Mü'min Hıyanet Abasından Sıyrılıp Emanet Hil'atıne Bürünendir

Emanet, hıyanetin aksine emniyettir, güvendir, korku ve endişeden emin olmaktır. Korumak ve saklamak demektir. Emanet mümin olmanın şartıdır. Çünkü mümin; elinden ve dilinden emin olunan kişidir. O; peygamberî bir sıfat taşıdığını bilerek izzetle yaşayandır.

Mekke’nin zulmetli vakitlerinden birisi idi… Hicrete engel olmak isteyen karanlık gönüllerin kumpasında, çepeçevre sarılmıştı Rasûlü Kibriya’nın evi… Hanesinden çıkar çıkmaz O’nu (s.a.s) öldürmek arzusu içinde eriyip yok olmuştu tüm iyi niyetler… Oysa O (s.a.s) emindi. Rabbine güvenip dayanmıştı… Yardım ve zafer ancak Allah’tandı. 

Ne yaman çelişkiydi ki; şahsına duydukları güven ve inancın ifadesi olarak Muhammedü’l-Emîn unvanını O’na (s.a.s)  layık görenler, tebliğ ettiği davanın doğruluğundan şüpheye düşüp O’nu (s.a.s)  yok etmeye kalkanların ta kendileriydi.

Efendimiz ne insanların emanetine ne de Rabbinin onu memur ettiği ulvi vazifesine asla hıyanet etmedi… Hz. Ali’ye (r.a) tembihi de bu doğrultuda idi. “Ya Ali! Yarın bu emanetleri sahiplerine ver ve arkamdan bana yetiş.” O (s.a.s)  can tehlikesi altında iken dahi kendisine teslim edilen emanetleri düşünüyordu. Onun insanlar nazarında bu denli kabul görmesi bu sebeptendi. Sadakat, emanet, vefa gibi pek çok vasıf insanlar nezdinde hayranlık uyandırıyor ve iman nurunun doğmasına vesile oluyordu.

Emanet kavramı oldukça geniş bir anlama sahiptir. İnsanın sorumluluk alanına giren her şey bu çerçevede değerlendirilir. Muhakkak ki; bu yelpazenin ilk sırasında Allah’a karşı olan sorumluluklarımız yer alır. “Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.”(Ahzap 72) 

Dinî sorumluluklarımızı içeren bu emanet, akıl ve nefsin bileşkesinde ağırlık kazandı. İnsan; nefsini alt edeceğine, iman edip Rabbini tanıyacağına, ibadet ve taatte bulunacağına söz verdi. Sözünü tutarak felaha kavuşanların yanında, çoktan emanetini unutup zayıflık gösterenlerimiz de oldu… “Ey iman edenler; Allah'a ve peygamberlerine ihanet etmeyin. Bile bile kendi emanetlerinize hıyanet etmiş olursunuz.” (Enfal 27)

“İki özellik vardır ki bunlar müminde huy haline gelmez. Bunlar hıyanet ve yalandır.”   (Ahmed b. Hanbel, c. V, s. 252.) Mümin, Allah’ın ona verdiği sorumluluklarını seve seve üstlenir ve isteksizlik göstermeden bunları yerine getirir.  Kur’an’a ve sünnete uygun bir hayat yaşar. Çünkü o, kâinat kitabını okurken aslında en değerli hazinelerin kendisine verildiğini keşfeder ve bu lütuf karşısında şükrün gerekliliğini iliklerine dek hisseder. Akıl nimetinden duygularına kadar, organ ve azalarından his ve sezgilerine kadar sahip olduklarının ne denli yüce hikmetler içerdiğini anlar. Böylece Rabbine verdiği sözün tutulması gerektiği bilincine sahip olur. Ve dinî yükümlülüklerini yerine getirme sorumluluğunun, üzerindeki en mühim emanet olduğunu idrak eder. Bilir ki; bu can bu tene emanettir. İmanı ruha Kevser misali yudumlatmak boynumuzun borcudur. 

“Ölümden önce hayatın, hastalığından evvel sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.” (Hâkim, Müstedrek, 4/306)

Rabbimizin bizlere kurabilmeyi lütfettiği ailelerimiz ve bahşettiği çocuklarımız da üstlendiğimiz emanetlerdendir. Yavrularımızın dinî ve ahlakî vetireleri tam bir şekilde kazanmalarını sağlamalıyız. Onlara hem bu dünya hayatında hem de ahiret yurdunda mutlu olabilmenin değişmez ilkelerini sunmalı, onların üzerimizdeki haklarını ödemeliyiz. “Ey müminler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennemden koruyunuz.” (Tahrim 6)

Çocuklarımızı, sağlıklı düşünebilen, doğru ile yanlışın ayrımını yapabilen, gelişmiş vicdanlara sahip bireyler olarak yarınlara kazandırabilirsek; gelecek nesillerin de sıhhatini temin etmiş oluruz. Bu onlara bırakacağımız en büyük mirastır. “Hiçbir baba çocuğa güzel terbiyeden daha üstün bir hediye vermiş olamaz.” (Tirmizi, Birr 33)

Üzerimizdeki bir başka sorumluluk ise devlete, millete ve vatana aittir. Özellikle devlet işlerinin bir emanet olduğu ve öncelikle bunların ehline verilmesi gerektiği Kur’anî bir ilkedir. “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakit adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size ne kadar güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi bilen ve görendir.” (Nisa 58)

Özellikle devlet işleri aksamadan, doğrulukla, haksızlıklara meydan vermeden yapılmalıdır. Bu da o işi yapmaya en ehil olanın işin başına getirilmesi ile mümkün olabilir. Bir adam Peygamberimize gelerek sorar: Ey Allah’ın Rasûlü, kıyamet ne zaman kopacak? Peygamberimiz: “Emanet zayi olduğu zaman kıyameti bekle.” buyurur. Adam bunu anlayamamış olacak ki tekrar sorar: Emanetin zayi olması nasıl olur? Bunun üzerine Peygamberimiz: “İşler ehil olmayan kimselere verildiği zaman kıyameti bekle.” buyurur. (Buhari, Sahih, Rikak,35) 

Bizler pek çok sorumlulukla donatılmış emanetçileriz. Teneffüs ettiğimiz havadan, çevremize hizmet verdiğimiz işimizden, evimizdeki bireylerden kısacası, çok geniş bir alandan mesulüz. Bu dairede her bir varlığın üzerimizdeki hakkını unutmadan görev ve sorumluluklarımızı emanet bilinci içerisinde yerine getirmeliyiz. “Hepiniz çobansınız ve hepiniz çobanlığınızdan sorumlusunuz. Devlet başkanı üstlendiği görevden sorumludur. Kişi ailesinin koruyucusu ve eli altında olanlardan sorumludur. Kadın, eşinin evinin koruyucusu ve eli altında bulunanlardan sorumludur. Hizmetçi efendisinin malının koruyucusu ve eli altında bulunanlardan sorumludur. Dikkat ediniz. Hepiniz çobansınız ve hepiniz çobanlığınızdan sorumlusunuz.” (Buhari, Cuma 11)

Elimiz altındakilerin emniyetinden sorumluyuz. Ve bu konuda mutlaka sorguya çekileceğiz. Bu sebeple emanete ihanet etmekten korkmalı ve bu hususta son derece hassas olmalıyız. “ Hiç kimse kıyamet günü (beş şeyden) ömrünü nerede ve ne suretle tükettiğinden, gençliğini nerede ve nasıl yıpratıp çürüttüğünden, malını nasıl kazanıp nerelere harcadığından, elde ettiği bilgileri ile ne yaptığından sorguya çekilmedikçe Allah’ın yüce katından ayrılamayacaktır.” (Tirmizi, Kıyame I)

Ey nefsim! Hıyanet münafıklık kisvesidir.  Sen mümin olmayı dilersen emaneti gözetmelisin. Kulak ver: Rasûl-ü Zîşan emniyete çağırıyor. Bu davete tâbi ol ki; durağın Firdevs Cenneti olsun… Boş ver bu dünyanın derdini, tasasını; ötelerde kurulan eminler meclisinde senin de bir yerin olsun… 

Yazar: