İslâm’da nihâi hedef, iktidar olmaktır, yani Allah’ın dînini, Allah’ın arzına hâkim kılmaktır. Biz Müslümanların en başta gelen görevi, İslâm’ı yeryüzüne yaymak ve onu iktidar yapmaktır.
Ebû Seleme ailece Medine’ye hicret etmeye karar verince hemen devesini hazırladı. Deveye hanımını bindirip oğlu Seleme’yi de kucağına verdi. Devenin yularını çekerek yola koyuldular. Bu sırada Ümmü Seleme’nin mensubu olduğu Muğîre oğullarının erkekleri, onları böyle ailece yola çıkmış görünce, çıkıp önlerini kestiler.
“Mus'ab b. Umayr was martyred at the Battle of Uhud. He was more beneficent than me. Nothing could be found to enshroud him but his garment. His feet were remaining uncovered when his head was covered, and his head was becoming bare when his feet were covered with the garment.”
Aşere-i Mübeşşere’den, zenginliği ve cömertliği ile meşhur olan Abdurrahman b. Avf radıyallahu anh oruçluydu. İftar vakti geldiğinde önüne çeşit çeşit yemeklerin bulunduğu bir sofra getirildi. Abdurrahman b. Avf, sofraya şöyle bir baktı ve bir süre daldı.
Muhammed aleyhisselâm’ı gördüğünde yüreği nasıl coşmuş, kim bilir neler hissetmişti? Onu görmek, onu dinlemek, elini mübarek elinin üzerine koyup ona söz vermek nasıl bir mutluluktu. Sevgili Peygamberimizin güler yüzü, mübarek sözleri ölü ruhlara hayat, gönüllere şifa verir, O’nun bir bakışı mevsimleri değiştirir, kışları bahara çevirirdi.
O, Hz. Âişe’nin ifadesiyle Efendimiz aleyhisselâm’ın Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’den sonra en sevdiği insandı. Aşere-i Mübeşşere’den, henüz hayatta iken cennetle müjdelenen bahtiyarlardandı. Allah Rasûlü onun bu ümmetin emini olduğunu söyler, Ebû Bekir ne güzel bir kuldur, Ömer ne güzel bir kuldur, Ebû Ubeyde b. Cerrâh ne güzel bir kuldur...
Sahâbîler, sünnetle amel ederken kınandıklarında bunlara itibar etmezlerdi. Çünkü Müslüman bir toplumun bazı özelliklerinden bahseden “... Hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar...”[31]ayetindeki bu vasfı taşıyorlardı.
Zühd ve takva üzerine bir hayat yaşamaya çalışan Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh, Allah yolunda cihadı da ihmal etmemiş, gerçek bir zahidin aynı zamanda kahraman bir mücahid olması gerektiğini en güzel şekilde göstermiştir.