Sünnete Uymak ibadete, İbadet İse Aşk-ı İlâhiye Sebeptir

Gönül hun oldu şevkinden boyandım Ya Rasûlallah
Nasıl bilmem bu nîrana dayandım Ya Rasûlallah
Ezel bezminde bir dinmez figandım Ya Rasûlallah
Cemalinle ferahnâk et ki yandım Ya Rasûlallah

Gül açmaz çağlayan akmaz İlâhî nûrun olmazsa
Söner âlem nefes kalmaz felek manzûrun olmazsa
Firâk ağlar visâl ağlar ezel mesrûrun olmazsa
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Resulallah

- Yaman Dede- 

* * *

Ne yaman bir dertmiş aşk... Ağlatır, inletir, söyletir… Gel vazgeç bu ıstıraptan deseniz; derdin içindeki lezzet sevilir… 

Aşkı İlahi ile yanmanın lütfuna ermiş kutlulardandı Mehmet Abdülkadir Keçeoğlu. Diyamandi olmaktan Yaman Dede olmaya uzanan nadide bir hayat… Farkında olmadan mümin olmanın örneğidir o. Mesnevi okurken içine düşen aşk kıvılcımı onu yakmış, kavurmuş, yangın yerine dönen kalbinde bir gül bahçesinin rayihası içerisinde yaşamıştır.

Yukarıda bir kısmını sunduğumuz naatı, Üsküdar’da dile gelmiş, ta Halep’te, Suriye de okunmuştur. Rabbim, aşkı ile atılan bir nidayı evrenin her köşesinde yankılandırmaktadır.

“Ölüm asude bir bahardır.”  diyerek Hakk’a yürüdüğünde, arkasında hakikat nuruyla yetiştirdiği pek çok güzel insan bırakmıştır. Öğrencilerine hizmeti Sevgili’ye hizmet olarak görmüştür.

Yaman Dede insanın yükselebilmesi için iki kanat sahibi olması gerektiğini söyler: Aşk ve ibadet… İbadetsiz aşk ve aşksız ibadet tek kanattır. Tek kanatla yükselemeyiz. Aşkı, kulluğumuza düzenli bir şekilde devam edersek içimizde bulabiliriz. Yükselirse insan makam makam sonsuzluğa uzanır. O zaman dilde sadece şükür kalır: “Kahrında hoş, lütfun da hoş…” 

“Cânı cânâna teslime hazır değilsen sakın kimseye aşktan bahsetme” der Mevlana… İnsan, nefsin emir ve arzularını bir tarafa sıyırıp, Rasûlullah Efendimizin (sas) izinde solumayı şiar edinirse, adeta yeniden var olduğunu, içerisinde sevgiye dair bambaşka kıpırtıların başladığını hissedecektir. Aşka giden yol, cânı Hakk’a teslim etmekten geçiyorsa, bunun en güzel ifadesi; kul olmakta kendini bulacaktır. Kul olmak ise; tam bir teslimiyet içerisinde olmayı, kazaya rıza duymayı ve o Rasûlü Zişana kopmayacak bir bağ ile bağlanmayı gerektirir. Habib-i Kibriya’nın sünnetine tabi olarak bezenmiş bir sîret, aksatılmadan devam edilen ibadetler ile güçlendiğinde yücelere doğru seyre başlayacaktır. Önce âşık olmak sonra aşıka maşuk olmak ile nasiplenecektir.

Müslüman sünnetten hareketle ibadet aşkı duyar. İbadet ise aşkı ilahiyi ortaya çıkarır. Her şey sebepler zincirine eklenmiştir: Sünnete ittiba ibadete, ibadet ise aşkı ilahiye sebeptir. “İman edip, salih amel işleyenlerin ve Hz. Muhammed’e indirilene- ki o (Kur’an) Rableri tarafından gelen Hak’tır- iman edenlerin günahlarını Allah örtmüş ve hallerini düzeltmiştir.” (Muhammed 2)

