SÜNNETE BAĞLILIK IV : Anında Uyma ve Uygulama Eğilimleri

  

Sahabîlerin sünnete sarılma konusunda dikkat çeken özelliklerinden biri de tereddütsüzlükleridir. Yani sünnet olarak öğrendikleri veya müşâhade ettiklerini zaman kaybetmeksizin, ilk fırsatta uygulamaları ve bundan dolayı ne ile karşılaşacaklarının hesabı ve kaygısına asla kapılmamalarıdır. Birinci bölümde de geçtiği üzere Hz. Peygamber’in sünnetine hemen uymakta gecikenlere gösterdiği tepkiler de sünnete uymada gerekçeli olsun olmasın en küçük bir tereddüt ve gecikmenin kabul edilemez olduğunu göstermektedir. 

Hudeybiye’de Hz. Peygamber ihramdan çıktığı halde ihramdan çıkmakta gecikip hem de sadece saçlarını kısaltmakla yetinenler, Hz. Peygamber’in duasını geciktirmekle cezalandırılmışlar, anında itaat etmemenin cezasını anında kendilerine dua edilmemekle çekmişlerdir.[1]Rasûlullah(sallallahu aleyhi ve sellem), bu ve benzeri tavırları ile sünnete uyma konusunda tereddüde yer olmadığını göstermiştir. Sünnete anında uymak bir fazilettir. Nitekim Hz. Ebû Bekir, Mi’rac olayındaki tasdikindeki önceliği sebebiyle “es-Sıddîk” adını almıştır.[2]

Sünnete sarılma konusunun her başlığı altında zikredebileceğimiz Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ali’nin şu sözleri, konuya ait sahabîlerin genel tavırlarının ifadesi niteliğindedir. Hz. Ebû Bekir yemin ederek “Ben, Rasûlullah’ın(sallallahu aleyhi ve sellem)yapmakta olduğunu gördüğüm şeyi terk etmem, muhakkak yaparım, O’nun  (sallallahu aleyhi ve sellem) emrinden (işinden) bir şey terk edersem sapacağımdan korkarım”[3] demiş, Hz. Ali de “Ben, Rasûlullah’tan(sallallahu aleyhi ve sellem)bir şey duyduğum zaman Allah’ın dilediği ölçüde onunla amel etmeye çalışırım”[4] diye Hz. Ebû Bekir’in dile getirdiği düşünceyle tavrı, te’kid veya te’yid etmiştir.

Sahabîlerin bu tutumlarının esas âmili yine Kur’ân ve sünnettir. Çünkü Kur’ân-ı Kerim’de Rasûlullah’a(sallallahu aleyhi ve sellem) itaat edilmesini emreden ayetler ile Hz. Peygamber’in, bütün çeşitleriyle sünnetine tereddüt göstermeden anında uyulmasını isteyen beyanları bulunmaktadır. Pek tabiî olarak bu emirlere uyulmaması halinde çok ciddi ikaz ve tehditler söz konusu olmaktadır. 

Hz. Peygamber’in emir-nehiy türünden sözlerine ve sünnetine hiçbir engel tanımadan, mazeret ileri sürmeden, tereddüt etmeden, anında uymak gerektiğini değişmez bir prensip haline getiren ve konunun temelini oluşturan şu olay dikkat çekicidir. Übey b. Ka’bradıyallahuanhnamaz kılarken Hz. Peygamber, kendisine seslenmiş, Übey ise namazı bozup Hz. Peygamber’e cevap vermemiştir. Namazı süratle kılıp yanına gittiğinde ise Rasûlullah(sallallahu aleyhi ve sellem), cevap vermesine neyin mani olduğunu sormuş, Übey de namazda olduğu için cevap veremediğini belirtmiştir.  Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Bana vahyedilenler arasında ‘Hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü’ne uyun’[5] ayeti yok mu?” buyurmuştur.[6]

Abdullah b. Revaha, Rasûlullah(sallallahu aleyhi ve sellem)minberde iken “Oturun” buyurunca mescid dışında yolda olduğu halde hemen oturmuş, Rasûlullah(sallallahu aleyhi ve sellem)mescittekilere “oturun” dediği için onun oturduğunu öğrenince “Allah itaatını arttırsın” diye dua etmiştir.[7]Rasûlullah’ın(sallallahu aleyhi ve sellem)dua ile memnuniyetini, takdîrini göstermesi, kasdettiği manayı düşünmeyecek kadar Hz. Peygamber’e güvenip emirlerine anında uyulmasına da onay vermesidir.

