Bunları Biliyor muydunuz?

İnsanlar cahiliye devrinde Şevvâl ayında evlenmezlerdi. Peygamber Efendimiz  günümüzde de yaygın olan iki bayram arası düğün olmaz anlayışını yıkmış Hz. Aişe validemizle bu ayda nikahlanıp evlenmiştir. 

tümü

“AKLA VEDA” ve AKL-I SELİME DAVET

Akla Veda, yirminci yüzyıl anarşist filozoflarından Paul Feyerabend’in bir kitabının adı. Bu yazıda önce Akla Veda’dan bazı alıntılar yapıp ardından akl-ı selime davet içeren bölümlerle akıl üzerinde düşünmeye ve bazı sorular sormaya çalışacağım.

“Batının yayılışını entelektüel açıdan saygın kılmakta sık sık kullanılan iki ideyi eleştiriyorum: Akıl ve Nesnellik” (s.14).

“Bir usulün ya da bakış açısının nesnel olarak doğru olduğunu söylemek, onun insanların beklenti, düşünce, tutum ve istekleri ne olursa olsun geçerli olduğunu iddia etmektir.” (s.14). Feyerabend’e göre nesnelliği savunanlar; “kişisel ve toplumsal tercihlerin önünü açmak yerine teorik şatolarına çekilip oradan, şeylerin geçmişte niçin öyle olmuş olduklarını, bugün niçin böyle olmakta olduklarını ve gelecekte niçin şöyle olacak olduklarını açıklamayı tercih ediyorlar. O bildik nesnelcilikten başka bir şey değil bu, ilaveten devrimci ve güya insancıl bir dille paketlenmiş o kadar.” (s.15).

Nesnellikle beraber batı uygarlığının savunulmasında en çok kullanılan argümanlardan biri de Akıl’dır. Feyerabend’e göre “tıpkı nesnellikte olduğu gibi akılcılığın da maddi ve formel biçimleri vardır.” (s.20). “Maddi anlamda akılcı olmak, belli görüşlerden uzak durup, belli görüşlerin yanında yer almak anlamına gelir. Formel anlamda akılcı olmak da yine belli bir usulü savunmak, takip etmek demek...” (s.20).

“Bunlar hemen hemen her düşünce ya da usule kolayca iliştirilebilen ve iliştirildiği anda da onları bir kusursuzluk hâlesiyle kuşatan ‘Akıl’ ve ‘Akılcılık’ gibi topu topu iki sözcüktür. (s.21).

Feyerabend nesnellik, akılcılık vb. iddiaların büyük bir kısmının düzmece olduğu kanaatindedir.(s.22). Mesela ona göre “bilimler düzenli bir tarzda ilerliyor olabilirler ama burada karşılaştığımız modeller sabit değildir ve evrenselleştirilemezler.”, “aklın bir diğer armağanı olduğu iddia edilen Aydınlanma bir gerçeklik değil, bir slogandır.”(s.22).

“...bilimin doğasında kültürel çeşitliliği dışlayan bir şey yoktur. Kültürel çeşitlilik serbest ve sınır konmamış araştırma anlamında bilime ters düşmez. Ancak Akılcılık ya da Bilimsel Hümanizm gibi felsefelere ve kendi Nuh nebiden kalma inançlarını kabul ettirmek için donuk ve çarpık bir bilim imgesinden medet uman ve kimi zaman Akıl da denilen bir faile ters düşer.” (s.23).

“Akılcılığın tanımlanabilir belli bir içeriği yoktur ve aklın şu anda tek yaptığı birörneklik yönündeki genel itkiye bir kalite havası kazandırmaktır. Aklı bu itkiden kurtarmanın ve şerefi Akılcılıkla kurduğu bu ortaklık tarafından bütünüyle lekelendiği için ona elveda demenin zamanıdır.” (s.23-24).

Aklı, akılcılığı ve nesnellik iddiasını masaya yatıran bu alıntılardan sonra akılla ilgili sorularımıza ve değerlendirmelerimize geçebiliriz. Günümüzde öne çıkarılan kavramların başında akıl geliyor. Aklın son derece geliştiğinden bahsediliyor ve akıl çağında yaşadığımız söyleniyor. Akıl vurgusu o kadar yoğun ki çoğu zaman hangi akıl ya da kimin aklı sorusunu sormak aklımıza gelmiyor. Salt akıl bir anlam ifade ediyor mu? Vahyi ve hakikati inkâra şartlanmış akıllar da bizler için değerli mi? Kâfirler, müşrikler, münafıklar gerçekten akıllı kabul edilebilir mi? Hakkı batıldan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırt edip; iyi olanı yapma ve kötü olandan kaçınma gücü olarak tarif edilen akıl, inatçıların ve inkârcıların baskı ve manipülasyon aracı olarak değerleri ters yüz eden bir hâle gelmişse bunu sorgulamak zorunda değil miyiz?

Hak ile batılı birbirine karıştıran şeytani akıl, hak yolu eğri göstermek, zihinleri bulandırmak için kullanılan ifsat edici fâsit akıl, ben gördüğümden başkasına inanmam demeyi marifet sayan ilkel ve basit akıl, bizim akılla ilgili değerlendirmelerimizde bir anlam ifade eder mi? Farklı açılardan pek çok tarifi yapılan akıl, genelde insanı diğer canlılardan ayıran ve onu sorumlu kılan temyiz gücü, düşünme ve anlama melekesi; sebep-sonuç ilişkilerini görebilme, olmuş olanlardan hareketle olacakları kestirebilme yeteneği şeklinde tanımlanmaktadır. Akılla ilgili tanımlamalarda ona yapılan övgüler dikkat çekmektedir. Büyük bir nimet olduğu, çok değerli olduğu, dinin de akla önem verdiği vurgulanmaktadır. Hatta bazen o kadar ileri gidilmektedir ki mesela “İslam akıl ve mantık dinidir.” gibi cümleler bile kurulabilmektedir. Oysa tam da bu noktada İslam alimlerinin akılla ilgili özellikle dikkat çektikleri bir sıfat gözden kaçırılmamalıdır. Evet akıl önemlidir ve değerlidir ama hangi akıl? Elcevap: Akl-ı selim. Peki nedir akl-ı selim? Kimin aklı akl-ı selimdir? İşte cevabını aradığımız ve ayırdına varmak istediğimiz soru budur. Günümüzde akıllarımız gerçekten akl-ı selim mi? Akıllarımız âkil mi? Yoksa çağdaş ve modern anlatıların, saptırıcı dayatmaların, ideal olarak sunulan iğva edici söylemlerin tesiri altında mıyız?

Yazar: