Efendimizle Bir Gün

 

efendimizle bir gün gece denizResûl-i Ekrem Efendimiz gecenin son üçte birine doğru, seher vaktinde, horoz sesiyle uyanırdı. Cihana bedel kara gözlerindeki uykuyu eliyle silerek doğrulur ve ‘Bizi öldükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun. Yeniden diriltip huzurunda toplayacak da O’dur’ anlamında “Elhamdü lillâhillezî ahyânâ ba‘de mâ emâtenâ ve ileyhinnüşûr” diye dua ederdi. Bazen Medine’nin berrak gökyüzüne bakarak ‘göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akıllı kimseler için ibretler bulunduğunu’ dile getiren Âl-i İmrân sûresinin son on bir âyetini okurdu. Sağ kolundan başlayıp gömleğini giyinir ve ilk iş olarak inci dişlerini misvâklerdi. Diş temizliğini hiç ihmal etmezdi.

Abdest bozacağı yere yaklaştığı sırada “Allah’ım! Her tür şeytandan (kötülüklerden ve günahlardan) Sana sığınırım.” anlamında “Allâhümme innî eûzü bike minel hubsi vel habâis” diye dua eder, oradan uzaklaşırken “Allah’ım beni bağışlamanı dilerim.” anlamında “Gufrânek” derdi (Tirmizî, Tahâret 7; Ebû Dâvûd, Tahâret 28).

Abdest alıp teheccüd namazına başlardı. Sonuncu rekâtı vitir olmak üzere bazen dokuz, bazen on bir, bazen da on üç rekât namaz kılardı. O’nun gece namazları bizimkilere hiç benzemezdi. Kıyâmda uzun sûreler okur, kendini Rabbine en yakın hissettiği secdede dakikalarca kalırdı. Canlı ve coşkulu bir ibadetten sonra mübarek bedeni yorulduğu için yeniden istirahata çekilirdi. Ayrıca geceleri Bakî Mezarlığı’na gider, oradaki ashâbına dua ederdi. Çok önem verdiği bu görevi hiç ihmâl etmez, hatta bazen Cebrâil aleyhisselâm gelip onu uyandırır, Bakî’e gitmesi gerektiğini hatırlatırdı.

Sabaha doğru müezzin Resûlullah’ın evine iki defa uğrardı. Birincisinde namaz vaktinin girdiğini haber verir, o zaman Efendimiz tekrar kalkıp sabah namazının iki rekat sünnetini kılar, sağ tarafına uzanarak dinlenirdi. Müezzinin ikinci gelişinde mescide çıkıp kendisini bekleyen ashâbına sabah namazını kıldırırdı (Buharî, Teheccüd 23; Müslim, Müsâfirîn 121, 122). Namaza başlaman önce safların düzgün tutulmasını tavsiye eder, bazen safların arasında dolaşır, gerektiğinde sahabîlerin omuzlarına dokunarak safların düzgün olmasını sağlardı (Müslim, Salât 122-128).

Ortalık iyice aydınlanmadan namaz kılınmış olur, kadınlar geldikleri gibi sessizce evlerine döner, acil işi olmayan erkekler Peygamber aleyhisselâm ile beraber olmak için yerlerinde otururlardı. Bu sırada mihrapta bağdaş kuran Efendimiz güneş doğuncaya kadar ashâbıyla sohbet ederdi. Kimi gün Câhiliye devrinde yapılan bazı garip işlerden söz açılır, bu sırada ashâb-ı kiram güler, Efendimiz de âdeti olduğu üzere tebessüm ederdi (Müslim, Mesâcid 286). Bazen ashâbına o gece gördükleri rüyayı sorar, onları dinleyip rüyalarını tâbir ederdi; rüya gören olmamışsa kendi rüyasını anlatırdı. Zira Resûl-i Ekrem rüyada önemli olayların ipucunu görür, bu sebeple rüyalara çok önem verir, müminin rüyasının peygamberliğin kırk altıda biri olduğunu söylerdi (Buharî, Ta‘bîr 2, 4, 48).

Sabahın bu bereketli saatlerinde saadet asrının bahtiyar Müslümanları, şimdi bizim derin hasretle anacağımız hoş bir olayı yaşarlardı. Cihanın Efendisinin kendileri için bulunmaz bir devlet olduğunu iyi bilen, O’nun bir tel saçını elde edebilmek ve mübarek tenini doya doya öpen abdest sularının birkaç damlasını yüzlerine sürebilmek için çırpınan Medineli Müslümanlar, zannedersem özellikle de hanım sahabîler çocuklarının veya hizmetçilerinin eline birer su kabı tutuşturup onları Resûl-i Ekrem’e gönderirlerdi. O da ümmetinin koklayarak öpmeye can attığı o mübarek elini bu sulara daldırarak hepsinin gönlünü hoş ederdi. Havanın iyice soğuk olduğu günlerde bile onları reddetmez, mübarek elini buz gibi sulara daldırmaktan kaçınmazdı. (Müslim, Fezâil 75)

Gündüz Neler Yapardı?

Resûl-i Ekrem Efendimiz daha sonra eve döner, besmele çekerek içeri girer, soldan başlayarak ayakkabısını çıkarır, ev halkına selâm verirdi. Eve besmeleyle girildiğinde şeytanın üzüldüğünü, adamlarını “Artık burada kalamazsınız” diye uyardığını söylerdi (Müslim, Eşribe 103). Eve girerken “Allah’ım senden hayırlı giriş, hayırlı çıkışlar niyaz ederim. Allah’ın adıyla girdik, Allah’ın adıyla çıktık ve Rabbimiz olan Allah’a tevekkül ettik.” der, içeri girer girmez yine dişlerini misvâklerdi (Müslim, Tahâret 43, 44; Ebû Dâvûd, Edeb 103).

