Hz. İbrahim (a.s) I - Tek Başına Bir Ümmet

Kitab’ta İbrahim’in kıssasını da anlat! Şüphesiz o özü ve sözü doğru bir peygamberdi.”  (Meryem Sûresi 19/41)

 “Gerçek şu ki, İBRAHİM (TEK BAŞINA) BİR ÜMMETTİ; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi.” (Nahl Sûresi 16/120)    


SALİH ALEYHİSSELÂMDAN SONRA

Semud kavmi korkunç bir ses ve sarsıntıyla yıkılıp helak olmuş, Salih Aleyhisselâm Allah’a iman edenlerle birlikte kurtulmuştu. Aradan yıllar geçmiş şeytan yine yapacağını yapmış, insanları azdırdıkça azdırmıştı. Allah Teâlâ engin rahmetinin gereğini yerine getirmiş; yoldan çıkmışları hemen helâk etmeyip, onlara Hz.İbrahim (a.s)’i göndermişti. “…Biz bir peygamber göndermedikçe, hiçbir topluluğa azap etmeyiz.”[1]

Rabbimiz, Hz. İbrahim (a.s) ile o günün insanlarını aydınlığa çıkarmak istediği gibi, kıyamete kadar gelecek insanları da aydınlatıp hakka eriştirmek istemiştir. O, Kur’an-ı Kerim’de kendisinden en çok bahsedilen “ulu’l-azm peygamber”lerden birisi olup, kavmine uyarıcı olarak gönderilmiştir.

.

HZ. İBRAHİM ALEYHİSSELÂMIN SOYU

İbrahim isminin Süryanice olup “Ebun Râhimun - merhametli baba” manasına geldiği ya da İbranice “Ab - raham - Cemaatin babası” demek olduğu ileri sürülmüştür. Hz. İbrahim (a.s)’in soyunun Hz. Nuh’un oğlu Sam’a dayandığı kaydedilmekle beraber, babasının ismi Taruh olup Nemrut’a yakınlığından dolayı ona Azer ismi verildiği söylenir. Kur’an-ı Kerim’de babasının ismi Azer şeklinde geçmekte ve putperest olduğu ifade edilmektedir.[2]

KÜNYE DEĞİL ÜSVE!

Hz. İbrahim (a.s.)'ın en meşhur künyesi peygam­berler babası mânâsına gelen "Ebu'l-enbiyâ"dır. Bu künye, kendisinden sonraki, Kur'ân-ı Kerim'de isimleri geçen 16 pey­gamberden 14'ü onun neslinden geldiği için verilmiştir.[3] Bunun dışında kalan Hz. İbrahim aleyhisselâmın diğer künyeleri mü’minler için birer güzel üsve; yani uyulacak güzel örnekler olarak tezahür etmektedir. Onun en meşhur lakabı  “Halilü’r-Rahman”; yani “Rahman olan Allah’ın dostu”dur.[4] Diğer lakaplar âdeta bu en yüksek Halilu’r-Rahmân sıfatına ulaştıran merdivenin basamaklarıdır: Hz. İbrahim (a.s)’in Evvah (Çok ah ve niyaz eden)[5], Halim (Hilim sahibi, yumuşak huylu)[6], Munib (Allah’a gönülden yönelen)[7], Hanif (Şirk ve dalaletten uzak durup, tevhid dinine sımsıkı sarılan)[8], Kanit (Allah’a gönülden itaat ve kulluk eden)[9] ve Şakir (Çok şükreden)[10] gibi sıfatları vardır. Ayrıca O, Ebû’d-Difan, Ebû’l-Edyaf (misafirlerin babası)dır. Bütün bu sıfatlarla Hz. İbrahim (a.s) Allah’ın dostu olmaya hak kazanmıştır. Mü’minler eğer Hz. İbrahim aleyhisselâma verilen lakaplardaki güzel özelliklerle kendilerini süslerlerse, onlar da “Halilullah = Allah’ın dostu” olmakla ödüllendirilirler.

