Yeni yorum ekle

Hasrete Teselli


عَنْ اَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّي اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:  إنَّ مِنْ أشَدِّ أُمَّتِى لِى حُبّاً نَاسٌ يَكُونُونَ بَعْدِى، يَوَدُّ أحَدُهُمْ لَوْ رَآنِى بِأهْلِهِ وَمَالِهِ .

      Hz. Ebû Hureyre (ra) anlatıyor: “Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

 “Ümmetim içinde beni en çok sevenlerden bir kısmı benden sonra gelenler arasından olacak: Mallarını ve ailelerini feda pahasına, beni görmeyi arzu      edecekler.” (Müslim, Cennet 12)

Sevginin Böylesi

Şu gök kubbenin altında hiç kimse O’nun kadar sevilmedi, O’nun kadar özlenmedi. Hiç kimse hakkında O’nunki kadar kitap yazılıp şiir ve methiyeler dizilmedi. O, yüzyılların hasretiyle gelen; gidişiyle ümmetini hasretlere gark edendi. O, Allah Teâlâ (cc)’nın en sevgili elçisi, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’di.

Kendi zamanındaki Müslümanlar O’nu çok sevdiler. Uğrunda canlarını hiçe sayıp, her şeylerini feda ettiler. Onların eşsiz sevgisine, yaşadıkları hayat en güzel aynaydı. Gün oldu bu aynaya, Muhammedü’l-Emin (sas)’in yanındaki köleliği babasının yanındaki hürriyete tercih eden Hz. Zeyd (ra)’in sevgisi yansıdı.[1] Gün oldu Hz. Ebû Bekir(ra)’in, Kâbe’de namaz kılarken saldırıya uğrayan Rasûlullah (sas)’ı kurtarayım derken öldüresiye dövülüp komaya girmesi;  ayılınca da O’nu sağ salim görünceye kadar yemeyi ve içmeyi reddetmesi yansıdı.[2] Gün oldu Hz.Ali (ra)’nin, hicret gecesi Rasûl-i Ekrem (sas) uğruna canını hiçe sayması göründü bu aynada.[3]  Hz.Talha (ra)’nın Uhud’da, Rasûlullah aleyhisselâm’a gelen kılıç ve ok darbelerine elini siper edip ömür boyu çolak kalması da görülmeye değerdi doğrusu.[4] Bu sevgi aynasında öyle manzaralar vardı ki, bunlar tarihin tanık olduğu en büyük sevgiyi anlatıyordu.

Sahâbenin Efendimiz aleyhisselam’a duydukları sevginin en önemli tezahürlerinden birisi de, O’nun huzurunda bulunmaya can atmaları; -aşırı saygıları sebebiyle doya doya bakamasalar bile-[5] gül yüzünü temaşa ile ferahlamalarıydı. Hz. Âişe (r.anhâ) annemizin bildirdiğine göre bir defasında Sevgili Peygamberimize (sas) sahâbeden (r.anhüm) bir adam gelmiş ve O’na:  “Ey Allah’ın Rasûlü! Vallahi, Siz bana kendimden daha sevgilisiniz! Şüphesiz ki Siz bana ailemden ve malımdan da daha sevgilisiniz! Sizi çocuğumdan bile çok seviyorum! Bazen evimde oluyorum ve hatırıma Siz düşüyorsunuz da, gelip mübarek yüzünüzü görmeden duramıyorum. Kimi zaman aklıma öleceğimiz ve Sizin cennete girip Peygamberlerle yüce makamlara çıkacağınız geliyor. Ben ise cennete girdiğimde Sizi göremeyeceğimden endişe ediyorum.” demişti. Peygamber Efendimiz (sas) ise Nisâ suresi 69. ayet nazil olana kadar ona hiçbir şey söylemedi: “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar (cennette), Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraber olacaktır. Onlar ne iyi arkadaştırlar!”[6]  

Hz. Enes b. Mâlik (ra)’ten nakledildiğine göre, bir kimse Hz. Peygamber (sas)’e, “Kıyâmet ne zamandır?” diye sormuştu. Efendimiz aleyhisselâm bu soruya yine soruyla karşılık vermiş: “Sen onun için ne hazırladın?” O sahâbî (ra), “Allah ve Rasûlü’nü sevmemden başka hiç bir şey!” deyince de O Yüce Müjdeci (sas), “Sen sevdiğinle beraber olacaksın.” buyurmuştu. Hz. Enes (ra), Rasûlullâh aleyhisselâm’ın bu sözüne sevindikleri kadar hiçbir söze sevinmediklerini haber vermişti.[7]  İşte sahâbîler (r.anhüm) böyleydi. Bu dünyada En Sevgili İnsan (sas)’ın sohbetiyle huzur buldular ve âhirete de O’nunla vuslat ümidiyle göçüp gittiler.