Sonra hanımına evde yiyecek bir şey bulunup bulunmadığını sorar, yiyecek bir şey yoksa oruca niyet ederdi (Müslim, Sıyâm 169, 170). Eline geçeni yoksullarla paylaştığı için yiyecekleri sık sık tükenir, evde haftalarca yemek pişmediği olurdu. Âişe annemizin dediği gibi o zaman hurma ve su ile veya komşuların gönderdiği yiyeceklerle yetinirlerdi. Bazen evde birkaç arpa ekmeğiyle sirkeden başka bir şey bulunmaz, Peygamberler Sultanı “Sirke ne güzel yiyecektir.” diyerek ekmeğini sirkeye banıp yerdi. Gün olun bir tabak yemekle, gün olur birkaç hurmayla idare ederdi. Bir şey yerken besmele çekmeyi, sonra da elhamdülillah demeyi hiç ihmal etmezdi.

Evde bulunduğu saatlerde eşlerine her konuda yardım ederdi. Gerekirse evi süpürür, hayvanları sağar, elbisesini yamar, kendi işini kendi yapardı. (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, VI, 256) Her sabah onların hatırını sorar, ihtiyaçlarını öğrenir, sonra da bunları temin ederdi. Bu maksatla evden çıkarken önce sağ, sonra sol ayakkabısını giyer, “Allah’ın adıyla çıkıyorum. Allah’a güveniyorum. Günahlardan korunmaya güç yetirmek, ibadet ve tâate kuvvet bulmak ancak Allah’ın yardımıyladır.” anlamında “Bismillah, tevekkeltü alellah, velâ havle velâ kuvvete illâ billâh” derdi. Böyle diyerek evden çıkan kimsenin ilâhî himâye altında olacağını, şeytanın ondan uzaklaşacağını söylerdi. Bazen başka dualar da okurdu. Yolda karşılaştığı kimselere selâm verip tokalaşır, Müslümanların selâmlaşmasının çok önemli ve sevap olduğunu söylerdi.

Evvâbîn diye de anılan Kuşluk namazını hiç ihmal etmezdi. Güneşin yükselmesinden zevâl vaktinden yarım saat öncesine kadar olan zaman içinde bu nafile ibadeti duruma göre bazen iki, bazen dört, bazen sekiz rekât olarak kılardı (Daha geniş bilgi için bk. Riyâzü’s-sâlihîn Peygamberimizden Hayat Ölçüleri, V, 354-356).

Öğle sıcağı iyice bastırınca kaylûle yapar yani öğle uykusuna yatardı. Yakın arkadaşlarının, sevdiği ve değer verdiği kimselerin evinde de kaylûle yaptığı olurdu.

 Mescid-i Nebevî’de

Vaktinin önemli bir kısmı Mescid-i Nebevî’de geçirirdi. Müslümanlarla orada görüşüp sohbet eder, sorularını cevaplandırır, öğüt isteyenlere öğüt verirdi. Önemli bir duyuruda bulunacağı zaman herkesi orada toplar, ganimet mallarını dağıtır, göndereceği heyetleri, askerî birlikleri, tayin edeceği kumandanları, valileri, zekât memurlarını, dini öğretecek muallimleri belirler, yabancı heyetleri kabul eder, misafirlerini ağırlardı.

Hasta olanları sorup öğrenir, onları evlerinde ziyaret ederdi. Dargın olanları barıştırmaya çok önem verir, evleri uzakta bile olsa, yanına birkaç kişiyi alarak oraya gider, barışmalarını sağlardı.

Sahabîler, özellikle de hanım sahabîler evlerinde Resûlullah’ın iki rekat namaz kılmasını, böylece evlerini bereketlendirmesini isterler, yemek ikram etme bahanesiyle onu davet ederlerdi. O da kimseyi kırmaz, istedikleri yerde namaz kılar, şayet namaz vakti girmişse, orası da Mescid-i Nebevî’ye uzaksa evdekilere imam olup namazı kıldırırdı.

Akşamleyin

Peygamber-i Zîşân geceleyin hangi eşinin yanında kalacaksa akşam onun evine giderdi. Diğer hanımları da orada toplanırdı. Kimi zaman Efendimiz onlara bilmeleri gereken şeyleri öğretir, kimi zaman İslâm öncesi yaşayan insanların ibretli hayat hikâyelerinden bahseder, bazen da onlarla günlük hayattan söz edip şakalaşırdı. Hem eşi hem de ümmeti sıfatıyla onunla bir arada bulunmak annelerimizi bahtiyar ederdi.

Yatsı namazı kılındıktan sonra önemli bir işi yoksa kardan beyaz dişlerini temizleyip abdestini alır, yatağının üzerine oturur, İhlâs ve Muavvizeteyn’i yani kulhüvallâhü ahad ile kul eûzüleri okuyup ellerine üfler, sonra da onları yüzüne ve vücuduna sürerdi. Yavaşça sağ yanına uzanır, mis kokulu avucuna gül yaprağını andıran yanağını koyar ve bazı dualar okurdu. Kimi zaman kısaca “Allah’ım! Senin adınla ölür, senin adınla dirilirim.” anlamında “Allâhümme bismike emûtü ve ahyâ” der (Buharî, Daavât 7, 8), bazen daha uzun dualar okur, sonra kendisini bir tür ölüm kabul ettiği uykunun kollarına bırakıverirdi.