Hz. Peygamber, yolda giderken kubbeli bir bina görünce, bina sahiplerinin ahirette karşılaşacağı şeyleri anlatmış. Her işlerinde Hz. Peygamber’in tasvîb ve rızasını aramakla mâruf olan sahabîler, bu durumu bina sahibine anlatmışlar, o sahabî de tereddüt etmeden hemen kubbeyi yıktırmış. Hz. Peygamber, bir başka gün oradan geçerken kubbeye ne olduğunu sormuş, kendisine durum anlatılınca yapılan işi takdir ve tasvîb anlamında “Allah ona merhamet etsin” diye dua etmiştir.[8]

Zaman içinde sahabîlerin mümeyyiz vasıfları halinde gelen tereddütsüzlük ve sünnetin gereğini anında yerine getirmeleri, Müslüman olmayanların da dikkatlerini çekmiş ve hayretlerini uyandırmıştır. Mesela, Müslüman olmadan önce görüşmeler için ashâbın yanında bulunanEbûSüfyân(v. 31/651), ezan sesini duyan müslümanların sabah namazını kılmak için seferber olmalarını hayretle karşılamış, Hz. Abbâs’a bu davranışlarının sebebini sormuştur. Abbâs radıyallahuanhise -tereddütsüzlüklerinin güzel bir ifadesi olarak- hayretini daha da arttıracak olan şu cevabı vermiştir: “Rasûlullah(sallallahu aleyhi ve sellem) eğer onlara yiyip içmeyi terk edip aç olarak ölmelerini emretse onu da yaparlar.”[9]

Hudeybiye antlaşması için elçi olarak müslümanların yanına gelen Urve b. Mes’ûdda aynı tespitte bulunmuş, müşriklerin yanına dönünce “Muhammed, bir şey emredince arkadaşları derhal onun emrini yerine getirmeye koşuyorlar” demiştir.[10]

Daha sonra Müslüman olan, EbûCüreyCâbir b. Süleymsahabîlerin Hz. Peygamber’e bakışlarını, onunla münasebetlerini şöyle anlatmıştır: “İnsanların görüşüne göre hareket ettikleri bir tek kişi gördüm. Ne söylese uyuyorlardı. Onun Rasûlullah(sallallahu aleyhi ve sellem) olduğunu öğrendim.”[11] Hatta sahâbîlerin bu tavırları, Hz. Peygamberin bazı düşüncelerinden vazgeçmesine bile sebep oluyordu. Meselâ zemzem suyunu çıkarıp dağıtmak istemiş, fakat müslümanların da kendisine tereddütsüz uyup bu hizmeti yapmakla görevli olanlara müsaade etmeyeceğinden endişe ettiğinden vazgeçmiştir.[12]

Sahâbîlerintereddütsüzlükleri, genellikle Hz. Peygamber’in bir konuyu iki defa hatırlatmasına veya bir emri iki kez tekrarına gerek bırakmayacak derecedeydi. Seferde konaklandıkları zaman sahâbîler dağılırlardı, bunun üzerine Rasûlullah(sallallahu aleyhi ve sellem) “Bu yaptığınız şeytana uymaktır” buyurmuş. EbûSa’lebe el-Huşenî(v. 75/694), “Bundan sonra ashâb birbirlerine o kadar yakın otururlardı ki onların üzerine bir örtü açacak olsam nerede ise hepsini örterdi” demiştir.[13]

Sahabîler, sünnet söz konusu ise alışkanlıklarından da vazgeçmekte tereddütsüzdüler. Hz. Peygamber, sol eliyle yemek yiyen bir sahabî hanıma “ Allah sana sağ el vermişken sol elinle yeme” buyurmuş, o hanım da hemen sağ eliyle yemek yemeğe başlamış ve sol eliyle yemeği terk etmiştir.[14] Hz. Ömer de babasının adına yemin etmekten Hz. Peygamber’in ikazı ile hemen vazgeçmiş ve bir daha böyle bir yemin etmemiştir. [15]

