Siyer Yazıları 13: Örümcek

Allah’ın sınırsız ilminden bir numuneyiz.

Vücûdumuzdaki sıvıdan teller üretiriz. Bunlar çelikten bile güçlüdür! Çünkü ilmin sâhibi ol, der ve olur.

İşte bu tellerle ağ örerek avlanırız ve dünyânın her yerinde yaşayabiliriz. İnsanlar bilir ki uzun süre dokunulmamış, kullanılmamış yerler bizim mekânımızdır. Orayı mesken tutar, yerleşiriz. Bir yerin terk edilmişliğini anlatmak için de bizi örnek gösterirler, “Kapının eşiğini örümcek bağlamış, ne zamandır giren yok.”

Mekke’nin sıcak kayalarının arasında yaşıyordum. İnsanların uğrak yeri değildi burası. Ben bu tenhâ yerde tellerimi örmekteyken bana ilmek ilmek örülen kaderden bîhaberdim. O günden, yâni Ebû Bekir’in ve Allah Resûlü’nün Sevr Mağarası’na gizlendiği günden sonra ezberleri bozdum. Terk edilmişliğin, sâhipsizliğin işâreti olmanın dışına çıktım. Yeni bir vasıf kazandım: İlmin sâhibi ol dedi ve ben perdedâr oldum.

Nemrut’un yok olmasına sebep olan o topal sineği kıskanmıştım hep. Küçücük, insanların rahatsız olup kurtulmaya çalıştığı bir canlı, İbrâhim Peygamber’i ateşe attıran kâfirin beynini kemirip onu öldürsün. Ne şeref! 

Şükür ki ben de Efendimiz’i ateş çemberinde yok etmek isteyen müşriklerin gözüne perde ördüm. Onların ölümüne değil ama kendi kendilerini kemirip tüketecekleri bir duruma düşmelerine aracı kılındım. Ne güzel tâlih!

Mekkeli müşrikler, müslümanları ne kendi topraklarında yaşatıyor ne de onların başka topraklarda yaşamalarına izin veriyordu. Bu yüzden Efendimiz ve Ebû Bekir gizlice Medîne yoluna çıkmışlar ve saklanmak için de Sevr Mağarası’nı seçmişlerdi. Çünkü müşrikler yakaladıkları yerde onların canına kıyacaklardı. Dört yanda aradılar. Bakmadık tek bir delik bırakmadılar. Tam mağaranın önüne yaklaşmışlardı ki Rabbim emretti bana. Tüm eşik boyunca ağ ördüm. Görenler, “Yok, yakın zamanda giren olmamış buraya belli ki! Örümcek ağı duruyor baksana. Vakit kaybetmeyelim,” dediler. Ve içeri girmeden yola devam ettiler.

Kılıçla, mızrakla, okla, zırhla değil; hafif bir esintiyle yerinden oynayacak ipek ağımla korudum O’nu ve dostunu.

Ben dışarıda taştan taşa çektiğim ağın sarmalında beklerken Allah Resûlü içeride, endişesi mağarayı saran Ebû Bekir’i tesellî ediyordu, “La tahzen! İnnellahe meanâ: Üzülme, Allah bizimle berâber.”

Evet, Allah bizimle berâberdi. Ağımın önüne hızlıca çalı çırpı taşıyıp yuva yapan güvercinle, içeride tedirgin bir şekilde bekleyen Ebû Bekir’le, tebessüm ederek ona tesellî veren Hazreti Muhammed’le, Medîne’de gözleri yollarda bekleyen müminlerle...

Ve sizlerle! O günün anısına, ağlarımızı bozmaktan çekinen, temizlik yaparken sanki incitmek istemez gibi bizi yavaşça yerimizden eden sizlerle!

Örümceğin duâsı mı olur, demeyin. Olsa bile makbul müdür, diye de geçirmeyin içinizden. Çünkü sonsuz ilmin sâhibi ol der ve olur...

Duâm şudur:

“Allah’ım! Kapısındaki örümceğe hürmet eden bu ümmet, Efendimiz’in kendisini görse kim bilir ne yapar? Beni imrendiğim o şereften mahrum etmediğin gibi onları da şefâatten mahrum etme!”

Yeni yorum ekle

Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.