Görmeden Sevenler

Sonra yine sermayeleri sevgi olan başka Müslümanlar geldi dünyaya. Bunlar da Peygamberlerini çok sevdiler. Hem öyle sevdiler ki, O’nu bir kere görebilmek için mallarından ve evlatlarından bir çırpıda vazgeçebilirlerdi. Onlar, görmeden sevenlerdi. En üstün Kelam’ın, tertemiz sünnet ve sîretin şahitliği, bu müstesna insanı tanımalarını sağlamıştı ve O’nu tanıyanın sevmemesi mümkün değildi. Tanıdıkça O’na olan sevgileri arttıkça arttı ve artık kabına sığmaz oldu. O’nu sevenler, “Kişi (âhirette) sevdiğiyle berâber (olacaktır).”[8] muştusuyla ümitlenip vuslat gününü özlemle beklemeye başladı. Hasret çekmek zordu ve hasrete teselli lâzımdı. Sevdiklerinden ayrı düşenlerin, sevgilinin bir hatırası veya resmiyle avunmaları gibi mü’minler de “hilye” ile avundu. O’nun dış görünümüyle mübarek vasıflarının anlatıldığı bu manevi resim, yüzyıllar sonra gelecek sevenlerinin hasretlerini bir nebze olsun dindiren bir teselli kaynağı olacaktı. Tevhid dininde resim ve heykele ayrıca eşyaya kutsiyet atfetmeye yer yoktu. Fakat Sevgili (sas)’nin hatıralarına değer vermek, O’nu anlatan yazılarla hasreti dindirmek, sevginin değişmez kanunlarındandı ve hilyeler de bu sevgiyi ifade edebilmenin yolu olmuştu.

Hilye; ya da Hasretin Tesellisi

Sevgili Peygamberimizi (sas) görme bahtiyarlığına eren yıldızlar topluluğu (r.anhüm), O Yüce İnsanı (sas), bedenî ve ahlâkî özellikleriyle bir bir anlattı. Bu anlatım, isnad sisteminin emin ellerinde yüzyıllar ötesine özenle taşındı ve Peygamber âşıklarının teselli kaynağı oldu. Şimdi biz susalım da En Sevgili (sas)’yi İslam’ın ilk öncülerinin (r.anhüm) dilinden dinleyelim:

Güzelliği:

Hz. Berâ b. Âzib (ra) anlatıyor: “Rasûlullah (sas), simaca ve yaratılış bakımından insanların en güzeliydi. O (sas), ne çok uzundu; ne de kısa boylu.”[9]  

“Rasûlullah (sas) orta boylu, omuzlarının arası geniş, saç demeti kulaklarının yumuşağına inecek kadar büyük bir zat idi. (Bir defasında) üzerinde kırmızı bir cübbe vardı (ve bu elbise içinde güzelliği büsbütün ortaya çıkıyordu). Ben Ra­sûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den daha güzel hiç bir şey görmedim.”[10]

Hz. Cabir b. Semure (ra) anlatıyor: “Mehtaplı bir gecede Rasûlullah aleyhisselâm’ı görmüştüm. Üzerinde kırmızı bir cübbe vardı. Ben, bir Rasûlullah’a, bir aya bakıp duruyordum. Bence O (sas) aydan daha güzeldi.”[11]

Hz. Ebu’t-Tufeyl  (ra) anlatıyor:  “Rasûlullah beyaz, sevimli yüzlüydü. Yürürken sanki yokuş aşağı inermiş gibiydi.”[12]

Gerçekten de Allah’ın Elçisi (sas) güzellikte eşsizdi. Bu öyle bir güzellikti ki, İmam Kurtubî (rh.aleyh)’ye göre ashab arasında bütünüyle dışa vurmamıştı. Eğer güzelliğinin hepsi tecelli etseydi O’na bakmaya tahammül edemezlerdi.[13]   O’nun (sas) güzelliği nefsanî duygulara hitap eden bir güzellik olmayıp; ruha huzur, gönle sürur veren bir güzellikti ve onu gören temiz tabiatlı kimselere güven telkin ederdi. Nitekim Yahudi âlimi Abdullah b. Selam, Medine’de Rasûlullah aleyhisselam’ı görür görmez iman etmiş ve “Bu yüzün sahibi yalancı olamaz.” demişti.[14]

Bedenî Özellikleri:

Hz. Ali (ra) anlatıyor: “Rasûlullah (sas), ne dikkat çekecek kadar uzun; ne de göze batacak kadar kısaydı. Halkın orta boylusuydu. Saçları ne kıvırcık, ne de dümdüz sarkıktı. Hafif dalgalı idi. Tıknaz değildi. Yüzü de yusyuvarlak değil;  (hafif uzun yuvarlaktı). Rengi kırmızıya çalan beyazdı. El ve ayakları dolgundu. Yürüdüğünde yokuştan iner gibi hızlıca yürürdü. Döndüğünde bütün vücuduyla dönerdi. İki kürek kemiği arasında Peygamberlik mührü vardı. İnsanların eli açıklıkta en cömerdi, yüreği en geniş olanı, konuşmasıyla en doğru sözlüsü, en yumuşak tabiatlısı ve insanî ilişkilerde en ikramlısıydı. O’nu aniden gören kimse korkar; kaynaşıp O’nu tanıyınca severdi. O’nu tanıtmak isteyen kimse, ‘Ne O’ndan önce, ne de O’ndan sonra O’nun bir benzerini görmedim.’ demekten kendini alamazdı.”[15]

Hz. Hind b. Ebî Hâle (ra) anlatıyor: “… Rasûlullah (sas), heybetli ve yüce bir yapıya sahip olup, mübarek yüzleri ayın on dördündeki dolunay gibi parlardı. Orta boyludan biraz uzundu; fakat aşırı uzun değildi. Başları büyükçe olup, saçları kıvırcık ile düz arasında idi. Eğer saçları kendiliğinden iki tarafa ayrılırsa, onları öylece bırakır; değilse olduğu şekilde kalırdı. Saçını uzattığı vakit, kulak yumuşağını geçmezdi. Rengi kırmızımtırak beyaz olup alnı genişti. Kaşları yay gibi olup çatık değildi. İki kaşı arasında bir damar olup gazap hâlinde belirirdi. Burnunun üst tarafı hafifçe yüksek olup ucu ince idi. Üstünde bir nur parlardı. O’nu ilk gören burnunu yüksek ve kavisli zannederdi. Sakalı gür olup, yanakları çukur ve yumru değil (düzdü). Ağzı büyükçe olup, dişleri hafif seyrekti. Göğüslerinde göbeklerine kadar uzanan bir çizgi şeklinde kıllar vardı. Gümüş gibi berrak ve mükemmel bir boynu vardı. Şişman veya çok zayıf değildi. Etine dolgun sıkı bir vücudu vardı. Her azası birbiriyle uyumluydu. Göğsü geniş olup karnıyla aynı hizadaydı. Omzu geniş ve büyükçe idi. Soyunduklarında mübarek ciltlerinin nurlu ve parlak (olduğu görünürdü). Göğsünden göbeğine doğru çizgi şeklinde uzanan kıllarıyla; kolları, omzu ve göğsünün üst tarafındaki kılları dışında vücudunda kıl yoktu. Bilekleri uzunca, avuçları genişçe, el ve ayakları irice olup parmakları da uzunca idi. Ayakları düztaban olmayıp üzeri de dökülen suyun akacağı şekilde hafif eğimli ve düzdü. Yürürken ayaklarını yerden kuvvetle kaldırır, önüne eğilerek vakar ve sükûnetle çabuk ve uzun adımlarla yürürdü. Yürürken sanki yüksekten iner gibiydi. Bir şeye yönelmek istediğinde bütün vücuduyla döner, sebepsiz yere bir yere bakmazdı. Yeryüzüne bakmaları, gökyüzüne bakmalarından daha çok olurdu. Genellikle bakışları göz ucuyla ve ibretle dolu idi. Ashabıyla beraber yürürken (onları koruyup kollamak için) arkadan yürürdü. Karşılaştığı kimseye selâmı ilk olarak O (sas) verirdi.”[16]

Güzel Ahlâkı:

Güzeller güzeli Efendimiz aleyhisselâm’ın güzel ahlâkını anlatmada diller âciz kalır. “Şüphesiz ki Sen pek büyük bir ahlâk üzeresin.”[17] buyurarak O’nun ahlâkını yücelten bizzat Yüce Rabbimizdir. Sevgili Peygamberimiz (sas) de bu hususta, “Muhakkak ki Ben ahlakî güzellikleri ve üstünlükleri tamamlayıp mükemmele erdirmek için gönderildim.” buyurmuşlardır.[18] Peygamber Efendimizin (sas) güzel ahlâkı hakkında, söz uzadıkça uzar. Biz bu konuda,  uzun yıllar kendisine hizmet eden Hz. Enes (ra)’in anlattığı şu sözleriyle bir fikir verebileceğimizi düşünüyoruz:

“Peygamber aleyhisselâm’a on yıl hizmet ettim. Bu süre zarfında bana bir kere bile ‘öf’ demedi (en küçük bir azarını bile işitmedim). Yaptığım bir şeyden dolayı, ‘Onu niçin öyle yaptın?’; yapmadığım bir şeyden dolayı da, “Onu niçin yapmadın?” demedi (Beni eleştirip rencide etmedi). Rasûlullah aleyhisselâm ahlâk bakımından insanların en güzeliydi. Ben Allah Rasûlü’nün avucundan daha yumuşak bir pamuğa veya ipeğe asla dokunmadım (O’nun avucu hepsinden yumuşaktı). Rasûlullah aleyhisselâm’ın terinden daha güzel kokan bir misk veya başka koku koklamadım (O’nun teri hepsinden güzel kokuyordu).”[19]

Kardeşlerimi Özledim!

Ümmetinin O’nu, uğrunda ailelerinden ve bütün mallarından vazgeçecek kadar çok sevmelerine, O’nu özleyip vuslatına can atmalarına karşılık Peygamberler Sultanı (sas) da ümmetini çok seviyor ve özlüyordu. Bir defasında ashabının arasındayken, “Kardeşlerimle ne zaman buluşacağım acaba?” buyurmuşlardı. Ashab-ı Kirâm ise büyük bir şaşkınlıkla, “Ey Allah’ın Rasûlü! Biz Senin kardeşlerin değil miyiz? (İşte buradayız.)” dediler. Sevgililer Sevgilisi (sas) ise, “Siz Benim ashabımsınız. Kardeşlerim ise Beni görmeden Bana iman edenlerdir.” buyurdular.[20]

Başka bir hadislerinde de: “Beni görüp inananlara müjdeler olsun. Beni görmeden inananlara ise yedi kere müjdeler olsun.” buyurmuşlardır.[21]

Peygamber Efendimizin (sas), “kardeşlerim” diyerek müjdelediği Müslümanlardan olmak bizim için ne büyük bahtiyarlıktır. Rabbim, Gönüller Sultanı Efendimizle bizi dünyada rüyalarda, ahirette de cennetlerde buluştursun. Âmin.


[1] İbn Hacer el-Askalânî, el-İsabe fî Temyîzi’s-Sahâbe, thk. Ali Muhammed el-Becâvî, (I-VIII), Beyrut 1412/1992, II/599.

[2] İbn Kesir, el-Bidâye ve’n-Nihâye, (I-XIV) Beyrut, ts. III/30.

[3] İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, Thk. Tâhâ Abdurraûf Sa’d, (I-VI) Beyrut, 1411/1991, III/8.

[4] Buhârî, Fedâilü Ashâbi’n-Nebî 14.

[5] Müslim, İman 192.

[6] Taberânî, el-Mu’cemu’s-Sağîr, Hadis no:52.

[7] Buhârî, Fedâilü Ashâbi’n-Nebî  6.

[8] Müslim, Birr ve Sıla 165.

[9] Buhârî, Menâkıb 24; Müslim, Fedâil 93.

[10] Müslim, Fedâil 93.

[11] Tirmizî, Edeb 47; Dârimî, Mukaddime 10.

[12] Ebû Dâvûd, Edeb 30.

[13] Ali el-Kâri, Cem’ul-Vesâil fî şerhi’ş-Şemâil, (I-II) Mısır 1317/1899 c.:1 shf.:10.

[14] Tirmizî, Kıyâme 42.

[15] Tirmizî, Menâkıb 8.

[16] Tirmizî, Şemâil, Hadis no:5.

[17] Kalem 68/4.

[18] Muvatta, Hüsnü’l-Huluk 8.

[19] Tirmizî, Birr ve Sıla 69; Buhârî, Edeb 39; Müslim, Fezâil 13.

[20] Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsât, Hadis no:5494.

[21] Ahmed: 5/257.

Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.