Sahâbîler, maddi zarar sayılabilecek veya kendisine o an için zor gelebilecek durumlarda da hiç tereddüt göstermeden sünnetin gereğini yerine getirirlerdi. Bu, Hz. Peygamber döneminde edindikleri genel bir davranıştı. Çünkü Hz. Peygamber, Müslüman olmaya gelenlerden darlıkta, varlıkta (kolay ve zor zamanlarda), sevinçli (dinç), kederli zamanlarında ve hakkını alamadığında da dinleyip itaat” etmek üzere biat almıştı.[16]

Rasûlullah(sallallahu aleyhi ve sellem) Hz. Ömer’e ganimetlerin beşte birinden bir câriye vermişti. Rasûlullah’ın(sallallahu aleyhi ve sellem) esirleri azad ettiğini öğrenen Ömer, hemen oğluna kendine verilen câriyeyiazad etmesini söylemiştir.[17]İbn Ömer de babasının hassasiyetini taşımaktaydı. O, rastladığı bir bedeviye selam verip bineğine almış ve hiç düşünmeden sarığını ona vermiş. Kendisine bedevîlerin azada razı olduğunu belirtip bu kadar ikrama ne lüzum var dediklerinde İbn Ömer “Onun babası, babamın dostu idi. Rasûlullah’ı(sallallahu aleyhi ve sellem) ‘İyiliğin en iyisi, evladın baba dostlarına sılada bulunmasıdır” derken işittim, demiştir.[18]

Hz. Peygamber altın yüzük takan bir kimsenin parmağına elindeki çubukla vurmuş ve “onu at” buyurmuş, o kimse de hemen yüzüğü sokağa atmış, ondan faydalanmayı düşünmemiştir.[19] Hz. Esmâ’nın teyzesinin kolunda iki altın bilezik gören Rasûlullah(sallallahu aleyhi ve sellem)  “Koluna iki ateş bilezik takılması seni sevindirir mi?” buyurunca, o hanım hemen bilezikleri atmış, bileziklere ne olduğunu takip bile etmemiştir.[20] Şarap ticareti yapan Keysân, şarabın haram kılındığını Medine’ye gelince öğrenmiş, (içilmesinin yasak, satılmasının caiz olduğunu zannederek) onu satmak istemiş, Hz. Peygamber, ona satılmasının da yasak olduğunu söyleyince şarapları dökmüş,[21] maddî zararını hiç düşünmemiştir.

Sahâbîler, Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi vesellem) sağlığından beri onun emirlerine uymak söz konusu olduğunda nefislerini hiçe sayarlardı. Genel tavır bu idi. Mesela, Rasûlullah(sallallahu aleyhi ve sellem) , EbûMesûd’u(v. 42/662) kölesini döverken görmüş ve “Allah senin üzerine, senin bu köle üzerinde olan kudretinden daha muktedirdir” diyerek onu uyarmış, kırbacı elinden atan EbûMes’ûd “Bundan sonra ebediyyen bir daha köle dövmem” demiş[22] öfkeli bir anında hemen kendisine hâkim olabilmiş ve bir daha hiçbir köleyi dövmemiştir.

Sahâbiler aynı şekilde düşmanla savaş için yola çıkmışken bundan vazgeçebilmişlerdir. Muâviye, Rumlar’la arasındaki muâhede müddeti dolunca Rumlar’a akın yapmak için hazırlıklara başlamış ve onların ülkesine yakın bir yere yürüyüşe geçmiş. Amr b. Abese, Rasûlullah(sallallahu aleyhi ve sellem) “Her kimin bir cemaat ile muâhedesi olursa, müddeti doluncaya kadar veya muâhedeyi feshettiğini onlara bildirmeden, sakın ahdi ne çözsün ne de bağlasın!” buyurduğunu haber verince Muâviye, ordusu ile geri dönmüştür.[23]

Sahâbîler, bir sünneti duyduklarında hiçbir tartışmaya girmez, kendi görüşlerinden vazgeçer ve hemen sünnete uyarlardı. Hz. Ömer, halife olunca Kâbe’nin içinde bulunan altın ve gümüşleri fakirlere dağıtmayı düşünmüş, Şeybe b. Osman (v. 59/679), ona, Hz. Peygamber ve Ebû Bekir’in böyle bir şeye teşebbüs etmediklerini hatırlatınca “O ikisi, izlenmeye değer önderlerdir” diyerek düşüncesinden vazgeçmiştir.[24] Yine Hz. Ömer, diyetle ilgili bir görüşünden, ed-Dehhâk b. Süfyân’ın, Rasûlullah’ın(sallallahu aleyhi ve sellem), bu konuda kedisine mektup yazdığını haber vermesi üzerine vazgeçmiş, sünnette olana göre hareket etmiştir.[25]

Hz. Ömer, mecûsîlerden bir gruptan cizye almak istemiş, onlar da kendilerinden cizye alınmamasına dair Hz. Peygamber’in bir mektubunun olduğunu iddia etmişler. Hz. Ömer, mektubu bulunca onlardan cizye almaktan vazgeçmiştir.[26] Sünnete sarılma konusunda babası ile aynı titizliği gösteren Abdullah b. Ömer, ailesinden ihrama giren kadınların mestlerini kesermiş, kendisine Rasûlullah’ın(sallallahu aleyhi ve sellem) mest konusunda kadınlara izin verdiği haber verilince bu tutumunu bırakmıştır.[27]

Ammâr b. Yâsir, cemaate namaz kıldırırken cemaatten daha yüksek bir yerde durmuş, bunu gören Huzeyfe, onun yanına giderek elinden tutup indirmiş. Namazdan sonra Huzeyfe, Hz. Peygamber’in imamın cemaatten daha yüksekte durmaması gerektiğine dair hadisi bilip bilmediğini sormuş, -muhtemelen hadisi, Huzeyfe’nin davranışı üzerine hatırlamış olan- Ammâr da “Ben de zaten bunun için sana itaat ettim” demiştir.[28]

Sünnete şahit olduklarında veya sonra öğrendiklerinde hemen uyma konusunda sahâbîlerdekitereddütsüzlük, emrin veya nehyin üzerinde düşünmeden, anında sünnetle amel şeklinde hem de süratle harekete dönüşürdü. Daha önce de zikrettiğimiz gibi, Hz. Peygamber, namaz kılarken ayakkabısını çıkarmış, ardından sahâbîler de sebebini bilmeden ayakkabılarını çıkarmışlardır.[29] Onlar, ibadetler dışında da aynı şekilde davranmışlardır. Rasûlullah’ın(sallallahu aleyhi ve sellem) elinde altın yüzüğü gören sahâbîler, altın yüzük takmışlar, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) yüzüğünü atınca onlar da atmışlardır.[30]

Amr b. Mürre(v.116/734), Muâviye’yeRasûlullah’ın(sallallahu aleyhi ve sellem) “Herhangi bir hükümdar, kapısını muhtaç yoksul ve düşkünlerin yüzüne kaparsa, Allah da göklerin kapısını onun hâcet, yoksulluk ve düşkünlüğüne karşı kapar” buyurduğunu haber verince Muâviye, hemen halkın ihtiyaçlarına bakan bir kişi tayin etmiştir.[31]



[1] Bk. Muvatta, Hac 184; Ahmet b. Hanbel, I, 216, 353; II, 16, 34, 79, 119, 138, 141, 151,; III, 89; IV, 70, 165; V, 381; VI, 402, 403; Dârîmî, Menâsik 64; Buhârî, Hac 316-318, 320, 321; İbnMâce, Menâsik 71; EbûDâvûd, Menâsik 78.

[2] Bk. Tahavî, Müşkilü’l-âsâr II, 143-146.

[3]Ahmet b. Hanbel I, 4, 6, 9,-10; Buhârî, Humus 1; Ferâiz 3; Meğâzî 14, 38; FedâiluAshâbi’n-Nebî 12; Müslim Cihad 52, 54; EbûDâvud, İmâre 19.

[4]İbnMâce, İkâme 193; EbûDâvud, Vitr 26; Tirmizî, Salât 181.

[5]Enfâl 8/24.

[6]Buhâri, Tefsîr 1/1; 8/2; 15/3; Fedâilü’l-Kur’ân 9 (Bu rivayette Übey yerine Saîd b. Mualla adı geçmektedir); EbûDâvûd, Vitr 15, Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân (Fedâilu’l-Kur’ân) 1.

[7]Abdurrezzâk, Musannef III, 211.

[8]Ahmet b. Hanbel III, 220.

[9]Abdurrezzâk, Musannef V, 376. EbûSüfyan bu sözleri şu olay üzerine söylemiştir. Sabah ezan okununca Müslümanlar hareketlenmiş, EbûSüfyân, kendisine saldıracaklarını zannedince “Yâ Abbâs ne oluyor?” demiş. Abbas, “münadinin namaz için çağrısı sebebiyle hareketlendiler” diye cevap vermiş, EbûSüfyân “Onların hepsi, Muhammed’in çağrısı sebebiyle mi harekete geçti?” diyerek hayretini belirtmiş. Abbâs da “Evet” diye mukâbele etmiş. EbûSüfyân “Yâ Abbâs, onlar Muhammed ne yapıyorsa aynısını yapıyorlar” diyerek tekrar hayretini belirtmiş. Abbâs “Evet, eğer onlara yiyip içmeyi terk edip aç olarak ölmelerini emretse yaparlar” demiştir.

[10]Ahmed b. Hanbel, IV, 324; Buhârî, Şurût 15.

[11]EbûDâvûdLibâs 25.

[12]Bk. Müslim, Hac 147.

[13]Ahmet b. Hanbel IV, 193; EbûDâvûd, Cihâd 88. Aynı şekilde sahabîler, Hz. Peygamber’in safları düzgün tutma emri üzerine omuzlarını dizlerini, topuklarını birbirlerine değdirirlerdi. (Bk. Ahmed b. HanbelIv, 276; 277; Buhârî, Ezân 71; EbûDâvûd, Salât 93; Tirmizî, Salât 53; Nesâî, İmâme 25.)

[14]Ahmed b. Hanbel IV, 69; V, 380.

[15]Ahmed b. Hanbel I, 18; 36; II, 7, 8; Buhârî, Eymân 1; İbnMâce, Keffâret 2;Tirmizî, Nüzûr 8; Nesâî, Eymân 5.

[16]Bk. Ahmed b. Hanbel V, 314; Buhârî, Buyu’ 68; Fiten 2; Müslim, İmâre 35, 41, 42.

[17]Müslim, Eymân 28.

[18]Müslim, Birr 11. İbn Ömer, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında tarlaların kiraya verildiğini bildiği halde kendisinin bilmediği yeni bir durum olabileceği ihtimaliyle Rafi’ b. Hadîc’in haberi üzerine tarlasını kiraya vermekten vazgeçmiştir. Ahmed b. Hanbel II, 6; Buhârî, Hars ve Muzaraa 18; Müslim, Buyu’ 112; İbnMâce, Ruhûn 8; EbûDâvûd,Buyu’ 31; Nesâî, Eymân 45.

[19]Ahmed b. Hanbel IV, 260; V, 272; Müslim, Libâs 52; İbnHıbbân, Sahîh, I, 176.

[20]Ahmed b. Hanbel IV, 460.

[21]Ahmed b. Hanbel IV, 335-336; Nesâî, Buyu’ 90.

[22]Müslim, Eymân 34.

[23]Tirmizî, Siyer 27.

[24]Ahmed b. Hanbel III, 410; Buhârî,İ’tisâm 2; EbûDâvûd, Menâsik93.

[25]EbûDâvûd, Ferâiz 18. Hz. Ömer’in diyet konusunda benzer bir davranışı için bk. Abdurrezzâk, Musannef IX, 385. “Vakkâfeninde’l-Kur’ân” olarak tavsif edilen Hz. Ömer’in bu davranışları onun aynı zamanda “vakkâfeninde’s-sünne” olduğunu gösterir.

[26]Abdurrezzâk,Musannef IV, 68.

[27]EbûDâvûd, Menâsik 31.

[28]EbûDâvûd, Salât 66.

[29]Abdurrezzâk, Musannef I, 387, 388.

[30]Abdurrezzâk, Musannef X, 395; Buhârî, İ’tisâm 4. Aynı olayın gümüş yüzükle de geçtiğine dair bk. Müslim, Libâs 59. Eşca’ kabilesinden bir sahabî de “Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) elimde bir yüzük gördü. Atmamı emretti. Onu attım, bugüne kadar da takmıyorum” diyerek sünnete anında bağlılık gösterdiğini ifade etmiştir. (Bk. Ahmed b. Hanbel IV, 260.)

[31]EbûDâvûd, Harac 12; Tirnizî, Ahkâm 6. Aynı konuda bir başka hadis de şudur: Erminiye’ye gönderilen müfrezede Cerîr b. Abdullah, Muâviye’ye askerin aç kaldığını ve Hz. Peygamber’in de “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez” buyurduğunu haber verince Muâviye hemen Cerîr’den onların yanına gidip onlara ihsânda bulunmalarını istemiştir. (Bk. Ahmed b. Hanbel IV, 361).