Hz. Muhammed’i Kur’ân-ı Kerim’de araştırmak isteyenlerin, bir kısım âyetlere bakarak O’nu tanımayı hedeflemesi eksik bir çalışma olacaktır. Kur’ân’ın her bir âyeti, Hz. Muhammed’i model olarak inşa etmek suretiyle, O’nu örnek göstermiştir.
Allah, hicret eden müminleri dünyada en güzel şekilde yerleştireceğini (Nahl 16/41), dönülecek yere tekrar döndüreceğini (Kasas 28/85), onların yeryüzünde tenha yollar ve bereketli hayatlar bulacağını ...
Zakkum da ne ki?
Hurma ve kaymaktan yapılan bir yemektir ey Arapların efendisi, ey hikmetin babası!
Öyleyse söyleyin cariyelere, hazırlasınlar şu Muhammed’in yeni sözlerindeki zakkumu...
İnsan, sözünde durmakla değer kazanır ve kıymet bulur. Unutkan olan insana hatırlatmak gerekir. Allah (cc), “Hatırlat, hatırlatmak mü’minlere fayda verir.”[1]buyurmaktadır. Bu ilâhî hakikatin gereği insana sorumluluklarının hatırlatılması, ona yapılacak en büyük iyiliktir.
Kur’ân’da âlimlere ve müminlere “Rabbânî” ismi verilir. Rabbânî olmak; nimet verilen peygamberlerin yaptıklarını yapmak, gittikleri yoldan gitmek, onların yolunu sürdürmek, hangi gaye için gönderilmişlerse o gayeyi yerine getirmektir.
Yeryüzünde şimdiye kadar yaşamış ve kıyamete kadar yaşayacak hiçbir kimse Resûl-i Ekrem kadar sevilmemiş, hiç kimse de Ashâb-ı Kirâm kadar Resûlullah’ı sevememiştir. Çünkü el-Vedûd (cc), O’nu sevmiş ve O’na karşı insanlarda sevgiyi yaratmıştır.
Hucurât sûresi Kur’ân-ı Kerim’in kırk dokuzuncu sûresi olup Medine’de nazil olmuştur. Adını dördüncü Âyetindeki Hucurât (odalar) kelimesinden alır. Bu sûrede müminlere bazı görgü kuralları öğretilmekte; Hz. Peygamber (sas)’e karşı nasıl davranılması gerektiği üzerinde durulmakta; haberleşme ahlakı...
Ağır ağır, tane tane oku.
Oku, çok okunacak olanı. Yer ve gök ehlinin heyecanla beklediği kelâmı. O ki bir Ramazan gecesi, kuvvetli bir elçi eliyle, beşer cinsinden emin bir başka elçiye indirildi. Yerdekilerin elçisi, önce korktu sonra rahatladı sonra ‘kaçırırsam’ diye heyecanlandı.