 

HZ. İBRAHİM (A.S)’İN DOĞUMU YA DA PUTLAR İÇİN SONUN BAŞLANGICI

Tarih ve tefsir kitapları, Hz. İbrahim (a.s)’in Sus şehrinde veya Babil’in doğusunda Dicle ile Fırat nehirleri arasındaki Kusa ’da yahut Verka ’da doğduğunu rivayet ederler. Aslında İbrahim (a.s)’in hayatı dikkate alındığında Urfa şehrinde doğmuş olması daha akla yatkın gelmektedir. Yine Nemrut’un saltanatına son verecek bir çocuğun doğacağı haber verilince annesinin öldürülür korkusuyla onu bir mağarada dünyaya getirmiş olduğu rivayet edilmektedir.[11] En doğrusunu Allah bilir.

İbrahim (a.s) Keldânîlere peygamber olarak gönderilmiştir. O, Hz. Muhammed (s.a.s) Efendimizden sonra yeryüzünün en faziletli insanıdır. Allah, ona 10 sahife indirmiştir. Hz. Ebû Zer (r.a) bu sahifelerde şunların yazdığını rivayet eder:

“Ey saltanat verilen, imtihan edilen ve aldanan kral! Ben, seni dünyayı birbiri üstüne yığasın diye göndermedim. Fakat mazlumun duasını Ben’den geri çeviresin, mazlumu bana yalvarmak zorunda bırakmayasın diye gönderdim. Çünkü ben, mazlumun duasını kâfir de olsa geri çevirmem. 

Akıl sahibinin belli saatleri olmalı. Vaktinin bir bölümünü Rabbine dua ve yakarışa, bir kısmını yüce Allah’ın sanat ve kudreti üzerinde tefekküre, bir kısmını geçmişte işlediklerinden ve gelecekte işleyeceklerinden kendini hesaba çekmeye, bir kısmını da helalinden geçimini kazanmaya ayırmalıdır.”[12]

HZ.İBRAHİM (A.S)’İN MESLEĞİ

Hz. İbrahim aleyhisselam da diğer peygamberler gibi elinin emeğiyle geçinir, kimseye yük olmazdı. O,  geçimini temin için kumaş ve elbise ticaretiyle uğraşmıştır. Hicretinden sonra da çiftçilik yapmıştır.[13] Yine Onun, oğlu İsmail aleyhisselâmla birlikte Kabe’yi temellerinden itibaren yükseltip inşâ etmesi dolayısıyla mimarların ve inşaat ustalarının piri olduğu ifade edilmiştir.

PEYGAMBERLER BABASI

Hz. İbrahim (a.s)’in ismi Kur’an-ı Kerim’in 25 suresinde, 63 ayetinde 69 defa geçmektedir. Yüce Kitabımızda peygamberliğin onun nesline tahsis edildiğine işaret edilir. “Biz ona (İbrahim’e) İshak ile Yakub’u bağışladık. Peygamberliği ve kitapları onun soyundan gelenlere verdik…”[14] 

makamı ibrahim

İbrahim’in neslinden gelen bu peygamberler Kur’an-ı Kerim’de şöyle zikredilmektedir: “Biz ona İshak ve Yakub’u bağışladık. Hepsini de doğru yola ilettik. Daha önce Nuh ve onun soyundan Davud, Süleyman, Eyyub, Yusuf, Musa ve Harun’u da doğru yola iletmiştik. İşte iyilik eden ve işini doğru güzel yapanları biz böyle mükâfatlandırırız. Zekeriya, Yahya, İsa ve İlyas’ı da doğru yola ilettik. Onların hepsi salihlerdendi. İsmail, Elyesa, Yunus ve Lut’u da doğru yola ilettik. Onların hepsini diğer insanlardan üstün kıldık.”[15]

Allah Teâlâ: “İbrahim ve onunla birlikte olanlarda (ailesinde ve ashabında), sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır”[16] buyurmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’de, uyulacak en güzel örneklerden biri olarak mü’minlere Hz. İbrahim aleyhisselâmın gösterilmesi, onun hayatını öğrenmenin önemini bir kat daha arttırmaktadır. En iyi kul olmanın yolu Hz. İbrahim (a.s)’in yoluna uymaktan geçmektedir. Çünkü o, bir kula Allah’ın dostluğunu getirecek en üstün özelliklere sahiptir: “Allah’a teslim olup da iyilik yapan ve tüm kalbiyle İbrahim’in yolunu takip eden kimseden daha üstün kim olabilir? Allah, İbrahim’i kendisine dost edinmiştir.”[17]

 

YAŞADIĞI ASIR 

İbrahim (a.s)’in yaşadığı asrın M.Ö. 2200 ile 2000’li yıllar arası olduğu tahmin edilmektedir. Babil’den sonra Harran’a ve daha sonra Filistin’e geçmiştir. Bu zaman aralığında Mısır’a gitmiş tekrar Filistin’e  dönmüştür. Yine eşini ve oğlu İsmail’i Hicaz bölgesine götürüp bırakmış, kendisi de birkaç defa oraya gidip gelmiştir.

.

BÜYÜYÜP YETİŞMESİ

Kur’an-ı Kerim’de İbrahim (a.s)’in bebeklik ve çocukluk döneminden bahsedilmez. Hadis sistematiği dışında kalan bazı İslâmî kaynaklarda ise bu dönemle ilgili birçok bilgi mevcuttur. Ama bunların doğruluk derecesi net değildir. Doğrusunu yanlışından ayırabilmek cidden zordur. Bu konuda en doğru tutum, bizlere fayda verecek bilgiyi yani Kur’an ve sünnetin ifadelerini öne çıkarmaktır. Böylece doğruluğundan şüphe edilmeyecek bilgilerle Tevhid Peygamberi Hz. İbrahim (a.s)’i öğrenmek bizim için çok önemlidir. Diğer kaynaklarda geçen bilgiler, ancak Kur’ânn ve sünnete muvafık olduğu ve aykırı olmadığı zaman değerlendirilebilir.

Tarih kitaplarında geçen, Hz. İbrahim aleyhisselamın çocukluğuna ait bilgiler arasında onun mağarada doğduğu bilgisi yer alır. Babası Âzer’in yaşadığı şehrin önde gelen şahsiyetlerinden olmasına karşın, oğlunun bir mağarada dünyaya gelmesi, zamanın zalim hükümdarı Nemrud’un gördüğü bir rüyayla başlayan olaylar zincirinin son halkasıdır: Rivayet olunduğuna göre Nemrud rüyasında ışığı ay ve güneşten daha parlak bir yıldızın doğduğunu görmüş ve rüyasını kâhin ve sihirbazlara yorumlatmıştır.  Kâhinler, o yıllarda doğacak bir çocuğun halkın dinini değiştireceğini; nemrudun ölümüne ve saltanatının yıkılmasına sebep olacağını haber verince de yeni doğan erkek çocuklarının öldürülmesini emrederek büyük bir katliam başlatmıştır. Tarih kitaplarında ayrıntılı olarak anlatılan bu hengâmede Âzer, hamile olan eşini bir şekilde şehir dışına çıkarıp gözlerden uzak bir mağaraya yerleştirmiştir. İşte Hz. İbrahim aleyhisselâm bu mağarada dünyaya gelmiştir.[18] Onun mağaradaki hayatına dâir bir olay tarih kitaplarında şöyle anlatılır: İbrahim Aleyhisselâm konuşma çağına gelince mağarada, annesine: "Benim Rabb'im, kimdir?" diye sordu. Annesi Nuna: "Ben'im!" dedi. İbrahim Aleyhisselâm: "Senin Rabb'ın, kimdir?" diye sordu. Annesi: "Babandır!" dedi. İbrahim Aleyhisselâm: "Babamın Rabb'i, kimdir?" diye sordu.Annesi "Nemrud'dur!" dedi. İbrahim Aleyhisselâm: "Nemrud'un, Rabb'i, kimdir?" diye sordu. Annesi: "Sus!" dedi. İbrahim Aleyhisselâm, sustu. Nuna hatun, kocasının yanına dönüp: "Gördün mü? Halkın, dinini değiştireceği söylenen çocuk, işte, senin oğlun­dur!" dedi ve İbrahim Aleyhisselâmın söylediklerini, Âzer'e haber verdi.[19] Bu olayda Hz. İbrahim aleyhisselâmın daha küçük yaşlardan itibaren sebeplilik ve ekmel varlık ilkelerini sezdiğini; ayrıca teselsülün bâtıllığını kavradığını görüyoruz. İleride akıl ve mantık yoluyla muarızlarını susturacak Hz. İbrahim aleyhisselâm işte bu çocuktu.

Hz. İbrahim aleyhisselâmın daha küçük yaşlarından itibaren başlayan hakîkât arayışı, eserden müessire; ya da sanattan sanatkâra intikâl suretiyle kısa sürede meyvesini verdi ve Onu tevhidi imana ulaştırdı. O, asla müşrik olmamıştı. “Sonra Rabbi İbrahim’e, Müslüman ol, dediğinde, “Âlemlerin Rabbine teslim oldum” dedi”[20] Artık Peygamber olmuştu. Bundan sonraki hakîkât yürüyüşü ilâhî rehberlik doğrultusunda devam edecekti. Peygamberlikten sonra Hz. İbrahim (a.s), putlarla birlikte gök cisimlerine tapan kavminin kendi tecrübesini örnek alması ve böylece hakîkâte ulaşması için hakîkâti araştırma yöntemini onlarla empati kurarak ortaya koydu. Onun, kavminin önünde bir davet mantığı ile sergilediği aklî muhakeme Kur’ân’da şöyle anlatılmıştır: “Böylece Biz İbrahim’e, güçlü bir imana sahip olsun diye göklerin ve yerin muhteşem saltanatını gösteriyorduk. Karanlık basınca İbrahim bir yıldız gördü, “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca da, “Ben batıp kaybolan şeyleri sevmem.” dedi. “Sonra doğmakta olan ayı görünce “İşte Rabbim!” dedi. O da kaybolunca, “Eğer Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, mutlaka yolunu yitirenlerden olurdum.” dedi. “Güneş’i doğarken görünce: İşte Rabbim! Bu hepsinden de büyük!” dedi. O da batınca şunları söyledi: “Ey kavmim! Sizin ilahlık yakıştırdığınız şeylerle benim hiçbir ilgim yoktur.” “Doğrusu ben, tek Allah’a inanan bir kimse olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim. Ben müşriklerden değilim.”[21] 


HZ. İBRAHİM’İN AKİDESİ

“İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyandı; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı, müşriklerden de değildi.”[22]  Hz. İbrahim (a.s)’in Allah’a teslimiyeti küçüklüğünden beri Allah’ın ona bir lütfu olmuş ve Allah’ın onu seçip türlü güzelliklerle donatması neticesini vermiştir. En güzel dini arayanlar için Hz. İbrahim aleyhisselâmın dînî ne güzel bir örnektir. Bütün Peygamberlerle birlikte Son Peygamberin (sas) dini de aynı dindi: “İyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim'in dinine uyandan daha güzel din'li kimdir? Allah, İbrahim'i dost edinmiştir.”[23] Mâdem ki en güzel din Hz. İbrahim’in dinidir; biz de Hz. İbrahim’e mensubiyet(!) iddiasında olan Yahudi ve Hristiyanlarla başka din ve ideolojilerden gelen davetlere karşı Rabbimizin öğrettiği şekilde: “…Doğrusu, biz tek Allah’a inanan ve hiçbir zaman Allah’a ortak koşmayan İbrahim’in (hakîkî) dinine uyarız”[24] demeliyiz. Yüce Rabbimiz Hz. İbrahim aleyhisselâma verdiği nimetleri anlatırken: “Andolsun ki, Biz daha önce İbrahim’e de, doğru yolu bulmasını sağlayacak bir sağduyu ve olgunluk vermiştik. Biz onun buna layık olduğunu biliyorduk”[25] buyurmaktadır. Hz. İbrahim (as) yalnız dünyada değil ahirette de güzellik verilenlerdendi: “Doğrusu İbrahim, Allah’a itaat eden, bütün batıl dinleri bırakıp sadece O’na boyun eğen tek başına bir ümmetti. O, hiçbir zaman müşriklerden olmadı. O, Allah’ın nimetlerine şükrederdi. Allah da onu seçkin kıldı ve doğru yola iletti. Biz İbrahim’e dünyada iyilik ve güzellik verdik, elbette o ahirette de iyiler arasında olacaktır.”[26]  Sevgili Peygamberimiz (s.a.s): “Allah İbrahim’i dost edindiği gibi beni de dost edinmiştir”[27]  buyurmuştur. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, İbrahim insanlık için çok özel ve çok güzel bir örnektir.

İBRAHİM ALEYHİSSELÂMIN DÂVETİ

İbrahim aleyhisselâm, yaşadığı bölgede öncelikle babası Âzer’i ve Nemrut’u Hakk’a çağırmış, onların putları ile mücadele etmiştir. Hz. İbrahim (a.s) putları kötüleyerek onlara tapanları düşünmeye sevk etmiştir. Hz İbrahim’in kavmi olan Irak bölgesinde yaşayan Keldanîler; yıldızlara, gök cisimlerine taptıkları gibi putlara da tapıyorlardı. Hz. İbrahim (a.s), putların Allah ile insanlar arasında asla aracı olamayacaklarını sert bir dille onlara haber vermiş bunun ancak bir sapkınlık ve insanın kendini kandırmasından başka bir şey olamayacağını bildirmişti. Hatta ilahlaştırılıp tapılan bu putların başkalarına fayda vermek şöyle dursun, kendilerine bile fayda veremeyeceklerini onları kırarak göstermek istemişti. İnsanları, alışkanlıklarından kurtarıp hakîkâte uyandırmak için Aciz putları kırmış ve büyüklerini bırakmıştı.

İnsanlar dehşete düşmüşler ve İbrahim’i Nemrut’un karşısına çıkarmışlardı. O da Nemrutla tartışarak onu şaşırtmıştı. Tüm bunlara rağmen gerçeklere inanması gerekenler, hakikati yok etmeye karar vermişlerdir. Babası bile onun karşısına dikilmişti. Sonuçta onun ateşe atılmasına karar verilmiş, Allah’ın insanlığı cehennem ateşinden kurtarmak için gönderdiği elçisi Hz. İbrahim (a.s) ateşle cezalandırılmak istenmişti. Biz bütün bunların Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatıldığını görüyoruz:

“Kitab’da İbrahim’in kıssasını da anlat! Şüphesiz o özü ve sözü doğru bir peygamberdi. Hani o babasına: Babacığım! Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir faydası dokunmayan şeylere niçin tapıyorsun?”[28] 

“Bir zamanlar İbrahim babası Azer’e putların ilah olduğunu mu kabul ediyorsun? Doğrusu ben seni de kavmini de açık bir sapıklık içinde görüyorum, demişti”.[29] 

 “Andolsun ki Biz daha önce İbrahim e de doğru yolu bulmasını sağlayacak bir sağduyu ve olgunluk vermiştik. Biz onun buna layık olduğunu biliyorduk. O vakit babasına ve kavmine: Nedir bu tapmakta olduğunuz heykeller, diye sormuştu. Onlar da: Babalarımızı bunlara tapar bulduk biz de onlara uyduk, diye karşılık vermişlerdi: İbrahim Andolsun ki siz de babalarınız da apaçık bir sapıklığın içine sürüklenmişsiniz, dedi. Onlar: Sen ciddi mi söylüyorsun, yoksa bizimle eğleniyor musun, dediler. İbrahim: Hayır, hayır! Sizin rabbiniz, göklerin ve yerin rabbidir. Onları O yaratmıştır. Ben de bu gerçeği kabul edenlerdenim, dedi.”[30]

“Babacığım! Şüphesiz sana gelmeyen bir bilgi bana gelmiştir. Bana uy da seni doğru yola ileteyim.  Babacığım şeytana tapma! Çünkü şeytan Rahmana asi olmuştur.”[31] 

“Onlar Allah’ı bırakıp da ancak bir takım dişi putlara taparlar. Aslında onlar, bunu yapmakla azgın şeytandan başkasına tapmazlar.”[32]

“Babacığım! Şüphesiz ben, Rahman’ın azabına uğramandan ve böylece şeytana dost olmandan korkuyorum, dedi.”[33]

“Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlere dost yaptık.”[34]

“Babası: Ey İbrahim! Yoksa sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer bundan vazgeçmezsen seni taşlarım. Şimdi uzunca bir süre benden uzak dur, dedi.”[35]

“Beni taşa tutmanıza karşı, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınırım.”[36]

Hz. İbrahim (a.s), babasına karşı imanın verdiği merhameti ve nezaketi kullanmış ve her seferinde ona “babacığım” diye hitap etmişti. Ama babası Azer, imansızlığın verdiği kabalık ve merhametsiz tavırları ortaya koyarak ona bir defa olsun “yavrucuğum” dememiştir. Bundan da anlayabiliriz ki imansızlığın insanda kalp katılığı oluşturduğu kesindir.

 

Yazının diğer bölümleri:

2.) http://www.siyerinebi.com/tr/osman-sungu/hz-ibrahim-ii-tek-basina-bir-ummet

3.) http://www.siyerinebi.com/tr/osman-sungu/hz-ibrahim-iii-atesin-yakmadigi-peygamber

 

 



[1] İsrâ Sûresi 17/15

[2] En’am Sûresi 6/74; Tecrid-i Sarih Tercemesi, 9,108-109.

[3] Bkz. Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan yayınevi, İst. 2004 shf.: 200

[4] Nisa Sûresi 4/125

[5] Tevbe Sûresi 9/114

[6] Tevbe Sûresi 9/114

[7] Hûd Sûresi 11/75

[8] Âl-i İmrân 3/67 ve 95 ; Nahl Sûresi 16/123

[9] Nahl Sûresi 16/120

[10] Nahl Sûresi 16/121

[11] Sa’lebi, s, 72-74, Taberi, 1. 234-235: İbnu’l- Esir, 1. 94-95; DİA, “İbrahim” maddesi.

[12] Ebû Nuaym, Hilye,I,167;  İbn-i Esir, el-Kamil,I,124. 

[13] Osman Nuri Topbaş, Nebiler Silsilesi, İst. 1997, Erkam yay. Shf.: 321 -323

[14] Ankebût Sûresi 29/27

[15] En’am Sûresi 6/84-86

[16] Mümtehine Sûresi 60/4

[17] Nisa Sûresi 4/125

[18] Bkz.: Sâlebî-Arais s.73,74 ; Taberî-Tarih c.1,s.121

[19] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/145-146

[20] Bakara Sûresi 2/131

[21] En’am Sûresi 6/75-79

[22] Âl-i İmrân Sûresi 3/67

[23] Nisâ Sûresi 4/125

[24] Bakara Sûresi 2/135

[25] Enbiya Sûresi 21/51

[26] Nahl Sûresi 16/120-122

[27] Müslim, Mesâcid, 23

[28] Meryem 19/41-42

[29] En’am 6/74

[30] Enbiyâ Sûresi 21/56-56

[31] Meryem Sûresi 19/43-44

[32] Nisâ Sûresi 4/117

[33] Meryem Sûresi 19/44

[34] A’râf Sûresi 7/27

[35] Meryem Sûresi 19/46

[36] Duhân Sûresi 44/20

Yazar: 

Yeni yorum ekle

Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.