Sünnete uymak Allah’a sevginin ispatıdır. Zünnun-i Mısri (ra), ahlakında, fiil ve hareketlerinde Allah’ın Habibi’nin (sas) sünnetine uyan kimsenin Allah’a olan sevgisini ispat etmiş olacağını ifade eder. “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah’ta sizi sevsin…” ( Ali İmran 31)  Zira; Rasûlullah Efendimize (sas) itaat, Allah’a itaat etmek demektir. Müminin bu vasıf üzerine bulunması gereklidir. “Ey Müminler! Allah’a ve Rasûlüne itaat edin. (Kur’an-ı ve öğütlerini) dinlediğiniz halde, Peygamberin emirlerinden yüz çevirmeyin.” (Enfal 20)

Nebiler Nebisinin sünnetine uymak gönül evini mamur eyler. Çünkü ancak sünnetin yolu ile zulmet boğulur, cehalet kovulur. İnsanı geri bırakan tüm kötü ve olumsuz vasıflar silinir, gider. Mamur olan gönülden hakikat aşkının güneşi doğar. Böylece adalet ve rahmet yeryüzüne yayılır ve tüm evrene hâkim olur.  İnsanlığın ve medeniyetin inkişafı ancak bu sayede mümkün olur.

Biz ancak O’nun  (sas) terbiyesinde; şefkat ve merhamet sahibi olmayı, yumuşak huylu olmayı, açı doyurmayı, hastayı ziyaret etmeyi, güler yüzlü-tatlı sözlü olmayı, mütevazı olmayı, çocukları sevip okşamayı, akrabaya, komşuya ikramda bulunmayı, cömertliği, temizliğe önem vermeyi, dünya malına rağbet etmemeyi, kimsenin ayıbını yüzüne vurmamayı… ve şükreden bir kul olmayı görüyor ve öğreniyoruz. Bu ilkeler ışığında nefsimizi törpüledikçe ilahi nurun huzmeleri ruhumuzu yıkıyor ve biraz daha latifleşmenin hazzı ile doluyoruz.

Cenab-ı Hak, Efendimizin (sas) peygamberliğinin, O’na vahyettiği yolun ne kadar değerli ve Zatının (sas) ne denli hürmete ve saygıya layık olduğunu biz kullarına belirtmek istercesine Habibine, Kur’an-ı Kerim’de ismiyle hitap etmemiştir. “Ey Nebi!..” (Ahzab 1) “Ey Rasûl!..” ( Maide 13) gibi nidalar ile Efendimizin peygamberlik yönü hep vurgulanmıştır. Mübarek adı, zikredildiği yerlerde dahi Nübüvvet vasfı ile birleştirilmiştir. “Muhammed ancak Rasûldür…” (Âl-i İmran 144)  Bu ilahi terbiyenin gerektirdiği edep ve haya ile sünnet dairesinde yaşamalı ve bu nimeti de büyük bir lütuf bilmeliyiz.

Demek biz kullar sünneti kendimize değişmez bir yol bellemeliyiz. “Habibim; biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya 107) ayeti kerimesi gereğince, sünneti kendimiz ve çevremiz için doğacak tüm hayırların menbaı olarak düşünmeli ve kabul etmeliyiz. Bu fikri Mevlânâ ne de güzel ifade etmiştir: “Ben hayatım boyunca Kur’an-ın kölesiyim. Muhammed’ül-Muhtâr’ın (sas) ayağının tozuyum.”

Sünnet; insanı her an ve her yerde Allah’ı anmaya götürür. Günlük işlerimizde dahi bağlı kaldığımız ilkeler sayesinde kalbimiz Mevla’ya döner, O’nu (cc) hatırlar, O’na bağlanır. Hâli ile Rabbini zikreder… Dili ile tesbih eder… Kazaya rıza duyarak mutmain yaşar… Kalpler ancak Allah’ı anarak huzur duyar…

Muhabbet işin aslıdır vesselam… Onsuz hiçbir şey olmaz. Lakin neticeye giden yol, sünnetten gayrısında bulunmaz…

“Muhabbetten Muhammed oldu hasıl, Muhammed’siz muhabbetten ne hasıl?”

Rabbim hepimize Rasûlullah Efendimizin sünnetine bağlanmayı ve içimizde yeşerecek aşk ile kulluğumuzu daim eylemeyi nasip etsin… Âmin…

Yazar: