Coşkusu Sünnetten Yana Nesiller*

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو قَال قَال النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : إِنَّ لِكُلِّ عَمَلٍ شِرَّةً وَلِكُلِّ شِرَّةٍ فَتْرَةٌ فَمَنْ كَانَتْ شِرَّتُهُ إِلَى سُنَّتِي فَقَدْ أَفْلَحَ وَمَنْ كَانَتْ فَتْرَتُهُ إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ فَقَدْ هَلَكَ

Abdullah b. Amr radıyallahu anh‘den; “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Her amelin bir coşkusu, her coşkunun da bir gevşemesi vardır. Kimin (asıl) coşkusu sünnetimden yana olursa, o mutlaka kurtulmuştur. Kimin de istek, arzu ve rağbeti sünnet dışına yönelik olursa, o helâk olmuştur.” [1]

Hadis edebiyatı tarihi içinde “Sahih” adlı en son eserin musannifi ka­bul edilen İbn Hıbbân el-Büstî’nin(354/965) “Sahih“ini mütalaa ederken dikkatimi çeken ve Türkçeleştirmekte gerçekten fevkalâde zorlandığım hadisimiz, -görüldüğü gibi- her konuda Müslüman’ın takınması gerekli temel tavrı tespit etmekte ve sonucunu da açık şekilde bildirmektedir. Bu sebeple hadîs-i şerîf, “Müslüman bir gelecek” konusunun en ince, başka bir deyişle en temel noktasını belirlemektedir: Sürekli sünnetten yana olma dikkat ve coşkusu ya da her işin sünnetteki uygulamasına râzı olma olgun­luğu… Sünnet üzere yaşama zevki… Her işinde sünneti ölçü alma titizliği ve sevinci… Sünnetle yetinme bilinci…

Rivâyetler

Hadisimize ait rivâyetlerin büyük çoğunluğu, ibadete düşkünlüğü ile meşhur olan sahabî Abdullah b. Amrradıyallahu anh’den gelmektedir. Rivâyetlerin genelde mâna akışı -bazı kelime farklılıklarına rağmen- he­men hemen aynıdır. Zaten hadisin vürûd sebebi de Abdullah b. Amr’ın, evlendiği günden itibaren hanımını ihmal edecek dereceye varan ibadet düşkünlüğüdür. Babasının, durumu Hz. Peygamber’e haber vermesi üzerine Efendimiz, Abdullah’ı Kur’an okumak, namaz kılmak ve oruç tutmak gibi ibadetler konusunda itidale davet etmiş, mevcut güç ve iştihasının uzun vâdede devam etmeyebileceği, ona göre şimdiden orta bir yolla bu ibadetleri yapmasının daha uygun olacağı uyarısında bu­lunmuş ve sonunda da hadisimizdeki ölçüyü hatırlatmıştır:

“Her ibadet edenin bir hızlı dönemi, her ibadetin zevk ve şevkle çokça icra edildiği bir safhası vardır. Yine her amelin ve âbidin bir de gevşeme, bıkkınlık ve güçsüzlük dönemi vardır. Kimin arzusu, zevki ve şevki sünnetteki ölçülere bağ­lılık şeklinde gerçekleşirse, -başka bir rivâyete göre-, kimin gönlü sünnetteki uygulamaya ısınır, ona alışır, onunla yetinirse, o kurtulmuştur. Kim de bunun dışında bir uygulamaya iltifat ederse, -eninde sonunda- perişan oldu demektir.”

Hadisin Hz. Ebû Hüreyre’den gelen rivâyetinin son kısmında da bi­raz farklı olarak şu değerlendirme yer almaktadır: “Kim bu şiddetli arzu ve bıkkınlık dönemlerini sünnet ölçüsüne yaklaştırır ve o çizgide tutabilirse, onun kurtuluşa ereceğini umunuz! Yok, eğer aşırılığı (ifrat ve tefriti) sebebiyle par­makla gösterilecek bir duruma gelmişse, onu bir şey zannedip önemsemeyiniz.”

Hazreti Peygamber’in bu son uyarısını şöyle anlamak mümkün gözükmektedir: “Orta yolu gözeten, sırât-ı müstakimde olan, hırslılık ifratından ve gevşeklik tefritinden uzak kalmaya çalışan kişinin kurtula­cağını umunuz. Onun insanlar arasındaki şöhretine ve insanların onun hakkındaki kanaatlerine kıymet vermeyiniz.”[2]

Ahmed b. Hanbel’in Müsnedindeki[3] bir rivâyette ise, kendisine, ashabdan bazılarının ibadet konusunda son derece gayretli oldukları ha­ber verilince Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğu nakledilmektedir:

“Bu, İslâm alışkanlığı ve coşkunluğudur. Ancak her alışkanlığın bir ileri safhası, her ileri safhanın, coşkunluğun bir gevşeme ve bıkkınlığı bulunmaktadır. Binaenaleyh kimin gönlü KİTAB ve SÜNNET’le yetinmeye yatkın ise, ne a’la ne güzel… Kimin gönlü de Allah’a isyan olan şeylere meylederse, işte onun işi bitiktir, o helak olmuştur.”

Bütün bu rivâyetlerinde hadisimiz, başlangıç ve sonuç olarak işlerin en ölçülü uygulamasının Sünnet’te yer aldığını, Müslümanların da bütün şevk, zevk ve coşkularını Sünnet’teki örnek uygulamaları kendi hayatla­rına imkânları ölçüsünde tatbik etmekte göstermeleri, Sünnet’e uygun yaşamaktan başka bir şeyin heyecanını taşımamaları gerektiği vurgu­lamaktadır.

Mutlu Hayat Ölçüsü

Hadisimizin birinci dereceden muhatabı olan Hz. Abdullah b. Amr’ın hayatının sonuna doğru, eskiden yapageldiği ibadetleri aynı miktarda yapacak gücü bulamadığı ve “Keşki, Rasûlullah’ın tavsiye ettiği ruhsatları kabullenseymişim.”diye pişmanlık duyduğunu hatırlayacak olursak, çok rahat bir şekilde, “Mutlu hayat ölçüsü sünnettir.” sonucuna varırız.

Hayatının tüm safhalarında insanı mutlu, huzurlu, sıhhatli, aktif, faydalı kılabilmek için günümüzde çok değişik bilim dalları ve meslekle­rin oluştuğunu ve bunların her birinin hayatı çekilir kılabilmek için bir­çok reçete ve teknik ürettiklerini biliyoruz. Ne var ki, bunun tamamının, en sade, en doğru, en mutedil, en makul ve en uygulanabilir örneklerini biz Rasûl-i Ekrem Efendimizin sünnetinde bulmaktayız. Hastalık-sağlık, uzun yaşama, kazanma, harcama, dinç ve dinamik kalma, mutlu bir in­san olma, âhirete uzanan temiz bir hayat yaşama, hepsi ama hepsi sün­nette örneklendirilmiştir. Gıda rejiminden, ibadet hayatına; günlük yaşantıyı tanzimden milletlerarası ilişkilerde takınılacak tavırlara kadar her şey prensip ve pratik olarak sünnette ifadesini bulmuştur.

Hayatı Sünnet’le Yaşamak

Bu sebeple hayatı sünnetle yaşamak, Müslümanlar için hem bir ideal, hem bir görev hem de en büyük mutluluktur. Hz. Peygamber’in yaşadığı saadet asrı ile zamanımız, o günün şartları ile günümüz şartları arasında büyük ölçüde farklılıklar ve başkalıklar olması, insan olarak hayatımız için Sün­net’ten ölçüler çıkarmamıza ve onları, işaret ettikleri tabiilik, sadelik ve pratiklik içinde uygulamamıza asla engel değildir. Aynı devirde yaşıyor olmamıza rağmen Batı hayat tarzı ve uygulamaları ile bizim anlayış ve şartlarımız arasında da büyük farklılıklar bulunmaktadır. Ne var ki o tür hayat tarzını benimseyenler yıllardır, büyük bir gayretle -çoğu kere gü­lünç hallere düşme pahasına da olsa- hayatlarını o çizgide sürdürmeye çalışıyorlar… Müslümanlar da biraz gayret ve dikkatle günlük hayatla­rına sünnet çizgisini hâkim kılabilirler. Bunun için gerekli olan tek şey, tercihi ortaya koymak, nasıl yaşaması gerektiğine içtenlikle bir karar vermektir. Coşkuyu, heyecanı, titizliği, dikkati, gözü-gönlü Sün­net’ten yana çevirmektir. Ne ham sofuluk adına ne de heva ve hevesler uğruna Sünnet’ten yan çizmemek, en büyük heyecanı sünneti yaşamakta duymaktır.

Bize göre hadisimizin asıl mesajı, mutlu ve Müslüman bir gelecek için coş­kusu sünnetten yana olan nesiller yetiştirmeyi hedefleyen politikaların gelişti­rilmesidir. Sünneti aşmak, taşmak ya da bir tarafa bırakmak şeklinde eği­lim gösterecek nesillerin -sayısı ve niteliği ne olursa olsun- “Müslüman ve mutlu bir gelecek” açısından hiç bir şey ifade etmediği açıktır.

Müslüman nüfusun kalitesini Sünnet’i yaşama oranı tayin eder. Duygular, düşünceler, tercihler, uygulamalar, kurum ve kuruluşlar olarak, bütün bir cemiyet olarak… Evet, tercihi, coşkusu, alışkanlığı, zevki ve neşesi Sünnet’ten yana olanlar kurtulmuşlar, aksini yeğleyenler de -iddia ve politikaları ne olursa olsun- çaresizlik içinde kalmışlardır.

Dünyanın en karanlık günlerinde, mutlu ve aydınlık bir geleceği inşa etmiş olan Sünnet-i Seniyye, Müslüman geleceğimiz için de yegâne ölçü ve biricik güvencedir. Zira yüce Rabbimiz gönderdiği “hidâyet reh­beri” son kitabı, açıklama ve uygulama görev ve yetkisini Hz. Peygam­ber’e vermiş, O’nun Sîret ve Sünneti’ni, inananlara “en güzel hayat modeli” olarak tanıtmıştır.

O halde tekrar edelim ki, “Müslüman bir gelecek için sünnetten kay­naklanan politikalar, coşkusu Sünnet’ten yana nesiller yetiştirecek nüfus politi­kaları gerek…”Herhalde “Rabbimiz, bize göz aydınlığı olacak eşler ve çocuklar ihsan et…” [4] âyet-i kerimesinin delâlet ettiği gerçek de budur.



*Bu yazı hocamızın izniyle “Hadislerle Gerçekler” kitabından alınmıştır.

[1]  İbn Hibban, Sahih, l, 172. Farklı lafızlar, rivayetler için bk. Ahmed b. Hahbel, Müsned, II, 158, 165, 188, 210; Tirmizî, Kıyame 21; İbn Ebî Asım, es-Sünne, l, 28.

[2] Bk. İbnu’l-Esir, Camiu’l-usul (. A. Arnand), l, 314, dn. 1

[3] II, 165

[4] el-Furkan (25), 74

Comments

Hadis'in metni "ve men kânet şirretühü ilâ ğayri zâlim olacakken,ve men kânet fetretühû" şeklinde yazılmış.

Add new comment

Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.