Haneler Ev Olunca

Ben Işık - 

Peygamberimiz’den (sav) bahsedilirken “Hane-i Saadetleri’nde nasıldılar?” sorusunu duydum ve okudum defalarca. Şimdilerde öyle çağrışımlar yapmaya başladı ki bu söz bende her geçen gün Peygamberimizin (sav) “Hane-i Saadetlerini” özler oldum.

Neden mi özler oldum? Bir solukta anlatılacak bir şey değil belki. Hasret  hasret yanan kalbimi bir anda satırlara dökmeye bile gücüm yetmez. Çünkü Hane-i Saadet olarak andığımız mekân şimdi “ev” oldu. Adı değiştiği gibi içeriği de değişti. Şimdi evlerde neler yok ki.

Peygamberimiz (sav) her zaman vasat olanı yaşamış. İfrat ve tefritten bizi sakındırmaya çalışmış. Hane-i Saadetleri’nde yemek yemiş, uyumuş, oruç tutmuş, eşleri ile muhabbet etmiş, çocukları ile ilgilenmiş, torunlarını sevmiş, kapısına gelen kimseyi hiç boş çevirmemiş ve hep sade bir hayat yaşamış.

Peygamberimizin (sav) yaşadığı yer gerçekten “Saadetli bir yuvaymış.” Hanelerinde televizyon yokmuş. Bize göre büyük bir eksiklik. Evine televizyon kanalı ile haram olan bakışlar girmemiş. Bize göre ise mahrum kalmış değil mi? Hanelerinde lüks koltuk takımları yokmuş. Hayatındaki  zamanı o koltukları almak için çalışarak harcamamış. Ama  dünya da yaşamış ahireti de arzulamış.

Peygamberimizin (sav) hanelerinde yalan söz yokmuş. Biz ise çocuklarımız bizden bir şey isteyince veya bir yere giderken nasıl da onlara pembe yalanlar söyleriz değil mi? Yeter ki çocuk ağlamasın…

Peygamberimizin (sav) hanelerinde çöp kovasında yemek artıkları yokmuş. Çöp kovaları bile yoktur herhalde. Çünkü O güzel insan(sav)  tabağının hiçbir yerinde yemek bırakmazmış. “Zira bereketin yemeğin neresinde bulunduğunu bilemezsiniz.” hadis-i şerifi ile bize bir yol göstermiştir.

Onların (sav) bizim gibi buzdolapları yoktu. Kimi zaman tek bir hurma ile öğün geçirdiler. Biz ise yemek beğenmez olduk. Her gün ne yesek, ne yapsak derdine düştük. Yemek programları zuhur etti bir de. Bir iki kez izledim. O nimetleri sanki kendileri yaratmışlar gibi bir de üstüne üstelik beğenmeme cüretkârlığına girmişler.( Rabbim hidayet etsin).

Biz bazen bazı konuları karıştırıyoruz. “Allah (cc) verdiği nimetleri üzerinde görmek ister.” “Ama israf edin, saklayın, paylaşmayın, amacınız hep kazanmak, hep kazanmak olsun” DEMEK İSTEMEZ. Rabbim şükür ister. O’nun (cc) verdiklerini kendimizden değil, O’ndan (cc) geldiğini bilmemizi ister.

Peygamberimizin (sav) haneleri öyleydi. Onlar (sav) bir tek hurmanın bile Allah’tan (cc) geldiği bilirler ve şükürlerini bolca ederlerdi. Bizim şükrümüz ise denizdeki bir damla kadar bile değil.

Ne değişti peki? Artık çalışıyoruz, paramız var, bir eve sahibiz, kolayca istediklerimize ulaşabiliyoruz. İstediğimiz kadar üretim yapabiliyoruz. Çöp kovaları ve taşımalıkları atıklarla doldurmayı maharet sayıyoruz. Nimeti Allah’tan (cc) değil; pazarcıdan, marketçiden,  hasatçıdan, kargocudan bilmeye başlıyoruz. Bir meyveyi ağaçtan, bir balığı denizden, bir yıldızı semadan bilmeye başlıyoruz. Doğa analar, tabiat ana ve babaları çoğaldı.

Peygamberimizin (sav) Hane-i Saadetleri’nde bunlara yer yoktu. Ama biz farkında bile olmadan bu kelimeleri kullanıyor ve hatta bazen de bu kelimelere inanıyoruz. Bundan dolayı “Haneler artık ev oldu.”

Milyarlara sahip iş adamları ve şöhretperestler “Ben mutluluk istiyorum.” çığlıklarını atıyorlar. Çünkü onların yaşadıkları yer “EV”.  Kendini üzüntüden içkiye veren gençleri kurtarmak için yeni yeni kurumlar,  kuruluşlar kurulmaya başladı. Çünkü “Yıktıkları haneleri ev yapınca hayatları da hüsrana uğradı.”

Ev değil Hane-i Saadet istiyorum benPeygamberimiz’in (sav) Hane-i Saadeti’ni istiyorum.

Toplanın kardeşler “evlerimizi Hane-i Saadet’e” çeviriyoruz. Allah’ım (cc) yuvalarımızı güzel ve ihlâslı kıl. (Amin)