, ümmet bilincine erer. Bir vücudun azaları gibi kenetlenmenin, vahdet sırrının Müslümanlar üzerindeki tesiri olduğunu idrak eder. Şehadet getiren her insan bu eksene dâhil olur. Hep bir olmanın şuuruna erer… Bu birlik Cennette de daim olsun diye dua eder… “Kim bunun (ezanın) mislini kesin bir inançla söylerse cennete girer.” (Nesâî, Ezan 34, (2,24))

Ezan, İslam’ın kurduğu sosyal nizamın ifadesidir.

İman ve ahlak arasında son derece girift bir ilişki vardır. Güzel ahlak kaynağını imanda bulur. İtikadımızın özetini teşkil eden ezanı Muhammedî aynı zamanda ahlak kaideleri adına da gizli bir beyan niteliğindedir. Bu mübarek sözler, insanlar arasındaki sosyal düzenin, hukukun ve ilişkilerin nasıl ve hangi esaslarla yürüyeceğinin temelini oluşturur.

Hiç kimsenin büyüklenmesine, üstünlük taslamasına müsaade yoktur. Tüm insanlar Allah’ın nazarında bir tarağın dişleri gibi eşittir. Büyüklük sadece Allah’ındır. İnsan merhamet sahibi olmalıdır ki; merhamet bulabilsin. Allah’a, ahiret gününe iman eden kişi tüm bu esasları da zımnen kabul etmiştir. Bir nevi toplum sözleşmesi olan ezan, günde beş defa açıktan ifade edilir ki; insanlık, ölçüden ahlak ve nizamdan şaşmasın… Bu ilahi hatırlatmaya rağmen ibresi insanlıktan yana düzelmeyen insancıklara ne demeli bilmem…

Ezan namaza davettir.

İman her şeyin başı ve aslıdır. Ancak tek başına canlılığını koruyamaz. Onu ziyadeleştirip geliştirecek olan en büyük etken namaz ibadetidir.

Namaz kulun Rabbi ile buluştuğu andır. Müminin miracıdır. İnsanın arındığı, yüceldiği tek makamdır. Kulun, Rabbine verdiği sözde durduğunun haykırışıdır. Duadır, hacettir namaz. Ezan, namaz vaktini haber verir. Bu kutsi çağrı insanlığı hakikate davet eder: Uykundan uyan… Seherin aydınlığında ya da gecenin bereketinde yıkan… Yok, olup gitmeden yokluğun sırrına er… Namaz bir meşale yaksın hayatına; sırat-ı müstakimi hatırlatsın her daim, yolunu şaşırma… İlahi nurun yağdığı bir iklimde ıslan ki, gönlün manevi kuraklığı hiç tatmasın…

Bu ilahi seda her vakit dolduruyor cihanı: “Allahu Ekber!” Sen de feyz al bu çağrıdan, doldur bu hakikat ile mebde ve meadını…

İslam’ın şiarının ilanı; müezzinlerin vazifelerinden birisidir. Bu kutsal görevi yerine getirdikleri için onların da şerefleri, faziletleri övgüye layıktır. “Müezzin, sesinin gittiği yer boyunca mağfiret olunur. Yaş ve kuru her şey onun lehinde şehadet eder.”  (Ebû Dâvud, Salât 31, (515); Nesâî, Ezan 14, (2,13))

Ezan, Muhammed Mustafa (sas)’in adını yeryüzünde yücelterek yayan bir nidadır.

Efendimizin mübarek adı, yeryüzünde her an Mevla’nın ismi ile yan yana anılıyor. O Muhammed Rasûlullah olarak zikrediliyor. Allah’ın (cc) kuluna nasip ettiği en büyük şeref ve onur payesi bu olsa gerek. Kâinata meleklerin zikrinde yüce bir tesbih, kulların dilinde sevdalı bir vird olarak kaydediliyor. Adını işiten âlem Rasûllüğüne şahitlik yapıyor.

En büyük eğitimci, tebliğci Efendimizdir.  O (sas) tevhid mücadelesi boyunca pek çok meşakkate göğüs germiş, katlandığı sıkıntı ve zorluklara rağmen ümmetine şefkat ve merhametini sergilemekten hiç vazgeçmemiştir.

Bizler adını zikretmekle huzur buluyoruz.  Tebliğ vazifesini en güzel şekilde yaptığına şahitlik ediyoruz. Ve O’nun (sas) için Rabbimizden vesileyi talep ediyoruz. Makam-ı Mahmud’a ermesi için dua ediyoruz…“Müezzin ezan okuduğu vakit onun söylediklerini aynen tekrar edin. Sonra bana salevât getirin. Çünkü kim bana bir defa salevât getirirse Allah’da ona o salevât sebebi ile on defa salât eyler. Sonra Allah’dan benim için vesileyi isteyin. Çünkü vesile, cennette bir makamdır ki, Allahın kullarından sadece bir kişi ona layıktır. Umarım ki, o kişi ben olurum. O halde kim benim için vesileyi isterse (kıyamet günü) ona şefaatim vacip olur.” (Müslim, Salat 11 (384); Nesâî, Ezan 37))

Ezan İslam’ın nişanesidir.

Bu mübarek ses; Müslümanlığımızın simgesidir. Yaşadığımız beldelerin İslam olduğunun ilanıdır. Bu topraklarda okunan ezanlar, geçmiş ile bu günümüzü birbirine bağlayan ve bugünden yarına uzanan değerlerimizin özetidir.

Mümin, ezanın kendisi ile ümmet arasında manevi bir bağ oluşturduğunu hisseder. Bu bağın ona tüm varlık âlemine karşı sorumluluklar yüklediğini bilir. Bu vazifeleri yerine getirmek Müslümanlar için huzur ve mutluluğun kaynağıdır.

İslam’a dâhil olmak ve İslam üzere yaşamak hareketinin parolasıdır ezan… Bu parola her dile geldiğinde, bıkkınlık ve usancın aksine sürekli tazelenen bir aşk ile dolar insan… Tehlil sesleri ile canlanır ortalık… Seher vakti nurlanır, gece aydınlanır,  yalnızlıklar uçup gider… Rabbin rahmeti tutar elimizden… Ezanın kerameti olarak maneviyatımız şenlenir.

Ezan Rabbin hükümdarlığının ilanıdır.

 Kâinatın kendi dilince tesbihi, ilahi hâkimiyetin verdiği sürurdandır. Rabbin kudretine teslim olmak, hayatın tüm iniltilerinin ve çaresizliklerinin eriyip yok olması demektir. Bu fermana uymak ruha huzur, gönüle şifa, hayata nur olur…

 Ezan-ı Muhammedî  kavî bir sada olarak göklere yükselir, oradan rahmet olup üstümüze sağnak sağnak yağar.  Sayısız mana ve gizemler saklıdır bu kudsi davette…  Zikrettiklerimiz belki sadece birkaç küçük maslahattır…

Âlemler içinde haşmetle yankılanıyorken ezanı muhammedi, insan gönlünü bu kelama sonuna dek açmalı… Vahdetin sırrı adına yankılanan bu davet, vicdanları sarsıp uyandırmalı…  İnsan hissettiği azamet ile seccadesinde yeniden var olmalı… Allah’tan gelip Allah’a döndüğümüz hakikatine ermeli… Ümit ile rec’a arasında titremeli… Ve her seferinde bu parola ile rahmetin kapılarını aralamalı…

Yazar: 
Etiket: