Perdeleri Kaldıranın Adıyla

isra mirac“Ey gök yolcusu

Yolculuğunda meleğin kanadı

Mevsimi geçmiş bir gül yaprağı gibi kuruyan”[1]

Yetiş bize Yaradan’ın adıyla.

Kurtar bizi cinnetlerimizden, bizi alıp özümüzü kaybeden cümbüşlerimizden.

Ekmeğin buğusunu, gülün kokusunu kaybettik. Şaşkınız hem de öyle ki yitiklerimizin bile farkında değiliz.

Yol boyunca sendeledik, yalpaladık, vazgeçeyazdık ama “Merhametin Kaynağı” tuttu elimizden. Kudüs, hakikatin ve izzetin sesini hep fısıldadı kulaklarımıza. İnsanlık onurunu ayakta tutan yiğitler, hep oldu yeryüzünde ama en çok da Kudüs’te.

Hz. İbrahim oradan geçti, tevhidin izini bıraktı. Hz. Yakup gözyaşlarıyla suladı topraklarını, âhını ve masumiyetini bıraktı Hz. İsa. Kudüs her şeyden daha çok Meryem demek belki de. Masumiyet, mahrumiyet, yalnızlık, acı ve gözyaşı; iffet, suskunluk ve nimet…

Bütün bunların üstüne Senle şereflendi o mekân. Hayatının anlatıldığı her dilde anılır oldu Kudüs. Yerler şereflenmişken Senle gökler mahrum kalsın olur muydu?

Taş kesilince kalpler ay ışığına tutunarak yükseltildin göklere. Gidişin, gelişin kelimelerin yetmediği, tariflerin aciz kaldığı nokta… Hepsi cevapları Sende olan birer muamma.

Ne kadar acı vermişti ki Tâif; tesellisi, o güne kadar hiçbir faninin yaşamadığı, kıyamete kadar da yaşayamayacağı gök hediyesi Miraç’tı.

Medine kapısını açmadan önce göklerin kapısını açmıştı Sahibin. Yetimken koruyan, yarımlarını tamamlayan, yaralarına merhem olan. Ruhunu sarıp sarmalayan ve şeytani akılların saltanatını yıkan.

Ne çok şey söylendi bu yolculuk için. Kelimeler soluksuz kaldı.

Davan büyük, yükün ağır, çilen tarifsiz; tesellin muhteşem!

Yolculuk Kudüs’e. Hz. Meryem’in suskunluğuna, Hz. Zekeriyya’nın samimiyetine, Hz. Yahya’nın acısına.

Sütün beyazlığına, balın tatlılığına; hurmanın bereketine, suyun berraklığına.

Bir bahar türküsüdür seninkisi; nağmeleri hüzünle karışık sevgi olan. Bir yanıyla umut bir yanıyla korku.

Yalanlanmak korkusuyla titrerken yüreğin, Sahibin gökler dolusu hediyeyle doldurdu heybeni. Endişenin yerini ümit; telaşının yerini sükûnet aldı.

Kâinat zerrelerine ayrıldı ve yeniden bir araya geldi. Melekler var edildiklerinden bu yana böyle şölen görmediler. Cümle âlem şahit oldu Senin kadr u kıymetine. Allah’ın izniyle, bizlere meçhul…

Zaman gergin bir yay gibi Mekke’nin üzerinde.

Büyük fırtına kopmak üzere… Kendileri göklere çıkarılsa bile yalanlayacak olanların, hakikati örtmek için kopardıkları yaygaralar…

Neyse ki adımlarını izleyeceğimiz sıdkın efendisi; teslimiyetin remzi var.

Yatak soğumadı, çöl uzadı, zaman olgunlaştı. Mesafeler ortadan kaldırıldı. Beraberinde diriliş muştusu ve affedilme müjdesi, müjdeler... Ayrı düştüğümüz cennete kavuşma umudumuz.

Müjdeler “diriliş bayraklarını dört bir yana taşıyanlara, ateşten sudan geçer gibi geçenlere, Allah önünde her varı yok görenlere”dir.[2]

                                                                      

                                                                                             

 



[1] Sezai Karakoç, Zamana Adanmış Sözler.

[2] Sezai Karakoç, Zamana Adanmış Sözler.

Yazar: